Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sivil bir anayasa ihtiyacı henüz karşılanamadı
Türkiye'nin yeni, demokratik, katılımcı, özgürlükçü anayasa yapma şartlarının daha da olgunlaşacağını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni ve sivil bir anayasa için en ideal dönemde olduklarını vurgulayarak Türkiye'nin bu ayıptan kurtulması gerektiğini söyledi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) tatili bitiyor, yeni yasama yılı başladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da özel oturuma katılmak için Meclis'e geldi.
Alkışlar eşliğinde kürsüye çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM'de 28. Dönem 5. Yasama Yılı Açılış Programı'nda açıklamalarda bulundu.
SİVİL ANAYASA ÇAĞRISI YAPTI
Konuşmasının en dikkat çeken noktalardan biri de yeni ve sivil bir anayasa çağrısı yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan "Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. Bakınız, yeni yasama yılımız tarihimizdeki ilk yazılı anayasa olan Kanun-i Esasi'nin ilanının 150. yıl dönümüne tesadüf ediyor.
Anayasal devlet girişimlerimiz biraz daha geriye gidiyor. Devlet kudretini hukukla sınırlama tecrübemiz ise bu girişimlere nispetle çok daha eskidir. Adalet, eşitlik, iyilik ve insanlık değerleri üstünde yükselen devlet töremiz aslında modern anlamıyla bir toplumsal sözleşmeden, bireyleri hukukun gücüyle birbirine bağlayan bir anayasadan başka bir şey değildir.
Son iki asırda bu hakikati modern anayasal devlet fikriyle buluşturma teşebbüsleri başarılı, başarısız pek çok sonuç doğurmuş, tartışma ve arayışlara hiçbir zaman hız kesmemiştir." dedi.

"DARBE ÜRÜNÜ OLAN SON YETMİL YILIN İKİ ANAYASASI VAROLUŞSAL BİR KRİZLE MEFLUÇ OLMUŞTUR"
Türkiye'nin anayasa konusunda yaşadığı bazı talihsizliklerine dikkat çeken Erdoğan, "Kanun-i Esasi'nin üstünden geçen 150 yıla rağmen yeni anayasa bahsi Türk siyasetinin önünde bir imtihan olarak hâlen duruyor. Milletin sözü ve mührünü taşıma bahsinde tarihimizdeki bütün anayasa tecrübelerinde teknik veya siyasi kusurlar, eksikler bulunabilir.
Ancak darbe ürünü olan son yetmiş yılın iki anayasası varoluşsal bir krizle mefluç olmuştur. Devlet ile toplum, birey ile devlet arasındaki sözleşme silah ve süngünün gölgesi altında imzalanmıştır.
Her darbenin kendi siyasal meşruiyetini oluşturma çabası ise anayasaları sürdürülebilir bir vesayet düzeninin yol haritası hâline getirmiştir." ifadelerini kullandı.
DARBE ANAYASALARINI ELEŞTİRDİ
Darbe anayasalarının milletin yanından değil karşısında yer aldığını vurgulayan Cumhurbaşkanı, "Darbe dönemi anayasaları, kuvvetler ayrılığının uygulanmasından ziyade sandıktan çıkan iktidar gücünün zapturapt altına alınmasına odaklanmıştır. Millî egemenliğin ve millî iradenin bürokratik oligarşi ile nasıl sınırlandırılacağını tasarlamıştır.
Yönetim istikrarını temin etmek yerine millet egemenliği üzerindeki vesayet araçlarının istikrarını sağlamıştır. Hak ve özgürlükleri kuvvetlendirmek yerine anayasayı "ama" ve "yasak" lafzına dönüştüren istisnaları işletmiştir. Devlet ve millet arasındaki birliğin, bütünleşmenin ahdi temeli olamamış, ne yazık ki gerilimleri ve tarihî çelişkileri derinleştirmiştir.
Siyaset mühendislerine, kaos tüccarlarına, toplumu ve devleti kriz üzerinden terbiye etmeye yeltenenlere yer kapıları açmıştır. Darbe anayasalarının kurduğu vesayet mimarisi sivil siyasetin önünde yeri gelmiş gerçek bir engel olmuş, yeri gelmiş kullanışlı bir mazerete dönüşmüştür." diye konuştu.
