Hattuşa'da 2 bin 300 yıllık mezarlık gün yüzüne çıkarıldı
Hititlerin yaklaşık 450 yıl başkentliğini yapan Hattuşa Antik Kenti'ndeki kazılarda, Erken Helenistik ve Galat dönemlerine tarihlenen yeni bir mezarlık keşfedildi.
Anadolu'nun binlerce yıllık tarihine ışık tutan Hattuşa Antik Kenti'nde sürdürülen arkeolojik kazılarda, geçmişte bölgede yaşayan toplulukların ölü gömme geleneklerine ilişkin yeni bilgiler sağlayabilecek önemli bir keşif yapıldı.
Çorum'un Boğazkale ilçesinde bulunan ve yaklaşık 8 bin yıllık geçmişiyle Anadolu'nun en önemli arkeolojik merkezleri arasında yer alan Hattuşa'da, yaklaşık 2 bin 300 yıl öncesine tarihlenen yeni mezarlar ortaya çıkarıldı.
Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından Prof. Dr. Andreas Schachner başkanlığında sürdürülen kazı çalışmalarında, antik kentin Kuzeybatı Yamacı'nda yeni bir mezarlık alanına ulaşıldı.
Kazı ekibinin bu alanda ortaya çıkardığı üç mezardan biri, mimari yapısının büyük ölçüde korunması ve içerisinde bulunan iskeletin bütün halde günümüze ulaşması nedeniyle özellikle dikkat çekti.
KAZILAR SIRASINDA YENİ BİR MEZARLIK KEŞFEDİLDİ
Yaklaşık 7 kilometre uzunluğundaki surlarla çevrili Hattuşa Antik Kenti'nde arkeolojik çalışmalar 1906 yılından bu yana kesintisiz şekilde sürdürülüyor.
Kentte yürütülen kazılarda Kalkolitik Çağ'dan Hitit dönemine, Demir Çağı'ndan Galat ve Roma dönemlerine kadar farklı medeniyetlerin izleri gün yüzüne çıkarılıyor.
Bu yıl antik kentin beş farklı noktasında çalışma gerçekleştiren ekip, Kuzeybatı Yamacı'nda daha önce tespit edilen bir ambarın çevresini araştırırken mezarlık alanına ulaştı.
İlk incelemelere göre mezarlığın Erken Helenistik ve Galat dönemlerine ait olduğu değerlendiriliyor. Mezarlardaki buluntuların, milattan önce 4. yüzyılın sonları ile 3. yüzyıl arasındaki döneme ilişkin önemli veriler sunması bekleniyor.

TAŞ ÇEMBERLİ MEZARDA BÜTÜN HALDE İSKELET BULUNDU
Yeni keşfedilen mezarlardan biri, korunma durumu bakımından kazı ekibinin şimdiye kadar bölgede karşılaştığı en iyi örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.
Etrafı yaklaşık 7 metre çapında taş duvarla çevrili mezarın içerisinde, yetişkin bir insanın sığabileceği büyüklükte ikinci bir taş duvar hattının da bulunduğu belirlendi.
Taş sanduka biçimindeki mezarın mimari özelliklerinin büyük bölümünün bozulmadan günümüze ulaşması, dönemin mezar yapıları ve ölü gömme uygulamalarının incelenmesi açısından önem taşıyor.
Mezarın içerisinde bulunan iskeletin de bütünlüğünü büyük ölçüde koruduğu görüldü.
Kazı ekibinin dikkatini çeken en önemli buluntulardan biri ise iskeletin sağ omuz hizasında bulunan bıçak oldu.
Bıçağın mezara gömülen kişiye ait bir eşya mı olduğu, yoksa ölü gömme ritüeli kapsamında bırakılmış bir hediye niteliği mi taşıdığı henüz kesinlik kazanmadı.
Uzmanlar, mezarın tamamının açılması ve buluntuların diğer verilerle birlikte değerlendirilmesinin ardından bıçağın işlevi ve mezardaki konumuna ilişkin daha net sonuçlara ulaşılabileceğini belirtiyor.

