Pelin Batu'ya SEKS SORUSU

Öpüşme - yatak sahnelerinde NE HİSSEDİYORSUN.. Akşam yazarı Sevim Gözay'ın Pelin Batu röportajı

Pelin Batu'ya SEKS SORUSU

Akşam yazarı Sevim Gözay, oyuncu Pelin Batu'ya hakkında merak edilenleri sordu.

İNSANLAR KONUSUNDA ÇOK APTALIM

Konuğum, beyazperdenin en özel yüzlerinden Pelin Batu. Magazinden uzak işlerde yer aldığı halde sık sık medyatik tartışmalarla gündeme gelen Pelin Batu'yla Gezi Pastanesi'nde buluştuk, iş ve özel hayatıyla ilgili son dönemde konuşulan ne varsa ortaya döktük. Yakın zamanda ayrıldığı ünlü köşe yazarı sevgilisinin ismini anmadık ama anlayana sivrisinek saz... Amacım sizlere güzel bir hafta sonu buluşması sunmak. Buyursunlar...

Sabah eline ilk aldığın gazete hangisi?

Radikal, hala Radikal...

Nereden başlıyorsun okumaya?

Birinci sayfaya haliyle bakıyorum, ondan sonra Nedret Erdoğdu'ya dönüyorum; bulmaca (gülüyor), çok seviyorum. En sevdiğim yazar hala Yıldırım Türker, yazmışsa direkt ona dalıyorum. İtiraf edeyim, alışkanlıklarına çok bağlı bir insanım ve aslında Radikal'i tamamen alışkanlıktan alıyorum. Çünkü o gazetede artık faşist diyebileceğin yazarlar da var, darbeci diyebileceğin yazarlar da, Başbakan'ın şakşakçısı diyebileceğin yazarlar da... İsmine yakışmayan şeyler var.

Başka kimleri okuyorsun? 'Ne yazmış diye muhakkak bakarım' dediğin yazarlar kimler?

Yok. Bir tek Yıldırım Türker.

Gerçekten mi?

Çünkü haber okumayı seviyorum ben. Birisinin yorumunu çok da merak ettiğimi söyleyemem. Sinemada da öyle mesela... Filmi izlemediysem sinema yazılarını asla okumam. O başka birinin bakış açısı, halbuki benim bir bakış açım var...

'Issız Adam'ı izledin mi?

İzlemedim.

Konsepti biliyorsun ama...

Bilmemek mümkün değil (gülüyor).

Artık bir tür adamın ismi oldu; bağlanma güçlüğü çeken, çekip giden, ilişkide kalamayan vs. adamların ismi bu. Ve yaşadığımız zamandan mı, yaşadığımız yerden mi, her ne hikmetse bir sürü kadının başı dertte bu ıssız adamlarla...

Bir sürü adamın da ıssız kadınlarla... Nostalji hastalığına tutulup da 'eskiler çok daha güzeldi' demek istemiyorum. Ama eskiden her şeyin çok daha zor elde edildiğini biliyoruz. Artık hepimizin hayatında iş, kariyer, ego o kadar önemli ki; karşındakine özen göstermek, itinayla yaklaşmak, birazcık incelik bile fazla geliyor gibi geliyor... Ben de bunları göremeyince kaçıyorum. Çünkü mesela bir arkadaşım vardı, inanılmaz lüks bir araba almıştı ve o arabanın hiç değerini bilmiyordu. Bilemezdi de... Çünkü onun için hiç uğraşmadı, çalışmadı. İlişkilerde de, uğraşmayınca değerini bilmemeye başlıyorsun ve o zaman kendi değerin de kayboluyor.

Peki, sen bir adama baktığında gözünden anlar mısın ıslı mı, ıssız mı olduğunu?

Hiçbir şey anlamam... Çok aptalım o konuda (gülüyor).

Hayda, niye?

Sadece adam değil kadınlarda da, kaç defa başıma geldi. Mesela annem, kardeşim, yakınımdaki birkaç arkadaşım hep bana, 'insanlara çok güveniyorsun hiçbir şey anlamıyorsun' derler. Çok direnirim, 'yanlış biliyorsam da önemli değil ben hata etmiş olayım, kendi karakterimi bozmayacağım' derim ama sonra onların dediği doğru çıkar yüzde 99,9 (gülüyor). Ve kendime kızarım, niye onları dinlemedim diye...

Bir erkekte seni cezbeden nedir? Ruh ikizini arayanlardan mısın mesela?

Hayır. Öyle bir arayış içinde hiç olmadım. Beş sene önce ince ruhlu, detaylara önem veren, narin, kırılgan, duygusal falan böyle tarifler yapıyordum... Sonra bir baktım (gülüyor)... Bunların hiçbirisi olmadı. Hatta olanlar çekici gelmedi. Çünkü kendime çok benzeyen birisi olunca sıkılıyorum. O yüzden artık tanım falan yapmıyorum.

Peki, ayrılınca arkadaş kalabilenlerden misin, yoksa bittiyse tam bitirenlerden mi?

Bilmiyorum, o konuda kafam karışık. İdeal olarak, arkadaş kalalım diye düşünüyordum ama...