"SİVİL BİR ANAYASA İHTİYACI İSE HENÜZ KARŞILANAMADI"
Milletvekillerine çağrıda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu vesayetçi sistemden kurumsallaşmış bir demokrasiye geçişte önemli mesafeler aldığımız inkâr edilemez. Toplum hayatının ihtiyaçları zaman içinde pek çok değişikliği, revizyonu, reformu kaçınılmaz kılmıştır.
Gururla ifade etmek isterim ki en kapsamlı değişiklikleri yapmak da bizlere nasip olmuştur. Bununla birlikte demokrasi tecrübemizi fasılalara bölen müdahalelerin mirasını reddeden sivil bir anayasa ihtiyacı ise henüz karşılanamadı.
Üstelik bugüne kadar yapılan revizyonlarla ortaya çıkan tablo, bütünlüklü bir anayasal mimariye ihtiyacı daha da artırmıştır. Hepsinden önemlisi, köklü değişikliklerle yapısal kusurlardan geniş ölçüde arındırılan mevcut anayasamızın hâlâ darbe döneminin tortularını, izini, etiketini taşımasıdır." sözlerini sarf etti.
"TÜRKİYE BU AYIPTAN MUTLAKA KURTULMALIDIR"
12 Eylül'ün lider kadrosu, darbeden yıllar sonra adalet önünde hesap verirken yürürlükteki anayasanın, müellif olarak onların imzasını taşımakta olduğunu hatırlatan Erdoğan, "Açık söylüyorum, milletimiz buna ne layıktır ne de razıdır. Türkiye bu ayıptan mutlaka kurtulmalıdır. Başka hiçbir gerekçesi olmasa dahi üstüne bastığımız zemine düşen bu gölgeyi kaldırmak, sistemi bu lekeden arındırmak, harekete geçmek için yeterli bir nedendir.
Bu yönüyle yeni ve sivil bir anayasa hedefi, Türk demokrasisinin rüştünü ispat mücadelesidir. Millet egemenliğinin kalkış noktası olan bu Gazi Meclisimiz, her dönem, her koşulda anayasa yapmaya ehildir, yetkilidir.
Fakat sahip olduğu siyasi çeşitlilik hasebiyle içinde bulunduğumuz dönem, bir anayasa teşebbüsü için belki de en ideal dönemdir. Bu Meclis, Türkiye'nin millî ve hayati meseleleri söz konusu olduğunda müzakere ve uzlaşma kapasitesinin sağlamlığını zaten göstermiştir." ifadelerine yer verdi.

"İNSANLIK İÇİN HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLİYORUM"
İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkan satırbaşları:
“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 28. Dönem 5. Yasama Yılı'nın bu ilk gününde sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.Yeni yasama yılının ülkemiz, milletimiz, Meclisimiz, demokrasimiz, gönül coğrafyamız ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Sizlerin şahsında mensubu ve hizmetkarı olmaktan şeref duyduğum aziz milletimin her bir ferdine; en doğusundan en batısına, cennet vatanımızın 7 bölgesinde, 81 ilinde, 922 ilçesinde yaşayan tüm vatandaşlarıma buradan selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum.
Dünyanın farklı ülkelerinde milletimizi en güzel şekilde temsil eden, başarılarıyla iftihar ettiğimiz yurt dışındaki vatandaşlarımıza da en kalbi muhabbetlerimi iletiyorum.”
HAYATINI KAYBEDEN MİLLETVEKİLLERİNİ ANDI
“Evvelemirde, bundan 106 sene önce Hacı Bayram Veli Camii'nde kılınan cuma namazını müteakip dualarla, tekbirlerle, istiklal azmi ve aşkıyla bağımsızlığın kalbi olan Ankara'dan milletimizin iradesini dünyaya haykıran 115 üye başta olmak üzere, bugüne kadar bu yüce çatı altında milletimize layıkıyla hizmet edip dar-ı bekaya irtihal eden milletvekillerimizi rahmetle yad ediyorum.
Uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Ali Şükrü Bey'e, milletin emanetine kast edenlerin, milletin iradesini gasp edenlerin darağacına gönderdiği Adnan Menderes'e, Hasan Polatkan'a ve Fatin Rüştü Zorlu'ya bugün bir kez daha Cenab-ı Allah'tan rahmet niyaz ediyorum.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Yine burada, bin yıldır bu coğrafyada milletimizin bekası uğruna gözlerini kırpmadan hayatlarını feda eden tüm şehitlerimize, gazilerimizden dar-ı bekaya irtihal etmiş olanlara yüce Mevla'dan rahmet diliyorum.”
"DÜNYADA İKİ KEZ GAZİLİKLE MÜŞERREF OLAN TEK MECLİS BİZİZ"
“Sözlerimin hemen başında şu hakikati tüm kalbimle ifade etmek istiyorum. Dünyada gazilikle iki kez müşerref olan tek meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Bu meclis milletimizin ayağına pranga, boynuna urgan geçirmeye kalkan müstevlilere karşı milli mücadeleyi başarıyla sevk ve idare etmiştir.
80 kilometre öteden top sesleri gelirken bile yüce meclis çalışmasını sürdürmüş, milletimizin tevdi ettiği meşaleyi şanla, şerefle taşımaya devam etmiştir. Meclisimizin bu mücadelesi müstevlilerin, işgalcilerin ve emperyalistlerin kıskacından çıkış yolu arayan mazlum milletlere de örnek olmuştur.
Bakınız, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin 1920-1923 arası tutanakları Türkiye'nin ikinci defa nasıl vatan yapıldığının en canlı şahitleridir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1921 senesinde Büyük Millet Meclisinin ikinci yasama yılı açılışında kurduğu şu cümleler, milletimizin hücrelerinde olan hürriyet aşkının ve meclisimizin tarihi misyonunun bariz bir ifadesidir.”

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN SÖZLERİNİ HATIRLATTI
“Türk milletinin istiklal ile izmihlal arasına sıkıştırdığı o sancılı günlerde meclis başkanı sıfatıyla Gazi Mustafa Kemal şöyle sesleniyordu:
'Muhterem arkadaşlarım, bütün bir millet ölümle göz göze baktığımız mütareke günlerinden başlayarak bugüne kadar katettiğimiz mesafeleri, atladığımız sayısız müşkülatı bir kez daha hatırlayalım.
Ne zaman başladığı bilinmeyen zamanlardan beri şerefi istiklal ile yaşayan milletimiz, en kötü bir sona ölümle gidiyor gibi görünmüş iken, tutsaklığa karşı evladını kıyama çağıran ecdadın sesi kalplerimizde yükseldi ve bizi son kurtuluş savaşına davet etti. Artık yeis ve fütur günleri çok arkada kaldı.
Memlekete kurtuluşu gerçek yolu göstermiş ve bütün milleti kendi istiklal bayrağı altında toplamış olan Meclis-i Aliniz ikinci yasama yılına girerken ben, ufkumuzda inkişafa başlayan ışıkların bu kadar felaket görmüş olan bedbaht vatanımızda iyi bir sabaha hayrolmasını dua ediyorum'”
"15 TEMMUZ GECESİ GAZİ MECLİSİMİZ, O AĞIR SINAVI ALNININ AKIYLA VERMİŞTİR"
“Sık sık alkışlarla kesilen bu konuşmadan 95 sene sonra Yüce Meclisimiz millete öncülük görevini bir kez daha yerine getirmiştir. 15 Temmuz gecesi bombaların altında milletin emanetini savunan Gazi Meclisimiz, meydanlarda, caddelerde, havalimanlarında darbeye direnen milletimizle birlikte o ağır sınavı alnının akıyla vermiştir.
Bu vesileyle o gece milletin emanetine sahip çıkan tüm milletvekillerimize teşekkür ediyor, Rabbim bu Meclis'i bir daha aynı mücadeleyi vermek mecburiyetinde bırakmasın diyorum.
