Bu yazıyı duvarında asılı bulunduranlar hastalık ve sıkıntılardan korunuyor: 'Hilye'
Hilye-i Şerif; adı güzel kendi güzel tabiriyle andığımız, hiç göremediğimiz ama görmeden sevdiğimiz Hz.Muhammed (s.a.v)'in suretini anlatan yazıdır. Peki Hilye'de neler yazıyor? Hilye'yi kim yazmış? Hilyeyi evde bulundurmanın faziletleri neler?
Sözlükte “süs, ziynet, kolye” gibi mânalara gelen hilye, mecazen “yaratılış, sûret ve güzel vasıflar” demektir. Kelime Osmanlı kültüründe Hz. Peygamber'in vasıflarını, bu vasıflardan bahseden kitap ve levhaları ifade etmek için kullanılmıştır.
Hilye, lügatte süs, ziynet, yüz ve rûh güzelliği demektir. Hilye, Hazret-i Peygamber’in, kelimelerle çizilmiş resmidir.
Nahîfî şöyle der:
“Muhakkak ki bir kimse, hilye-i şerîf yazsa ve ona çok nazar eylese, Allâh Teâlâ o kimseyi hastalık ve sıkıntılardan ve ânî ölümden hıfzeyler. Şâyet bir yere sefer ettiğinde berâberinde götürürse, o seferinde dâimâ Hakkın muhâfazasında olur.”
Birçok İslâm müellifi, hilye-i şerîfenin sayısız fazîletleri hakkında düşüncelerini ortaya koymuşlardır. Hattâ Hazret-i Peygamber’i rüyâda görmek için de hilye-i şerîfeyi teberrüken ezberleme an’anesi, birçok İslâm ülkesinde hâlâ mevcuttur.
Hilye-i Şerif'i okuduktan sonra ardından salavatı şerife okunuyor. Hilye-i Şerif'in ne anlama geldiğini, nasıl okunduğunu, duasını, tüm detayları ile sizin için derledik...
HİLYE-İ ŞERİF NEDEN ÖNEMLİ?
Hilye-i Şerif, Nebiler nebisi Hz. Muhammed'in (s.a.v) fiziki halinin tasvir edilmiş halidir. Rivayetlere göre Peygamberin, ağır bir hastalık geçirdiği dönemde kızının ağlayarak "senin gül yüzünü bir daha nasıl göreceğiz" demesi üzerine Hz. Ali'ye (r.a) yazdırdığı kelimelerden oluşan resimdir. Rasulullah şöyle buyurmuştur:
"Ya Ali Hilyemi yaz ki, vasıflarımı görmek beni görmek gibidir..."
Hilye-i Şerif müslümanlar tarafından çok önemsenir. Hz. Ali’den rivayet edilen, “Hilyemi gören beni görmüş gibidir. Beni gören insan bana muhabbetle bağlanırsa Allah ona cehennemi haram kılar; o kişi kabir azabından emin olur, mahşer günü çıplak olarak haşredilmez” meâlindeki hadis de bu rağbetin sebeplerinden birini teşkil etmiştir.
Herhangi bir dinî dayanağı tesbit edilememekle birlikte içinde hilye bulunan evin felâkete uğramayacağı ve üzerinde hilye taşıyan kişinin her türlü musibetten korunacağına inanılması da bu hususta teşvik edici bir rol oynamıştır.
Hilye-i Şerif aynı zamanda; Hz. Peygamber'in fiziki özelliklerini anlatan edebî eserler ve aynı konuda hüsn-i hatla yazılmış levhalar için kullanılan terim olarakta kaynaklarda geçer.
Yaratılmışlar arasında hiçbir benzeri bulunmayan Hz. Muhammed s.a.v'in, nur üstüne nur olarak tasvir edilen simasını anlatmak için kelimeler kifayetsiz kalmıştır. Allah'ın insanoğluna lutfettiği bütün güzellikleri şahsında toplayan o eşsiz varlığı, gerçek mânâda târif edebilmek elbette mümkün değildir.
Hâkânî'nin dediği gibi:
"Gelmemiştir bilir eşyâ ânı,Yaradılmışta O’nun akrânı…"
“Bütün varlıklar O’nun hak Peygamber olduğunu bilir. Çünkü yaratılmışlar arasında O’nun benzeri hiçbir zaman vücûda gelmemiştir.”
Göremediğimiz ama görmeden sevdiğimiz Efendimiz s.a.v.'in şemailini anlatan bu sözler, bizlere her zaman çölde bir su olmuştur.

(Yahyâ Hilmi Efendi’nin Ebû Hüreyre rivayetini esas alarak yazdığı Muharrem 1288 (Mart-Nisan 1871) tarihli sülüs-nesih hilye (Sakıp Sabancı Müzesi Hat Koleksiyonu, nr. 140-0085)
HİLYE-İ ŞERİF'TE YAZANLAR
Hz. Ali Resulullah'ı anlatıyor:
"Resulullah ne son derece uzun ne de son derece kısaydı. O (s.a.v) orta boyluydu. Saçları ne düz ne kıvırcık, hafif dalgalıydı. Şişman olmadığı gibi, yüzü de yusyuvarlak değildi. Yüzünün rengi kırmızıya çalan beyazdı. Gözleri siyah ve parlak, kirpikleri uzundu. Kemiklerinin eklem yerleri iri ve omuzlarının arası genişti.
Avuçları ve ayakları dolgundu. Yürüdüğünde yokuştan iner gibi sert adımlarla yürür, birine döneceği zaman tüm vücuduyla döner öyle konuşurdu.İki omzu arasında peygamberlik mührü vardı. Zira O, peygamberlerin sonuncusuydu. İnsanların en cömerti, gönlü en geniş olanı, en güzel ve düzgün konuşanıydı.
Gayet yumuşak tabiatlı ve insani ilişkilerde arkadaş canlısı idi. Ansızın onu gören kimse heybetinden ilk başta çekinir, fakat tanıdıkça onu çok severdi. Ondan bahseden bir kimse, 'Ne O'ndan önce ne de O'ndan sonra asla benzerini görmedim' demekten kendini alamazdı."