ABD, yaklaşık 30 yıl sonra Japon yeni için yeniden devrede

ABD ve Japonya, yenin değer kaybını sınırlamak için 31 Temmuz 2026’da yaklaşık 30 yıl sonra yeniden ortak müdahalede bulundu. Müdahale yenin kısa süreli değer kazanmasını sağlasa da para birimi birkaç gün sonra yeniden değer kaybetti.

Ensonhaber / AA
ABD, yaklaşık 30 yıl sonra Japon yeni için yeniden devrede
Ensonhaber'i Google'da haber kaynağınız olarak ekleyin

Japon yeninin son 40 yılın en düşük seviyelerine yaklaşması, Tokyo’nun uzun yıllardır sürdürdüğü düşük faiz politikasının sınırlarını yeniden gündeme taşırken, ABD’nin yaklaşık 30 yıl sonra Japonya ile birlikte piyasaya müdahale etmesi gelişmenin küresel boyutunu gözler önüne serdi.

Türk-Alman Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Semih Emre Çekin'in AA Analiz için kaleme aldığı değerlendirmeye göre, ABD'nin yenin desteklenmesine katılması yalnızca Japon ekonomisine yönelik bir yardım olarak görülmüyor. Müdahalenin arka planında küresel "carry trade" işlemlerinin oluşturduğu riskler, ABD tahvil piyasasının kırılganlığı, Asya'daki finansal istikrar ve Washington'ın Çin'le rekabetinde Japonya'ya verdiği stratejik önem bulunuyor.

31 Temmuz'daki ortak müdahalenin ardından yen kısa süreliğine değer kazansa da birkaç gün içerisinde yeniden gerilemeye başladı. Bu durum, piyasaya doğrudan müdahalenin kısa vadede etkili olabileceğini ancak Japonya'nın karşı karşıya bulunduğu yapısal sorunları tek başına ortadan kaldırmayacağını gösterdi.

JAPONYA'YI YENİN ZAYIFLAMASINA GÖTÜREN SÜREÇ

Japonya, 1990'lı yıllardan itibaren düşük büyüme ve deflasyonla mücadele etmek amacıyla dünyanın en gevşek para politikalarından birini uyguladı. Bu yaklaşım özellikle 2012 sonrasında daha da belirgin hale geldi.

Japonya Merkez Bankası (BoJ), ekonomiyi desteklemek amacıyla yüksek miktarda devlet tahvili satın alırken, 2016'da 10 yıllık tahvil faizini sıfıra yakın seviyelerde tutmayı hedefleyen "getiri eğrisi kontrolü" politikasını devreye aldı.

Bunun sonucunda Japonya'daki faiz oranları ABD ve diğer gelişmiş ekonomilerin oldukça altında kaldı. İki ülke arasındaki faiz farkının giderek açılması ise yen üzerinde aşağı yönlü baskıyı artırdı.

Japonya'daki düşük faiz ortamı, yatırımcıların düşük maliyetle yen borçlanarak daha yüksek getiri sağlayan dolar ve diğer para birimleri cinsinden varlıklara yönelmesine imkan verdi. "Carry trade" olarak bilinen bu strateji zamanla küresel finans piyasalarının önemli işlemlerinden biri haline geldi.

Faiz farkının açıldığı dönemlerde yen cinsinden varlıklara yönelik talebin azalması, para biriminin daha fazla değer kaybetmesine zemin hazırladı.

BOJ İÇİN FAİZ İKİLEMİ

Yenin zayıflaması karşısında Japonya Merkez Bankası'nın önündeki seçenekler ise önemli riskler barındırıyor.

Enflasyonu kontrol altına almak ve yeni desteklemek amacıyla faizlerin hızlı biçimde artırılması, Japon devletinin yüksek borç stokunun finansman maliyetini yükseltebilir. Buna karşılık faizlerin düşük tutulması, yen üzerindeki baskının devam etmesine ve ithalat kaynaklı enflasyonist risklerin artmasına yol açabilir.

Bu nedenle BoJ, ekonomik büyüme, kamu maliyesi, enflasyon ve döviz kuru arasında hassas bir denge kurmak zorunda.

30 YIL SONRA GELEN ORTAK MÜDAHALE

Japonya geçmişte de yenin aşırı hareketlerini sınırlamak amacıyla döviz piyasasına müdahalelerde bulundu. Ancak son gelişmenin en dikkat çekici tarafı, ABD'nin de sürece dahil olması oldu.

Yaklaşık 30 yıl önce Asya finans krizinin ardından görülen koordinasyona benzer biçimde ABD'nin Japonya'yla birlikte hareket etmesi, Washington'ın yen sorununu yalnızca Tokyo'ya özgü bir ekonomik mesele olarak görmediğine işaret ediyor.

ABD açısından iki temel risk öne çıkıyor:

İlk risk, yenin hızlı değer kaybının diğer Asya ekonomilerine yayılması ve ülkelerin ihracat rekabetini korumak amacıyla kendi para birimlerini zayıflatmaya yönelmesi. Böyle bir süreç, bölgede rekabetçi devalüasyon baskısını artırarak finansal istikrarı tehdit edebilir.