Geçmişi bu denli görkemli, vazifesi bu kadar ulvi olan Gazi Meclis'in Genel Kurul Salonu'nda sizlere hitap etmekten duyduğum memnuniyeti hasreten ifade ediyorum.”
"TBMM DÜNYANIN ÇALIŞMA TEMPOSU EN YÜKSEK PARLAMENTOLARINDAN BİRİDİR"
“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisimiz dünyanın çalışma temposu en yüksek parlamentolarından biridir. 1 Ekim 2025'te başlayıp 10 Ağustos 2026'ya kadar devam eden 4. yasama yılında da Meclisimiz önemli kararların alındığı yoğun ve meşakkatli bir mesai dönemi geçirdi.
Hem Genel Kurul'da hem de komisyonlarda ülkemizin, milletimizin ve bölgemizin geleceğine yön verecek hayati kanunlar, kritik meseleler müzakere edildi.Yasama faaliyetleri demokratik bir olgunlukla icra edilirken, parlamenter diplomasi ise gerek ev sahibi olduğumuz uluslararası toplantılarda, gerekse yurt dışı ziyaretlerde profesyonel ve saygın bir yaklaşımla yürütüldü.
Bu anlamda, siyasi parti ayırt etmeksizin Gazi Meclisimizdeki tüm milletvekillerine çabaları, gayretleri, fedakârlıkları için ayrı ayrı teşekkür ediyorum.”
"ÖZVERİLİ ÇALIŞMALAR İÇİN ŞÜKRANLARIMI İLETİYORUM"
“Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'u ve Başkanlık Divanımızın muhterem üyelerini aynı şekilde gönülden tebrik ediyorum. Meclisimizin farklı birimlerinde görev yapan idareci ve çalışanlarımıza 10 ay 10 gün boyunca ortaya koydukları hummalı ve özverili çalışmalar için şükranlarımı iletiyorum.
Bugün itibarıyla başlayan yeni yasama yılının da fikir, tenkit ve tekliflerin özgürce fakat karşılıklı saygı ve nezaket kuralları dâhilinde dile getirileceği, tartışmaların çözüm odaklı bir anlayışla, sağduyu ve suhuletle cereyan edeceği verimli, bereketli bir yıl olmasını yürekten temenni ediyorum.
Biz iktidar partisi ve Cumhur İttifakı olarak her zaman olduğu gibi yapıcı hareket etmeye, farklı fikir ve önerilere kulak vermeye devam edeceğiz. Millî iradenin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin itibarını her şeyin üzerinde tutmamız gerektiği açıktır. Yeni yasama yılında bunun yüksek hassasiyeti içinde olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum.”
"SİYASETÇİLER OLARAK BİRİNCİ VAZİFEMİZ..."
“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. Burada bir hususu öncelikle dikkatlerinize getirmek isterim. Siyasetçiler olarak birinci vazifemiz, emanetini taşıdığımız aziz milletimize layıkıyla hizmet etmektir. Şahsım dâhil hepimiz milletin sorunlarına çözüm bulmak, dertlerine çare olmak, ülkenin önünü ve ufkunu açmakla mükellefiz.
Bir ay sonra 24. yıl dönümüne kavuşacağımız iktidarlarımız boyunca kesintisiz biçimde istikrarlı, kararlı ve samimi bir şekilde biz hep bunu yapmanın mücadelesi içinde olduk.
Ekonomiden demokrasiye, iç siyasetten dış politikaya, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaştırmadan şehirleşmeye, enerjiden tarıma kadar ülkemizi ilgilendiren her alanda çok önemli adımlar attık.”

DEPREM BÖLGESİNDE YAPILAN ÇALIŞMALAR
“Bakınız, insanımızın kalbinde onulmaz yaralar açan 6 Şubat depremlerinin üzerinden 3,5 yıldan fazla süre geçti. Hayatını kaybeden kardeşlerimizin acısı hâlâ içimizi yakıyor olsa da bugün 11 ilimizi yeniden ayağa kaldırmanın huzurunu yaşıyoruz.