“ŞİMDİYE KADAR BULDUKLARIMIZIN EN İYİSİ”
Kazı Başkanı Prof. Dr. Andreas Schachner, bölgede bir ambarın çevresini açmaya çalışırken mezarlık alanını keşfettiklerini belirtti.
Geçen yıl yapılan çalışmalarda 5 mezar, bu yıl ise 3 mezar olmak üzere alanda toplam 8 mezarın ortaya çıkarıldığını aktaran Schachner, mezarlığın yoğun bir yerleşim göstermediğini, mezarların alana dağınık şekilde yerleştirildiğini ifade etti.
Mezarların Erken Helenistik ve Galat dönemlerine tarihlendirildiğini belirten Schachner, yeni bulunan mezarın diğer örneklere kıyasla çok daha iyi korunmuş durumda olduğunu söyledi.
Schachner, taşlarla oluşturulan çemberin yeni mezarda oldukça iyi durumda bulunduğuna dikkati çekerek, mezarın taş sanduka niteliği taşıdığını ve bu tip yapıların bölgede yaygın olarak görüldüğünü kaydetti.
Daha önce açılan mezarlarda sikke ve kozmetik malzemeleri gibi çeşitli eşyalar bulunduğunu belirten Schachner, yeni mezarda ise iskeletin sağ omuz hizasındaki bıçağın dikkat çekici olduğunu ifade etti.
Bıçağın bir ölü hediyesi olabileceği gibi mezara defnedilen kişinin kişisel eşyalarından biri de olabileceğini belirten Schachner, mezarın tamamı incelenmeden kesin bir değerlendirme yapmanın mümkün olmadığını vurguladı.
Schachner, mezarda bulunan kişinin erkek olabileceğine ilişkin ihtimalin de araştırıldığını, daha önce açılan mezarlarda ise ağırlıklı olarak kadın bireylere ait kalıntılarla karşılaşıldığını aktardı.

AYNI DÖNEME AİT MEZAR SAYISI 17'YE ULAŞTI
Hattuşa'daki kazıların, yalnızca yeni yapı ve eserlerin ortaya çıkarılması açısından değil, hakkında daha az bilgi bulunan dönemlerin aydınlatılması bakımından da önem taşıdığı belirtiliyor.
Schachner'in verdiği bilgilere göre, son iki yılda aynı alanda 8 mezar ortaya çıkarıldı. Daha önceki yıllarda alanın batı bölümünde bulunan 9 mezarla birlikte, söz konusu döneme tarihlenen mezarların toplam sayısı 17'ye yükseldi.
Boğazköy genelinde ise farklı dönemlere ait yüzlerce mezarın bulunduğu ifade ediliyor.
Özellikle Roma dönemine ait yaklaşık 200 mezarın tespit edildiği bölgede, farklı dönemlerde gerçekleştirilen kazılar sayesinde Hattuşa'da yaşamış toplulukların cenaze gelenekleri, sosyal yapıları ve günlük yaşamlarına ilişkin yeni bilgiler elde ediliyor.
HATTUŞA'NIN BİNLERCE YILLIK TARİHİNE YENİ BİR HALKA
Milattan önce 6 binli yıllara kadar uzanan geçmişi bulunan Hattuşa, Anadolu'nun en önemli arkeolojik merkezlerinden biri olma özelliğini taşıyor.
Hititlere yaklaşık 450 yıl başkentlik yapan antik kent, Hatti ve Hitit uygarlıklarının yanı sıra farklı dönemlerde bölgede yaşayan toplulukların kültürel izlerini de barındırıyor.
UNESCO Dünya Kültür Mirası ve Dünya Belleği listelerinde yer alan Hattuşa'daki kazılar, antik kentin tarihinin farklı dönemlerini bir arada inceleme fırsatı sunuyor.
Bu yılki çalışmalar kapsamında ortaya çıkarılan mezarların da Hattuşa'nın Hitit sonrası dönemlerine ilişkin mevcut bilgilerin genişletilmesine katkı sağlaması bekleniyor.
RESTORASYONUN ARDINDAN ZİYARETE AÇILACAK
Kazı ekibi, mezarlardaki arkeolojik çalışmaların tamamlanmasının ardından yapıların restore edilmesini planlıyor.
Restorasyon sürecinin tamamlanmasıyla birlikte mezarların ziyaretçilerin görebileceği şekilde düzenlenmesi hedefleniyor.
Yeni buluntuların bilimsel incelemelerinin tamamlanmasıyla, yaklaşık 2 bin 300 yıl önce Hattuşa ve çevresinde yaşayan insanların ölü gömme gelenekleri, kullandıkları eşyalar ve sosyal yaşamlarına ilişkin daha ayrıntılı bilgilerin ortaya çıkarılması bekleniyor.