Euro
10.3076
-0.01%
Dolar
8.7589
-0.03%
Altın
493.8
0.59%
Borsa
1.401
0%
Bitcoin
389.915
2.33%
13ºC
İstanbul
Yer yer bulutlu 13 C

    Fikirci Bey yazdı: AYDINLAR ve MEDYA

    Türkiye’de kültürel anlamda iki konu her zaman sorunluydu: Aydınlar ve Medya. Hadi konuşalım biraz bunu şu malum ihanet bildirisi etrafında.
    • Haber Merkezi
    • 15.01.2016 - 14:55
    Fikirci Bey yazdı: AYDINLAR ve MEDYA

    Fikirci Bey yazdı: AYDINLAR ve MEDYA #1

    Aydınların durumu Osmanlı’dan, 2. Mahmut’tan beri tartışıla gelir. 1889 tarihli İlk Türk realist romanı Araba Sevda’sının kahramanı Bihruz Bey Fransız kültürüne hayran züppe bir gençtir. Ona göre Türkçe kaba ve yetersiz bir dildir. Türkler kaba ve medeniyetten yoksun insanlardır, vb. Toplumumuz inanılmaz bir frenk hayranlığı büyüsüne kendini kaptırmış ve de ne olduğunu unutmuştu. Bu basit ana tema, bahsettiğimiz büyülenme durumları hala da geçerlidir. Özellikle Cumhuriyet’ten sonra bir de resmi ideolojinin önderliğinde tüm çocuklar zaten kara olan önlükleri ile daha okula geldiklerinin birinci günü bir heykelin önünde hazırola geçirilip ant okutularak indoktirine edilmeye başlarlar ki, artık o dakikadan sonra o çocuktan hayır bekleme.

    O anda nasıl bir format atılıyorsa, o formattan kurtulan çok enderdir. Kendini çok radikal sanan solcuları da, sağcıları da biraz kazıyın, altından bu yüzeysel ırkçı resmi ideolojinin negatif milliyetçiliği çıkar. Ülkesinin 1000 yıllık çok kültürlü geçmişi ile bağlarını yeniden kurabilen aydın enderdir. Zaten nasıl başarsın? Dil değişmiş, alfabe değişmiş, arşivler yok edilmiş, birikim heba edilmiş… Eh işte geriye de böyle ülkesinin içinde bulunduğu en derin sorunda insanını değil teröristi öven 1100 cahil çıkar. Bu aydınlar sanki tam da şu sözü kanıtlamak için vardırlar, “Cehaletin bu kadarı ancak eğitimle mümkündür”.

    Milli Eğitim’de reformlar yapılıyor falan diye kimse kendini kandırmasın. Resmi ideoloji formatı hala herkese atılıyor Bu resmi ideoloji sayesinde aydınlarımız siyasi ve sosyal konularda okudukça daha da cahilleşebiliyorlar. Hani eğitim cehaleti alıyor, “diğeri” baki kalıyor ya? Bizde bazılarında ikisi de baki kalıyor. Hatta okudukça hem cehalet artıyor hem de diğeri. Yoksa insan göz göre göre nasıl halkı korumaya çalışan bir devlete karşı halkı katleden bir terörist grubun yanında yer alabilir?

    Konu bizde biraz daha karmaşık. Bu aydınlar, zamanında devlet gerçekten bu işleri yaparken, işkenceler, faili meçhuller, asit kuyuları, dışkı yedirmeler ayyuka çıkarken, yani ceberut devlet zamanında devletlerinin yanındaydılar. Ne zaman ki devletin kimyası değişti, demokratikleşti, azınlık haklarını iade etti, isyan edenlere kulak verdi, onlarla masaya oturdu, Türkiye Türkiyeliler'in dedi bunlar devlete küstüler. Barışı iki seksen hendeğe yatıran PKK’nın yanında yer almaya başladılar. Üstelik bu onlar için her bakımdan bir intihar. Devletin bu hendek savaşını kaybedeceğini düşünen var mı? Peki, halkta bu savaşı devletin çıkardığına inanan var mı?

    Her zaman söylediğim gibi halkın aklıselimi Allah'a hamdolsun ki yerinde. Çoğunluk, savaşı kimin başlattığının, sivilleri kimin öldürdüğünün farkında. Buna AK Parti’ye oy vermeyenler de dâhil. Şimdi bu aydınlar sadece omuz verdikleri PKK ile birlikte intihar etmekle kalmıyorlar, zaten pamuk ipliği ile bağlı oldukları halktan da kopuyorlar. Bizde, sanayi ülkelerinde olması gereken eğitim/üretim işbirliği zayıftır. Yani aydınlar halkın herhangi bir derdine derman olacak işlerle değil, sorunlardan kopuk, kendi dar dünyalarına ait spesifik işlerle uğraşırlar. Onun için de böyle gerçeklikten kopuk açıklamalar yaparlar. Aydın, bir kutuplaşmanın herhangi bir tarafında yer almak zorunda değildir. Aydın, devletinin yanında olmak zorunda da değildir, hata yapmışsa devletini de eleştirir. Ama aydın, entelektüel ahlakın gerektirdiği yerde olmalıdır. Ben bu bildiride aydınların yaptığı çarpıtmanın entelektüel ahlaka uymadığı kanısındayım.