Milletimize verdiğimiz sözü bir kez daha tuttuk. Asrın inşasını tamamladık. Toplam 455.357 konut ve iş yerini hak sahibi kardeşlerimize teslim ettik.
Deprem bölgemizin ihyası için cari fiyatlarla 5,4 trilyon lira harcadık. Ekonomide, bölgemizde ardı ardına patlak veren savaş ve krizlere rağmen Türkiye'yi kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı başardık.”
"İHRACATIMIZ AĞUTOS AYINDA REKOR KIRDI"
“Füzelerin havada uçuştuğu sıkıntılı bir dönemde tek bir vatandaşımızın dahi kılına zarar getirtmedik. 2026'nın ilk yarısında Türkiye yıllık %2,5 büyüdü. Yıllıklandırılmış millî gelirimiz 1,7 trilyon doları aştı. İhracatımız ağustos ayında yıllık 280,3 milyar dolarla rekor kırdı. Geçen sene yaşanan zirai don ve kuraklığın ardından tarımımız hızlı bir toparlanma kaydetti.
Turizmde çevremizdeki çatışmalara rağmen güçlü seyrimizi koruduk. Yılın ilk 6 ayında turizm geliri 25,7 milyar dolara ulaştı. Savunma sanayinde ise iki işi birden başardık. Hem yeni ürünlerle millî savunma sanayimizi güçlendirdik hem de bu alanda dünyaya satış yapan bir ülke olduk. Yılın ilk 8 ayında savunma ve havacılık ihracatımız %16,2 artışla 6,3 milyar dolara çıktı.
Dış dengede sürdürülebilir bir noktadayız. Cari açığın millî gelire oranının bu yıl %2,6'da kalmasını bekliyoruz. Enerji faturasının ağırlaştığı bir yılda bu oran, ekonomimizin ne kadar dayanıklı hâle geldiğinin göstergesidir. Kamu maliyesinde disiplinden sapmadık. Bu yıl bütçe açığının millî gelire oranını %3,1 ile sınırlamayı ve faiz dışı fazla vermeyi hedefliyoruz.”
"KİMSENİN HAKKINI KİMSEYE YEDİRMEDEN, BU MESELEYİ SÜRATLE ÇÖZÜYORUZ"
“Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz. Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde hakkaniyet ve adaleti gözeterek kimsenin hakkını kimseye yedirmeden bu meseleyi süratle çözüyoruz.
Bu konunun iktisadi güvenliğimize ve toplumsal barışımıza yönelik bir tehdit unsuruna dönüşmesine inşallah fırsat vermeyeceğiz. Bu ülke ve bu millet hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. Bugün tarihe kayıt düşmek, tarihe not düşmek adına Türkiye için vazgeçilmez olduğunu düşündüğüm bazı başlıklara kapsamlı bir şekilde değinmek arzusundayım.”
"BİZİM ÜLKE OLARAK EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİMİZ FARKLILIKLARIMIZDIR"
“Günlük siyasetin gelip geçici gündemlerinden azade olarak bu iki konunun ülkemiz ve milletimiz için son derece önemli olduğuna inanıyorum. Bakınız, günümüzde siyasetin çözüm üretmesi gereken meselelerin en başında toplumda iç kanamaya sebep olan yapay kutuplaşma yer alıyor.
Öncelikle şunu açık ve net ifade etmek isterim. Bir milletin tüm fertlerinin her konuda aynı düşünmesi, değerler, inançlar, hassasiyetler, beklentiler konusunda tamamen birbirine benzemesi elbette mümkün değildir. Bu doğru da, sağlıklı da değildir. Bizim ülke ve toplum olarak en büyük zenginliğimiz, esasen çeşitliliğimiz, farklılıklarımız ve renkliliğimizdir.
Asırlar içinde bu farklılıklar bir uzlaşma zemininde buluşmuş, ortak sınırlar içinde ortak değerler oluşmuştur. Tarih içinde farklılıklar birbirine köklü bir saygı geliştirmiştir. Devletimiz, bayrağımız, mukaddes değerlerimiz ve üzerinde bir arada yaşadığımız vatanımız tarih içinde bizi tek bir millete dönüştürmüştür.”

