Kıbrıs'ta 126 Türk2ün can verdiği katliamın tanığı: Kadın, çocuk, yaşlı ayırmadılar
Kıbrıs Türk halkının hafızasında derin izler bırakan Muratağa, Sandallar ve Atlılar katliamının 52’nci yılında, vahşetten sağ kurtulan Ahmet Aşır yaşadıklarını anlattı.
Kıbrıs Türk halkının hafızasına acı bir miras olarak kazınan Muratağa, Sandallar ve Atlılar katliamının üzerinden 52 yıl geçti.
14 Ağustos 1974’te yaşanan katliamdan sağ kurtulan ve bugün Muratağa-Atlılar-Sandallar Şehitlerini Yaşatma Derneği Başkanlığı görevini yürüten Ahmet Aşır, o günlerde yaşananları anlattı.
Henüz çocuk yaşta tanık olduğu saldırılar, ailesinden ve köylülerinden ayrı kaldığı günler ve haftalar sonra karşılaştığı toplu mezar, Aşır’ın hafızasında canlılığını koruyor.
Aşır, en küçüğü 16 günlük, en büyüğü 95 yaşında 126 Kıbrıs Türkü’nün hayatını kaybettiği katliamın yalnızca üç köyün değil, Kıbrıs Türk halkının hafızasında silinmeyen bir yara olduğunu söyledi.
ÜÇ KÖYDE 126 SİVİL HAYATINI KAYBETTİ
14 Ağustos 1974’te Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerinde silahsız ve savunmasız siviller hedef alındı. Çocuk, kadın ve yaşlıların da bulunduğu 126 Kıbrıs Türkü öldürüldü.
1960 nüfus sayımına göre toplam 248 kişinin yaşadığı üç küçük köyde gerçekleştirilen katliamın ardından Muratağa ve Sandallar’da öldürülen siviller, aynı toplu mezara gömüldü. Yapılan çalışmalar sonucunda mezardan 89 kişinin cansız bedeni çıkarıldı.
Katliamın boyutları, Türk birliklerinin 1 ve 2 Eylül 1974 tarihlerinde bölgede yaptığı aramalarla ortaya çıkarıldı.

“BU ÜÇ TÜRK KÖYÜNDE SOYKIRIM YAPILDI”
Katliamın yaşandığı dönemde bölgede bulunan Ahmet Aşır, Muratağa, Sandallar ve Atlılar’da yaşananların bir savaş suçu olduğunu ifade etti.
Atlılar köyündeki okulun öğrencilerinin de aileleriyle birlikte öldürüldüğünü belirten Aşır, “Bu okulun bütün öğrencileri, aileleriyle birlikte soykırıma maruz kaldı, katledildiler. 14 Ağustos 1974 günü burada, Atlılar, Muratağa ve Sandallar’da bu savunmasız üç Türk köyünde bir savaş suçu işlendi, bir soykırım yapıldı ve maalesef cezasız kaldı.” dedi.
Aşır, saldırıların 1974 ile sınırlı olmadığını, Kıbrıs Türklerinin uzun yıllar boyunca çeşitli baskı ve saldırılarla karşı karşıya kaldığını söyledi.
“103 TÜRK KÖYÜNÜ YAKTILAR, YIKTILAR”
Kıbrıs'taki gelişmelerin tarihsel arka planına da değinen Aşır, 1955 yılında EOKA’nın kurulmasıyla saldırıların sistematik hale geldiğini savundu.
1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla Türklerin ve Rumların eşit ortaklığına dayalı bir yapı oluşturulduğunu hatırlatan Aşır, bu ortaklığın uzun sürmediğini belirterek, 1963 yılında Türklere yönelik saldırıların yoğunlaştığını söyledi.
Aşır, “103 Türk köyünü yaktılar, yıktılar ve göç ettirdiler” diyerek Kıbrıs Türklerinin yaşadığı zorunlu göç sürecini anlattı.
Saldırılar nedeniyle Kıbrıs Türklerinin kendi savunma teşkilatlarını oluşturduğunu aktaran Aşır, Muratağa, Atlılar ve Sandallar’ın ise küçük yerleşim yerleri olması nedeniyle mücahit koruması altında bulunmadığını kaydetti.

ÇOCUKLUK YILLARINDA SİLAH SESLERİ ARASINDA BÜYÜDÜ
Çocukluğunun Muratağa’da geçtiğini belirten Aşır, 1963 yılında 8 yaşında olduğunu ve köyün çevresindeki saldırılar nedeniyle büyük korku yaşadıklarını ifade etti.