    Bir de demişler ki “barış için yapabileceğimiz bir şey varsa hazırız”. İşte bu komik. Bu ülke iki yıl Kürt sorununda altın yıllarını yaşadı, asker ölmedi, gençler ölmedi, patlama olmadı, esnafın yüzü güldü, Botan çayında rafting yapıldı. Akdamar’da 100 yıl sonra ayin yapıldı. Aydınlar ne yaptılar? Barış çabalarını baltaladılar, “akil adamlarla” alay ettiler. Teöristlere “Devlet sizi kandırıyor” dediler. “Neden savaşmaktan vazgeçtiniz, ne elde ettiniz ki?” dediler. Hükümetin Kürt hakları ile getirdiği her yasa tasarısını anayasa mahkemesine götürdüler. Şimdi de “Devlet Kürtleri öldürüyor” diyorlar. İşte bu cehalet ancak aydınlarımızda olabiliyor. Ve artık bu hatadan sonra eğer gerçekten barışa yapabilecekleri bir katkı vardıysa bile o da ortadan kalktı. Artık onlar ne dese halk tersini söyleyecek. Halklar barışını çoktan yaptı, meclise barışı sürdürecek vekillerini de gönderdi, ama onlar “savaş” dediler. Halk, oyuna ihanet edenleri cezalandırdı ama onlar yine anlamadılar. Tarihte halkının gerisinde kalmak da bizim aydınımıza kısmetmiş.

    Söylediğim gibi, kadim kültürümüzden haberdar olan aydın sayısı çok az. Bu nedenle entelektüel dünya bu “cahillerin” elinde. Entelektüel merkezi onların tekelinden kurtarmak lazım. Nasıl? Tabi ki onları mahkemelerde süründürerek değil. Doğru entelektüel tavır sergileyerek. Bize özgü, milli kültürel değerlerin bilincine ve derinliğine vakıf olarak ve nihayet bunları yayarak.

    Sorunlu ikinci konu olan medyaya gelince…

    Medya en temelde iki şey yapar: Eğlendirir ve bilgilendirir. Bunun ikisini aynı anda yapıldığı da olur.

    Eğlendirme konusunda maşallah sıkıntımız yok. Dizilerimiz, yarışma programlarımız dünya trendinin fevkinde.

    Ama bilgilendirme çok ama çok sorunlu.

    Ortada amacı bilgilendirmek olan hemen hemen hiç kimse yok

    Medya mensupları olarak samimi olalım. Mesela ortada bir “gazete” yok. Memlekette ne olup bittiğini “saf haber” halinde veren yok. Örneğin 12 Ocak itibarı ile bilinenler şundan ibaret: “Sultanahmet’te Bomba Patladı. 10 Ölü 15 Yaralı”  Bilinen bundan. Ama başlıklar şöyle:

    “Katliam Ülkesi”

    “Ambulans Gelmeden Yayın Yasağı Geldi”

    “Yine IŞİD, Yine Canlı Bomba”

    Şimdi bunların hangisi sizi olanlar konusunda bilgilendiriyor?

    Bu başlıklardan “gerçekte ne olduğunu” anlıyor musunuz?

    Tabi bu hastalık sadece muhalefeti sarmış değil.

    Artık hepimiz karşılıklı birer hendeğe girdik, elimize geçeni karşıdakinin kafasına atıyoruz.

    Bu gazetecilik değil. Bu habercilik değil.

    Ama önce onlar başlattı… Ama onlar vazgeçmiyor…

    Bunlar da mazeret değil.

    Gazetecilik konusundaki kuramsal dünyayla bağlantısı olanlar bilirler ki artık liberal kuramların “gazeteci objektif olur, sadece gördüğünü söyler, fikirlerini, inançlarını habere karıştırmaz” idealinin gerçekleştirilebilir olmadığı, gazetecinin mutlaka bir dünya görüşü olduğu ve bilmese de bunu habere yansıttığı kabul edilmekte. Hak odaklı gazetecilik. Barış gazeteciliği gibi alternatifler aranıyor. Gazetecilik ilkeleri yenileniyor, bu alanda canlı bir tartışma sürüyor. Ama biz bırakın ileri tartışmaları, en temel haber ilkelerinin yakınından bile geçmiyoruz.

    AK Parti iktidara geldiğinden beri “medya susturuluyor” diye bas bas bağıranlar ve Türkiye’nin basın özgürlüğü sıralamasında sondan 3. Sırada yer aldığını söyleyip duranlar acaba 1992-94 arası Özgür Gündemin 20 yazarı, muhabiri ve dağıtımcısı faili meçhul bir şekilde öldürülürken, yayınlanan toplam 580 sayısının 486'sı hakkında dava açılırken ve gazete çalışanları toplam 147 yıl hapis cezasına mahkûm olurken neredeydiler? O zaman baskı yok muydu? Neden kimse ortalığı ayağa kaldırmıyordu. Şimdi 10 yıldır her gün “Tayyip sen şusun” diye 8 sütuna nefret manşeti atabilenler basın özgürlüğü olmadığından şikâyetçi. Yılbaşı günü anasayfalarından yayınladıkları bulmaca kandırmasıyla ülkenin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a, "öl, yezid, p.ç," gibi ahlaksız kelime ve küfürleri kullanma cüretini kendilerinde görenler mi basın özgürlüğü olmadığından şikayetçi? Araya sıkıştırıp 10 ay önce yayınlanmış ve yalanlanmış bir haberi sırf Türkiye’yi terörist devlet olarak göstermek için yeni bir habermiş gibi ısıtıp manşetten sunanlar gazeteci mi, yoksa tetikçi mi?

    Peki o zamanın mağduru Özgür Gündem şimdi ne yapıyor dersiniz?  PKK sözcülüğü, terör tellallığı…

    Velhasıl ortada bir “kağıt gazete” yok, olsa ne güzel okunurdu.

    Dolayısıyla yaşasın internet, yaşasın ENSONHABER.COM!

    Twitter: @kalemciler

    İlginizi Çekebilir

    Görüş Bildir