İkinci risk ise Japonya'nın elinde bulunan yüksek miktardaki ABD Hazine tahvilleriyle ilgili. Japon yatırımcıların veya kamu kurumlarının ABD tahvillerinin önemli bölümünü satması, zaten yüksek seyreden ABD tahvil faizleri üzerinde ilave baskı oluşturabilir.

Dolayısıyla Washington'ın hedefi yalnızca yenin değer kazanmasını sağlamak değil; Japonya'daki kur, tahvil ve faiz piyasalarında oluşabilecek bir istikrarsızlığın Asya'ya, ABD'ye ve küresel ekonomiye yayılmasını engellemek.

ABD-ÇİN REKABETİNE JEOPOLİTİK BOYUT

Yen konusunda yaşanan gelişmenin bir diğer boyutunu ABD ile Çin arasındaki ekonomik ve stratejik rekabet oluşturuyor.

Washington ile Pekin arasındaki mücadele artık yalnızca ticaret tarifeleri ve teknoloji kısıtlamalarıyla sınırlı değil. Finansal sistemler, sermaye hareketleri ve müttefik ülkelerin ekonomik dayanıklılığı da rekabetin önemli unsurları arasında yer alıyor.

Bu açıdan Japonya, ABD'nin Asya'daki en önemli ekonomik ve stratejik ortaklarından biri olarak öne çıkıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in müdahalenin ardından 3 Ağustos 2026'da yaptığı açıklamada ekonomik güvenliği milli güvenliğin bir parçası olarak nitelendirmesi ve Washington'ın müttefiklerini destekleyeceğini vurgulaması da gelişmenin stratejik yönünü ortaya koyuyor.

Japon finans sisteminde yaşanabilecek ciddi bir sarsıntının ABD açısından birden fazla sonucu olabilir. Bölgesel finansal güvenin zedelenmesi ve Asya'da kur savaşı riskinin yükselmesinin yanı sıra Japon sermayesinin ABD tahvil piyasasından çekilmesi, Washington'ın borçlanma maliyetlerini artırabilir.

Daha uzun vadede ise Japonya'nın ekonomik ve finansal açıdan zayıflaması, ABD'nin Çin karşısında oluşturmaya çalıştığı ekonomik ittifak yapısının önemli unsurlarından birinin zarar görmesi anlamına gelebilir.

"YALNIZCA JAPONYA'YA YARDIM ETMİYOR"

Bu nedenle ABD'nin yenin değerini desteklemek amacıyla müdahaleye katılması, yalnızca Tokyo'ya yönelik ekonomik destek şeklinde değerlendirilmiyor.

Başka bir ifadeyle Washington, yenin istikrarını desteklerken kendi finansal çıkarlarını, ABD tahvil piyasasının dengesini ve Asya'daki jeoekonomik düzeni de korumaya çalışıyor.

Bu durum, yaklaşık 30 yıl önceki müdahalelerden önemli ölçüde farklılaşıyor. 1990'lı yıllarda temel endişe bölgesel finansal krizin yayılmasını önlemekken, bugün tabloya küresel "carry trade" işlemleri, büyük kamu bilançoları, ABD tahvil piyasasının hassasiyeti ve Çin'le stratejik rekabet gibi yeni unsurlar eklenmiş durumda.

JAPONYA'NIN ÖNÜNDE KOLAY BİR ÇIKIŞ YOK

Yenin istikrar kazanması için Japonya'nın faiz politikasında daha hızlı bir sıkılaşmaya gitmesi kısa vadede para birimini destekleyebilir. Ancak bu adım, yüksek kamu borcunun finansman yükünü artırarak Japon ekonomisi üzerinde yeni baskılar oluşturabilir.

Faizlerin düşük tutulması ise yenin yeniden değer kaybetmesi ve enflasyon baskısının devam etmesi riskini beraberinde getiriyor.

Bu nedenle ortak döviz müdahalesi piyasalara güçlü bir mesaj verse de Japonya'nın temel sorununu tek başına çözmüş değil. Nitekim müdahale sonrasında yenin kısa süreli değer kazanmasına rağmen birkaç gün içinde yeniden gerilemesi de bu durumu ortaya koydu.

YENİN İSTİKRARI KÜRESEL MESELEYE DÖNÜŞTÜ

Ortaya çıkan tablo, Japonya'nın yaklaşık 30 yıldır uyguladığı sıra dışı para politikalarının bugün ulaştığı sınırları gösteriyor.

ABD'nin sürece dahil olması ise yenin değerinin artık yalnızca Japonya'nın para politikasıyla ilgili olmadığını ortaya koyuyor. Küresel finansal istikrar, ABD'nin kendi finansman koşulları, Asya ekonomilerindeki dengeler ve Washington'ın Çin'e karşı kurmaya çalıştığı ekonomik ittifak sistemi, yenin geleceğini doğrudan etkileyen unsurlar haline geliyor.

Bu nedenle 31 Temmuz'daki müdahale, yalnızca bir kur operasyonu değil, ABD'nin Asya'daki finansal ve jeoekonomik çıkarlarını koruma çabasının da önemli bir göstergesi olarak öne çıkıyor.

Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)