Becerebilir misin?

Emin değilim. Düşman gibi olmak tabii ki çok kötü. Çünkü bir sürü şey yaşamışsın, niye kaçacaksın ya da kötü davranacaksın? Öte yandan bir şeyler yaşanmış ve bitmişse, niye bunu ille deşip ille arkadaş olmaya çalışacaksın? Daha öncesine bakınca çok da arkadaş kalmadığımı görüyorum ama karşılaştığımda da gayet güzel sohbet edebiliyorum.

Yolunu değiştirmiyorsun yani...

Yok, gerek yok onlara. Ama genelleme de yapmamak lazım. Karşındakine göre değişiyor.

NE YAŞADIĞIM BENİ İLGİLENDİRİR

En son özel hayatınla gündeme geldin... Bu olayda seni en çok rahatsız eden ne oldu?

Hiçbir zaman özel hayatımla ilgili beyanatlarda bulunmadım. Çünkü bu benim hayatım ve kimseyi de ilgilendirmiyor. Benim için bu kadar mahrem bir şeyin insanlara böyle salata olması beni çok rahatsız ediyor. Hani hep derler ya, 'show business bu, hayatının bir parçası, buna alış'... Halbuki böyle şeyler olunca ben 'doğru mesleği mi seçtim' diye sorgulamaya başlıyorum. Çünkü hakikaten nefret ediyorum. Ben bir şey yaşamışım iyisiyle kötüsüyle, başlamış bitmiş, bunlar beni ilgilendirir. Ama gazeteyi bir açıyorsunuz ve orada dedikodu haberlerinin bir parçasısın...

Konuyla ilgili yazanlardan birisi olarak soruyorum, seni üzenlerden oldum mu o günlerde?

Hayır olmadın. Çünkü yazının niyeti çok önemli. Onu da hissediyorsun. Mesela birkaç hafta önce bir gazetede bir yazı çıktı; kardeşimle çıplak dolaşmam güya, yok sabah kalkarım ilk iş şiir çeviririm falan... Bölük pörçük bir yerlerden alıp saldırmak çok kolay kötü niyetli olunca... İnsanı üzüyor ama sonra hatırlatıyorum kendime; bu bir köşe ve bir çöp parçası aynı zamanda. Yani 12 saat sonra yok. Evet, artık internet çağındayız ama gerçekten kendimi eğittiğimi düşünüyorum. Daha dirençliyim.

Çok merak ediyorum; oyunculukta, öpüşme ya da yatak sahnelerinde ne hissediyor insan?

Ah, kabus gibi! Gerçekten çok zor... Çünkü aşık olmadığın ve hiçbir şey hissetmediğin bir insanın gözünün içine bakıp; gözler hakikaten çok şey gösteriyor ve belli ediyor... Gözünün içinde şimşekler olması lazım. Öpüşürken gerçekten iyi olması, doğal olması ve içten gelmesi lazım, nasıl olacak? (Gülüyoruz)

Nasıl oluyor?

Ben genellikle gözlerimi kapatıyorum ve aşık olduğum insanı düşünüyorum. Stanislavski'nin bir tekniği vardır, eminim başka oyuncuların da çok işine yarıyordur; karşındakini başka bir insan gibi düşünmek... Başka bir resim yapıştırıyorsun ve işe yarıyor! Ama çok tercih etmiyorum o tür sahneleri.

Neden?

O anın zorluğundan değil, profesyoneliz, yapıyoruz... İki sevgilinin hayatı anlatılıyorsa tabii ki öpüşülebilir, tabii ki bunlar sevişebilir çok doğal. Bunların sorgulanması bile çok ilkel. Ama o sahnenin bir de sonrası var, asıl can sıkıcı olan da o.

Medyada nasıl büyütüldüğü mü?

Evet. Yani filmin tanıtımını yapmaya çalışıyorsan yanlış. Çünkü filme de yaramıyor. İnsanlar birisi öpüşüyor diye bir filme niye gitsinler ki? Hele bu çağda...

HAYATIMIZ PEMBE DİZİ

Magazinel işler yapmıyorsun, öyle davranmıyorsun ama çok sık magazin haberlerine konu oluyorsun. Neden böyle?

Hepimizin hayatı biraz 'pembe dizi' gibi olmuş gibi geliyor bana. Ama ben hakikaten nefret ediyorum. Tamam, işlerini yapıyorlar saygı duyuyorum ama kameraya gülümseyip, sempatik şeyler söylemek gelmiyor içimden. Sonra bakıyorum habere mesela, yanımda kim olursa olsun 'yeni sevgili adayı' oluyor. Kardeşimle ilgili bile bir sürü haber yaptılar, insan o kadar zıvanadan çıkıyor ki... Geçen sene bir röportajımda saçma sapan cümleler çıkmıştı, benim ima etmediğim, yanlış algılanan şeyler...

'Evde çıplak gezeriz' meselesi mi?

Evet. Hala bunu duyuyorum ve insan deliriyor.

Nereden çıkmıştı o?

Kardeşimle çok yakınız, birbirimize karşı çıplak olabiliyoruz tarzında bir şey, o hale geldi.