"TOPLUMSAL FAY HATLARI İÇERİNDEN ÇÖKERTİLMEK İSTENMEKTEDİR"
“Farklılıklarımızı bir ayrışma vasıtası olarak kullanmak isteyenlere de karşı durduğumuzu milletimiz tek yürek olup her seferinde gereken cevabı vermiştir. Hiç kuşkusuz siyaset kurumu farklı beklentilere cevap üretmek için vardır. Ancak siyasetin farklılıklarımızı, renklerimizi, çeşitliliğimizi bir ayrıştırma, yani kutuplaştırma vasıtası olarak kullanması en başta siyasetin fıtratına aykırıdır.
Siyasi partiler arasında tabii ki rekabet olacaktır. Yarış olacaktır. Belli sınırlar arasında çekişme de olacaktır. Fakat bunun kutuplaştırma yoluyla kamplaşmayı körükleyerek çatışmaya götürülmesi siyasetin varlık sebebiyle uyuşmayacaktır. Değerli milletvekilleri, bunu özellikle şunun için söylüyorum.
Yakın çevremizdeki hadiselere baktığımızda yerel bazdaki ayrışmaların siyaset ve toplum mühendislikleriyle birçok ülkenin yumuşak karnına dönüştüğünü, daha doğrusu dönüştürüldüğünü görüyoruz. Toplumsal fay hatları kaşınmak suretiyle ülkeler içeriden çözülmek ve çökertilmek istenmektedir.”
"YIKIM PROJESİNİN BALINDA SİYONİST İTTİFAKI YER ALIYOR"
“Bu yıkım projesinin komuta ve kontrol merkezinde ise emperyalist, Siyonist ittifakı bulunmaktadır. Dünyayı takip eden, bölgemizdeki gelişmeleri yakından takip eden herkes, inanıyorum ki şu gerçeği görebiliyor. Binlerce yıldır bir arada yaşayan, huzur, barış ve karşılıklı saygı çerçevesinde bir arada varlığını sürdüren milletimizin son dönemde artan bir şekilde siyaset ya da siyaset dışı aktörler vasıtasıyla kutuplaştırılması sadece iç dinamiklerle açıklanamaz.
İç dinamikler bellidir. Tarih içinde asırlar boyunca teşekkür etmiştir. Sünni ile Alevi, Türk ile Kürt, Müslüman ile gayrimüslim, asırlar içinde huzur ve dayanışmayı esas alan müşterek bir yaşam zemini inşa etmiştir. Bu ve benzeri farklılıkları bir çatışmaya, bir kutuplaştırmaya dönüştürmek, Türkiye'nin deyim yerindeyse fabrika ayarlarını bozmak demektir.
Türkiye'nin ayarlarının bozulması siyasetin işine yaramaz. Sadece ve sadece Türkiye'nin hasımlarının işine yarar. Yakın tarihimizde bunu hep beraber tecrübe ettik. Çok partili demokrasiye geçişimizden itibaren ne zaman bir atılım içinde, bir kalkınma hamlesi içinde olsak hedefi hâline geldik. Sokaklarımız karıştırıldı. Gençlerimiz düşmanlaştırıldı. Aynı mahalleyi, aynı caddeyi, aynı binayı paylaşan komşular arasına nefret tohumları ekildi.”
"TÜRK MİLLETİNİN ARTIK KAYBETMEYE TAHAMMÜLÜ YOKTUR"
“Siyasi ve toplumsal huzurumuz suikasta uğradı. Bizimle aynı ligde olan ülkeler koşarken biz yıllarca başta ekonomi olmak üzere birçok alanda patinaj yaptık, oyalandık, irtifa ve ivme kaybettik.
Bütün bu gerilimlere, çatışmalara, bunların doğurduğu istikrarsızlığa bakıldığında her seferinde Türkiye'nin kaybettiği, her seferinde milletin kayıplar verdiği, ağır bedeller ödediği çok net görülecektir. Açıktır ki millet kaybederken milletin hasımları kazanmıştır. Türkiye kaybederken kazanan Türkiye'nin rakipleri, maalesef Türkiye'nin yeminli düşmanları olmuştur. Şunun bilinmesini isterim.