Aşır, babasının kendilerini teselli etmek için söylediği sözleri ise yıllar geçmesine rağmen unutmadığını dile getirerek, “Çocuklar korkmayın. Bu Beşparmak Dağları'nın arkasında büyük anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti var. Bize bir şey yapmaya kalkarlarsa, Erenköy'de olduğu gibi Türk jetleri gelir ve onlara hadlerini bildirir.” dedi.
16 yaşında mücahit olduğunu belirten Aşır, 1974 yılında 18 yaşındayken Mağusa’yı savunan 140 mücahit arasında yer aldığını söyledi.
BARIŞ HAREKÂTI ÖNCESİ GERİLİM TIRMANDI
15 Temmuz 1974’te Makarios yönetimine karşı gerçekleştirilen darbenin ardından adadaki gerilimin daha da arttığını anlatan Aşır, Türk bölgelerinin abluka altına alındığını ve sivillerin büyük bir tehdit altında kaldığını söyledi.
Türkiye’nin diplomatik girişimlerinden sonuç alınamaması üzerine 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekâtı’nın başladığını belirten Aşır, harekâtın ardından Muratağa, Atlılar ve Sandallar’daki erkeklerin esir kamplarına götürüldüğünü, geride ise kadınlar, çocuklar ve yaşlıların kaldığını ifade etti.
Aşır, köylerde kalan sivillerin yaklaşık üç hafta boyunca savunmasız durumda olduğunu savundu.
“KADINLAR VE ÇOCUKLAR, RUM’UN İNSAFINA BIRAKILDI”
20 Temmuz ile 14 Ağustos arasındaki dönemin köylerde yaşayan siviller açısından son derece zor geçtiğini belirten Aşır, bölgede bulunan Birleşmiş Milletler askerlerinden yardım istendiğini ancak sivillerin güvenli bölgelere götürülmediğini ileri sürdü.
Aşır, “Kadınlar ve çocuklar onlara yalvarıyordu; ‘Ya bizi Rumlardan koruyun ya da bizi mücahitlerin bulunduğu güvenli bölgelere götürün’ diyorlardı. Ama yardım etmediler. Buradaki insanlar Rumların insafına bırakıldı.” ifadelerini kullandı.
“KAÇARKEN ÇOCUKLARI, KADINLARI VE YAŞLILARI TOPLADILAR”
14 Ağustos sabahı İkinci Barış Harekâtı’nın başlamasıyla birlikte Rum ve Yunan birliklerinin bölgeden geri çekilmeye başladığını anlatan Aşır, sivillerin hedef alındığını söyledi.
Aşır, o gün yaşananları şöyle anlattı:
“14 Ağustos 1974 sabahı ikinci Barış Harekâtı başlar başlamaz Türk ordusu karşısında bozguna uğradılar. Türk ordusuna güçleri yetmiyordu. Mücahitlere de güçleri yetmiyordu. Ama çocuklara, kadınlara ve yaşlılara güçleri yetiyordu. Kaçış yolları üzerinde bulunan Muratağa, Atlılar ve Sandallar köylerindeki savunmasız çocukları, kadınları ve yaşlıları topladılar ve katlettiler.”
AŞIR, AİLESİNDEN HAFTALARCA HABER ALAMADI
15 Ağustos’ta Türk ordusunun Mağusa’ya ulaştığını ancak kendisinin cephede görev yaptığı için köyüne dönemediğini anlatan Aşır, ailesinin akıbetinden uzun süre haberdar olamadığını söyledi.
Bir arkadaşından köyde kimsenin kalmadığını öğrendiğinde ailesinin bir yerlere saklandığını düşündüğünü belirten Aşır, “İnsan böyle bir vahşetin yapılabileceğine inanamıyor” dedi.
Yaklaşık 17-18 gün sonra köyüne gitmek için izin alabildiğini belirten Aşır, kendisinden katliam çukurlarının bulunduğunun özellikle gizlendiğini ifade etti.
“BABAMIN KÖPEĞİ BENİ KATLİAM ÇUKURUNA GÖTÜRDÜ”
Köyüne döndüğünde karşılaştığı sessizliğin hayatındaki en ağır anlardan biri olduğunu anlatan Aşır, evlerinin kapı ve pencerelerinin açık olduğunu, eşyaların her yere saçıldığını söyledi.
