Ne kedisiz ne de kitapsız sözü ekseninde edebiyatta kediler

Türk ve dünya edebiyatının pek çok önemli yazarının ilham kaynağı kediler olmuştur. Öyle ki yazarların çalışma masasında her zaman onlara eşlik eden kediler vardı.

Türk ve dünya edebiyatında kediler, çok kullanılan bir metafor olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünya edebiyatına yön veren usta kalemlerin en yakın dostları, sırdaşları ise her zaman kediler olmuştur. 

Dostoyevski’nin Suç ve Cezası’nın unutulmaz karakteri Raskolnikov’un ağlayarak bir atın boynuna sarıldığı sahne...

Usta şair ve yazarların ortaya koyduğu eserleri kadar, taşıdıkları kedi sevgisi de her zaman merak konusu oldu. Türk ve dünya edebiyatının en sevilen isimleri arasında yer alan Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Tomris Uyar, Orhan Veli Kanık, Nazım Hikmet, Metin Altıok, Oktay Rifat, Erol Güney, Behçet Necatigil, Ece Ayhan, Melih Cevdet Anday, Necip Fazıl Kısakürek, Nilgün Marmara, Haydar Ergülen, Sylvia Plath, Edgar Allan Poe, Jean Paul Sartre, Frida Kahlo ve Bukowski, gerek kedileri gerekse kediler üzerine yazdıklarıyla tanındı ve çok konuşuldu.

Kışkırtıcı filozof Nietzsche’nin delilik krizlerinden birinde kırbaçlanmış bir ata tutunarak ağlaması, Ursula K. Le Guin’in Yerdeniz kitaplarındaki haşin ejderhalar, Edgar Allan Poe’nun kuzgunu…

Pek çok şiir, roman ve öyküye konu olan kediler, bazen ilham kaynağı olarak işaret edildi, bazen de dünyaya farklı gözlerle bakan şair ve yazarların yalnızlığını paylaştığı yoldaşı ve dostu olarak, en az sahipleri yazar ve şairler kadar ilgi gördü. 

YAZARLARIN KEDİ SEVGİLERİ

Bir de yazarların, şairlerin belki bir sığınma alanı olarak gördükleri kedi sevgileri... Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kara kedisiyle çektirdiği fotoğrafı meşhurdur. Sabit Fikir dergisinde Mustafa Akar'ın verdiği bilgilere göre, kediler yazarların vazgeçilmezleri arasındaki yerini her daim korumuş.

EDEBİYATIN BAŞ KARAKTERLERİ

Ya ötekiler, Mustafa Kutlu ve İbrahim Tenekeci’nin Saka kuşlarına olan sevgileri… Süleyman Çobanoğlu hep bir Kangal beslemeye heves etti. Tomris Uyar ve Bilge Karasu’nun kedi sevgileri malum. Nice öykülerinin, yazılarının baş karakteri oldu böylece kediler.

EDEBİYATÇILARIN CANLILARA OLAN İLGİSİ

Edebiyatçıların diğer canlılara karşı gösterdikleri bu ilginin altında fıtratla alakalı bir gerçeğin yattığına inanıyorum. Yazarlar, şairler insanı ve insana dair meseleleri anlatırken, hakikatin çeperlerinde dolanıyorlar, o çeperi delip geçeni çok az olabilir.

İBNİ HALDUN'UN TESPİTİ

Yine de rahatsız ruhların bu macerası bize çok şey söylüyor. İbn Arabî’nin bu konudaki tespiti ise harika. Hazret, nefsini ehlileştirdikçe yabanî canlıların kendisinden kaçmadığını keşfeder ormandaki gezilerinde.

İçindeki nefs öldükçe, başka canlılarla dolaysız bir yakınlaşma kurar. Bizde de vardır; eski dervişleri anlatan çizimlerde, hemen yanlarında bir geyik, bir karaca olduğunu fark ederiz.

EDEBİYATIN ÖBÜR CANLILARI

Demek nefsle birlikte insanın içindeki o yabanilik de ölüyor, geriye kalan hakikat ise kosmosla bağ kurmamızı, onla yakınlaşmamızı sağlıyor.

Edebiyatın öbür canlıları -kediler, kuzgunlar, ejderhalar- içimizdeki yabanî tadı anlamamızdaki en büyük yardımcılarımız. O zaman biz de tekrarlayalım Karasu’nun deyimleşmiş öğüdünü: Ne kitapsız, ne kedisiz…