Ne Türkiye'nin ne de Türk milletinin artık kaybetmeye tahammülü yoktur. Hiç kimsenin de Türkiye'ye ve Türk milletine kaybettirmeye hakkı yoktur. Değerli milletvekilleri, bu mücadelede en büyük görev milletin temsilcileri olarak bizlere, yani siyaset kurumuna düşmektedir. Türkiye'de salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu cephe siyasetinin raf ömrü dolmuştur.”
"HER SİYASİ PARTİNİN ÖNCELİĞİ TÜRKİYE OLMALIDIR"
“Siyaseti hizmette, eserde, icraatta yarış olmaktan çıkarıp muhatabın düşmanlaştırıldığı bir yıpratma savaşına dönüştürmek vahim bir hatadır. Küresel ve bölgesel gelişmeler yeni bir siyaset tarzını mecbur kılmaktadır. Gelinen aşamada önümüzde iki seçenek bulunuyor. Ya kutuplaşmayı ve kutuplaştırmayı merkeze alan eski siyaset tarzıyla yola devam edeceğiz.
Ya da asgari müştereklerde buluşmayı, mutabakat içinde rekabeti esas alan yeni siyaseti Türkiye'ye hâkim kılacağız. Eğer Türkiye yeniden büyük ve güçlü Türkiye olacaksa, eğer Türkiye önüne açılan tarihî fırsatları değerlendirecekse, bu paradigma değişimini hep beraber vakit kaybetmeksizin gerçekleştirmek durumundayız.
Bunu söylerken elbette her siyasi partinin her meselede aynı düşünmesini, aynı yerde hizalanmasını asla kastetmiyorum. Farklı siyasi partiler ne kadar aykırı olursa olsun, farklı fikirler Türkiye'nin, Türk demokrasisinin zenginliğidir. Ancak her siyasi partinin önceliği Türkiye olmalıdır, olmak zorundadır. Her siyasi parti Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinden, kendi tabanından güç ve ilham alarak Türkiye merkezde siyaset icra etmelidir.”
"TERÖRÜN TÜRKİYE'Yİ OYALADIĞI AÇIKTIR"
“Çatışma ve kutuplaştırmanın yerini uzlaşma ve hoşgörü almalıdır. Türkiye'nin millî menfaatlerinde, milletimizin her bir ferdini ilgilendiren konularda siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir. Biz buna iç cephenin tahkim edilmesi diyoruz. Biz buna büyük Türkiye mutabakatı diyoruz. Değerli milletvekilleri, Terörsüz Türkiye sürecimizin aynı zamanda bu toplumsal mutabakatı, işte bu millî mutabakatı inşa etmeye dönük olduğunu özellikle vurgulamak isterim.
Bölgemizin ateş çemberine dönüştüğü bir ortamda Terörsüz Türkiye çabaları, Türkiye'nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etkiyi şimdiden uyandırmış, Türkiye'nin gücüne güç katmış, bölgemizde yeni bir rüzgâr estirmiştir. Terörün ya da terör örgütlerinin Türkiye'yi bölmesi, parçalaması hiçbir zaman mümkün değildir. Fakat terörün ve terör örgütlerinin Türkiye'nin enerjisini heba ettiği, Türkiye'yi oyaladığı, Türkiye'nin kaynaklarını tükettiği açıktır.
Son 42 yıldır terörle mücadeleye odaklanan Türkiye hem gencecik evlatlarını toprağa vermiş hem de trilyonlarca dolarlık maddi kaynaklarından olmuştur. Terör üzerinden içeride yaşanan tartışmalar Türkiye'nin ekonomisini, huzurunu, güvenliğini tehdit etmiş, dış politikada elini zayıflatmıştır. Ama bugün terör bitme noktasına gelmiş, terör saldırıları sona ermiş, terör örgütü kendisini feshetme, silahlarını bırakma kararını açıklamıştır.”