Euro
9.7863
0.49%
Dolar
8.0978
0.12%
Altın
461.94
0.3%
Borsa
1.377
0%
Bitcoin
449.900
-4.57%
11ºC
İstanbul
Bulutlu ve güneşli 11 C
    Fikirci Bey yazdı: TUTAMAYACAĞINIZ SÖZLERİ VERMEYİNİZ

    Fikirci Bey yazdı: TUTAMAYACAĞINIZ SÖZLERİ VERMEYİNİZ

    Yeni parti kurup AK Parti'nin karşısına geçen Ahmet Davutoğlu ile Ali Babacan'ın son dönemde yaptığı açıklamalar, Fikirci Bey tarafından bu yazıda analiz ediliyor.
    • Özel Yazı
    • 07.12.2020 - 20:00
    • Güncelleme : 08.12.2020 - 10:32

    Başkanlık sisteminin getirdiği yeniliklerden birisi de koalisyonların seçimden önce kurulmasını gerektirmesi oldu. Artık bir partinin yüzde 20 oyu zor aldığı halde Meclis'ten milletvekili toplayarak ve tabi bunun için de bir şeyler vadederek daha baştan “topal ördek” koalisyon hükümetleri kurma devri kapandı. Seçimden önce kozlar paylaşılıyor ve hükümet kurulduktan sonra yarı yolda böyle şeylerle uğraşmak gerekmiyor.

    Yine de demokratik seçimlerin yapıldığı hemen her ülkede olduğu gibi bizde de genel olarak tek bir parti yüzde 50 artı 1 oy alamıyor. Dünyada genel olarak iki büyük parti birbirine çok yakın oylar alarak yarışıyor ama Türkiye’de biraz özel bir durum var; iktidardaki parti son 18 yıldır en yakınına yüzde kırk - kırk beş fark atabiliyor. Bu durumda da ana muhalefet iktidar karşısında çok zayıf kalıyor ve etrafına kendisine ideolojik olarak en uzak partileri bile toplamak zorunda kalıyor. Sonuçta ortada her biri ilkelerinden çok ciddi tavizler vererek bir araya gelmiş anlamsız bir muhalefet bloğu oluşuyor. Böylece tabanda da kendine solculuk vehmeden insanlar oldukça dindar adaylara, kendini milliyetçi olarak adlandıran insanlar “bölücü” olduğunu düşündükleri adaylara oy vermiş oluyor.

    Bu anlamsız blok hiçbir zaman iktidara gelmediği için, gerçekten iktidar olsalar ve siyasi kararlar almaları gerekse bu ayrılıkları nasıl çözeceklerini bilmiyoruz. Tabi bu söylediğim dürüst, ilkelerinde samimi siyasetçiler için geçerli. Ama şimdi onlar için de kendi karşıtları ile bir araya gelmeleri için bir bahane bulundu. Onlar da “Şu iktidar bir gitsin de, sonra bakarız…” tutkalı ile birbirine tutturulmuş durumdalar. (En tepede bazı siyaset esnafını bir araya getiren FETÖ ve Biden tutkallarına hiç girmiyorum)

    Şimdi bu anlamsız koalisyonun içerisinde yer almaya çalışan bir de “eski AK Partililer” diye bir grup oluştu. Gerçi bugüne kadar bu “küskünlerin” AK Parti’ye oy kaybettirdiği gözlenmedi, anketlerde de yüzde 1’i zor görüyorlar. Ama onları da ayrı bir kategori olarak incelemek lazım.

    Mesela bunlardan Deva Partisi Genel Başkanı Babacan, geçen hafta Düzce İl Kongresi sonrası verdiği bir mülakatta: “Şimdi uzunca bir süredir şu anki iktidar olan partinin iç özeleştiri mekanizmaları çalışmıyor. Zaten onun için hatalar büyüyor. Ne zamanki içerden bir vicdani ses, iyi niyetli bir özeleştiri ortaya çıksa o ses hemen kapatılıyor, bastırılıyor ve sistem dışına atılıyor. Bunun içinde hatalara devam ediyorlar.” diyor.

    Kendi konumu dikkate alındığında ciddiye alınacak bir eleştiri, muhtemelen AK Parti bu konuyu kendi içinde tartışıyordur. Ama bu sadece “beni dinlemediler, ben de ayrıldım, beni dinleyeceklerden bir parti kurdum” demektir. Başka da bir şey değildir. Bunun için kimse sana oy vermez…