Evde babasının köpeğiyle karşılaşan Aşır, köpeğin kendisini dışarıya doğru yönlendirmeye başladığını belirtti.
Aşır, “Babamın köpeği dışarıda havlıyordu. Kapıya koşuyor, sonra geri dönüp bana bakıyordu. Tekrar koşuyordu. Sanki beni peşinden gelmeye çağırıyordu. O katliamı görmüştü. Beni bilerek oraya götürmek istiyordu. Onu takip ettim ve doğruca katliam çukurunun bulunduğu yere vardık.” dedi.
Katliam çukuruna ulaşana kadar ailesinin ve köylülerinin hayatta olduğuna inandığını söyleyen Aşır, “Oraya varıncaya kadar ailemin ve köylülerimin sağ olduğunu düşünüyordum. Bir yerlere saklandıklarını, birazdan çıkıp geleceklerini sanıyordum. Ama katliam çukuruna ulaştığım anda bütün gerçeği öğrendim. O an bütün dünyam yıkıldı.” ifadelerini kullandı.
ÇÖPLÜĞE GÖMÜLEN ŞEHİTLER ÇIKARILDI
Toplu mezarın bulunduğu alanda gördüğü manzaranın tarif edilemeyecek kadar ağır olduğunu belirten Aşır, Türk askerleri ve hayatta kalan köylülerin şehitleri çıkarmak için çalışma yürüttüğünü söyledi.
Şehitlerin bir çöplüğe gömüldüğünü ve üzerlerinin çöplerle kapatıldığını ifade eden Aşır, bazı cenazelerde ağır tahribat bulunduğunu anlattı.
Aşır, “Şehitlerimizi çöplüğün içerisine gömmüşler, üzerlerini çöple örtmüşlerdi. Bununla da yetinmeyip ateşe vermişlerdi. Ateşli silahların yanında kesici ve delici aletler de kullanmışlardı.” dedi.
YILLAR SONRA DNA ÇALIŞMALARIYLA KİMLİKLERİ BELİRLENDİ
Katliamın ardından şehitlerin toplu şekilde defnedildiğini belirten Aşır, yıllar sonra gerçekleştirilen çalışmalarla kimlik tespitlerinin yapıldığını söyledi.
DNA incelemelerinin ardından şehitlerin ayrı kabirlere defnedildiğini aktaran Aşır, bugün bölgede her bir şehidin adının yaşatıldığını ifade etti.
Katliamın uluslararası basında da yer aldığını belirten Aşır, buna rağmen sorumluların cezalandırılmadığını savundu.
“O gün orada Türkiye’den çok sayıda gazeteci vardı. Yabancı basın da oradaydı. Fotoğraflar çektiler, görüntüler aldılar ve yaşananları bütün dünyaya aktardılar.” diyen Aşır, olayın sorumlularının yargılanmadığını söyledi.
“BAYRAKLAR DALGALANDIĞI SÜRECE ŞEHİTLERİMİZ HUZUR İÇİNDE UYUYACAK”
Muratağa, Atlılar ve Sandallar köylerinde Türk bayrağının hiçbir zaman indirilmediğini vurgulayan Aşır, bugün şehitlikte hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hem de Türk bayrağının dalgalandığını belirtti.
Aşır, bayrakların şehitlerin ve Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin simgesi olduğunu ifade ederek, “Biz inanıyoruz ki o bayraklar dalgalandığı sürece onlar huzur içinde uyuyacak. O bayrakları sonsuza kadar başuçlarında dalgalandırmaya devam edeceğiz.” dedi.
“KALICI BİR ANLAŞMA İÇİN GARANTÖRLÜK DEVAM ETMELİ”
Kıbrıs’ta gelecekteki siyasi çözüm konusundaki görüşlerini de paylaşan Aşır, iki toplumun yeniden bir arada yaşamasının mümkün olmadığı yönündeki düşüncesini dile getirdi.
Aşır, Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünün sürdürülmesi gerektiğini savunarak, “Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü devam etmediği, iki devletli çözüm temelinde bir anlayış kabul edilmediği sürece burada kalıcı bir anlaşmanın mümkün olacağını düşünmüyorum.” diye konuştu.
Aşır, Muratağa, Sandallar ve Atlılar’da yaşananların unutulmaması gerektiğini belirterek, şehitlerin hatırasının gelecek nesillere aktarılmasının önemine dikkat çekti.