    Zaten hemen bir soru sonra takke düşüyor. Sayın Babacan "Kürt meselesinin çözümüne ilişkin sizin nasıl bir yaklaşımınız ve yol haritanız var?" sorusuna, Sayın Cumhurbaşkanının “Kürt sorunu yok” dediğini hatırlatarak, “‘Kürt sorunu var mıdır, yok mudur?’ bizim Kürt vatandaşlarımıza soracaksınız. Kürt vatandaşlarımızın sorununu yakından takip eden sivil toplum kuruluşlarına soracaksınız, insan hakları örgütlerine soracaksınız Kürt sorunu var mı yok mu? Biz bu sorunun var olduğunu görüyoruz. Ama çözümünde mutlaka kendi vatandaşımız olan insanların doğuştan gelen haklarını olduğu gibi tanımakla gerçekleşeceğine inanıyorum. Daha önceki süreçlerde biliyorsunuz terör örgütleri ve bizim Kürt vatandaşlarımızın hakları ile ilgili konular aynı masada aynı pakette konuşuluyordu. Biz ona karşıyız, bu yanlış bir yöntem. Yani Türkiye olarak biz öncelikle kendi vatandaşlarımızın, vatandaş olmaktan kaynaklanan ve insan olmaktan kaynaklanan bütün haklarını olduğu gibi tanıyacağız. Onların o haklarının gerçekleştirmesi gerekli alanı, devletin asli görevi olarak sağlayacağız. Ama dönüp terör örgütü ile de mücadele edeceğiz. Çünkü biz şiddeti yöntem olarak benimseyen her türlü yapıya karşıyız.”

    Ne güzel değil mi? Ne kadar mantıklı. Özetle “Kürt sorunu olup olmadığını Kürtlere soracağız, onlara vatandaşlık haklarını tanıyacağız ama terör örgütü ile de mücadele edeceğiz”

    Sayın Babacan son 5 yıldır ne yapıldığını sanıyor acaba? Verilmeyen hangi vatandaşlık hakkından söz ediyor? Kürtlerin insan olmaktan kaynaklanan hangi hakları yasaklanmış? Hükümet ne zaman Kürt vatandaşları terör örgütü ile aynı “pakete” koyup tartışmış? Hatta AK Parti tam da bunun tersini yapan ilk parti değil midir? Babacan PKK’yı sınır ötesine süren ve orada savaşan mevcut hükümetten daha ileri nasıl bir mücadele verecektir terör örgütü ile?

    Dahası, Kürt sorunu ile ilgili bu parlak fikirlerini neden çözüm süreci hazırlıkları sırasında bildirmemiş? Bildirmiş de sözünü mü dinlememişler?

    Aynı soruya Sayın Babacan’dan 4 ay önce cevap veren Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu’nun da benzer şekilde kaçak güreştiğini görüyoruz:

    "Kürt meselesi esas olarak ülkemizdeki demokratik hakların eksikliğinden ve bu eksikliğin istismar edilmesinden kaynaklanmıştır. Sorunu yaşatan Kürt vatandaşlarımızın varlığı değil, geçen yüzyılda yaşanan parçalanmaların yüklediği abartılı korkular ve bu korkulardan kaynaklanan kısıtlamalar ve kısıtlamaları istismar eden terör faaliyetleridir. Biz Gelecek Partisi olarak bu kıskacı kırmaya geliyoruz."

    Hangi kıskaç Sayın Davutoğlu? Ve hangi kıskacı kırmak için hangi kısıtlamaları kaldıracaksınız? Böyle yuvarlak konuşmak yerine tek tek sayar mısınız siz Kürt vatandaşlarımıza mevcut hükümetin veremediği neyi vadediyorsunuz? Hangi yasakları kaldıracaksınız?

    Ben size söyleyeyim kıskacı. Artık Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarına eşit dağıtmadığı hiçbir hak kalmamıştır. Kürt vatandaşları ile Türkiye Cumhuriyeti’nin birbirlerine verebilecekleri arasında bir milim boşluk kalmamıştır. Bundan sonra atılacak her adım yerel yönetimlere özerklik, sivil toplum kuruluşlarını desteklemek, demokrasi, insan hakları adı altında terör örgütünün maksimalist hedeflerine (Ayrı devlet kurma) kapı aralamaktan başka hiçbir anlam taşımayacaktır. Zaten bunu her iki parti başkanı da bilmekte ve somut hiçbir laf söylememektedir.

    Fakat her iki başkanın da bildikleri bir şey var ki, ülkede maksimalist Kürtleri “kafaya almadan” iktidara alternatif olmak mümkün değildir. Bir başka değişle HDP ile kol kola girmeden yüzde 1’i aşmak mümkün değildir.

    Lütfen HDP’ye tutamayacağınız sözler vermeyiniz. Çünkü HDP’nin derdi Meclis'e girmek ve siyaset yapmak olsaydı zaten 83 milletvekili ile girdiğinde Kürtler için bir şey yapardı.

    Olmaz ama, hani olur da herhangi bir koalisyon içerisinde hükümette yer alacak olursanız tutamadığınız o sözler doğrudan ordumuza saldırı olarak geri dönecektir.

    O vebale girmeyiniz.

    Girmemelisiniz…

    @kalemciler

    İlginizi Çekebilir

    Görüş Bildir