Kaza yani?

Evet. Gerçi ben buna alışığım, yıllardır bu işi yapıyorum ve kaç defa bu tür şeyler geldi başıma... Tamam, kaza olur ama bunu bir sene sürdürmek ne?

Hadise ile ilgili olarak da 'Popo sallayan kadın görmekten sıkıldım' demiştin, değil mi?

Ona da üzüldüm. Çünkü ben kimseye laf atmayı seven biri değilim özellikle. Reha Muhtar'ın programına katılmıştım ve orada çıktı...

'O kendi poposuna baksın' diye karşılık verenler oldu, kıskançlıktan söylemişsin gibi?

Sanıyorum medyada 'polemik olmazsa yoksun' gibi bir durum var. Köşe yazarları başkalarına laf atarak köşelerini koruyorlar. Sanat camiası içinde olanlar birbirlerine laf atarak var oluyorlar ve bazen istemeden de olsa böyle şeyler oluyor. Ki programda da söyledim, özellikle Hadise'ye asla saldırmak istemezdim, bence çok profesyonel ve başarılı. Ama biz Eurovision'u neden bu kadar ciddiye alıyoruz ve milli gurur meselesi haline getiriyoruz? Benim dert edindiğim oydu. İkincisi, müzik kanalları... Bakıyorsunuz hepsi aynı. Popo sallama meselesi oradan çıktı zaten. Aynı dans figürleri, aynı kıyafetler, aynı tipler...

Ailen nasıl tepki gösteriyor magazinel konularla ön planda olmana? 'Boş ver üzülme' mi diyorlar, yoksa bir şeyler yapıp düzeltmeni mi istiyorlar?

Onlar benden çok daha rahatlar. Çok şanslıyım. Çünkü ben çok kafaya takıyorum ama babam da, annem de 'Boşver, bu yarın çöp olacak' diye bakıyorlar. Öyle de zaten... Bu kadar çok dert varken, insanların bu kadar çok meselesi varken, benim uyduruk haberimle mi ilgilenecekler? Böyle bakmak, bunu unutmamak lazım.

Bazen programda düşüp bayılacak gibi oluyorum

Tarih programı nasıl gidiyor? Mutlu musun Murat Bardakçı'yla?

O kadar çok didişiyoruz ki...

Masaların üzerine tırmandığını gördük...

Evet, söylemeyeceğini söylediği bir şeyi birden söylemeye kalkınca delirdim tabii. Önemli bir şey değildi ama tarih öğrencisi olarak karizmamı yerle bir edeceğini düşündüğüm için durdurmaya çalıştım, başarılı da oldum. Ama konunun bu kadar da uzayacağını tahmin etmiyordum. (Gülüyor)

Herhalde senin o halin hoşlarına gidiyor?

Hep bu olur, ailemde de olur. Çocukmuşum gibi davranılır, koskoca kadınım ama hangi düğmeye basınca nasıl tepki verebileceğimi bildikleri için sanıyorum, insanlar zevk alıyor beni sinirlendirmekten.

Yeterince konuşabiliyor musun programda?

Oraya girerken şunun farkındaydım; ben edebiyat doktorası yapıyorum, edebiyat mastırı yaptım. Tarih okudum ama tarihçi değilim. Hiçbir zaman da tarihçi olma iddiam yoktu. Bende programa devam etme güdüsünü kamçılayan şu; tarih bana göre, şu tarihte şu olmuştur değil. Çünkü onu açarsınız kitaptan öğrenirsiniz. Herhangi bir lise öğrencisi de bunu yapabilir, tarihe meraklı herhangi biri de yapabilir. Benim derdim bakış açısı.

Seni rahatsız eden bir yapı yok programda...

Yok ama izleyenler olsun, arkadaşlarım olsun misyon edinmiş vaziyetteler. Sanki ben ezilenleri temsil ediyormuşum gibi bir durum var (gülüyor).

Yönetmeni eleştiriyorlar, seni az gösteriyormuş

Öyle mi?

Evet, hayranların çok şikayetçi...

Onu bilmiyorum. Çünkü kendimi seyretmiyorum. Zaten program 4-5 saat sürüyor, ertesi günü pestilim çıkmış vaziyette uyuyorum. Dolayısıyla ne kadar görünüyorum ne kadar görünmüyorum bilmiyorum. Ama belki bu yönetmene güzel bir mesaj olur.

Geçen gün Cem Mumcu senin hakkında, 'Pelin ister, program biterdi' demiş. 'Şimdi sabahlara kadar süren bir program yapıyor, nasıl dayanıyor bilmiyorum' diyor. Doğru mu bunlar? Kaprisli miydin o programda?

(Gülüyor) Kapris değil hakikaten... Program erken başlıyordu ve birkaç saat sonra hala ne konuşacaksın? İnsanlar da sıkılıyor diye düşünüyorum ve evet uykumun da geldiği doğru. Saatlerce canlı yayından sonra saat 01:00 olmuş, yeter, herkes evine gitsin... Şimdi tarih programını soracak olursan, dünyada herhalde örneği yoktur 5-6 saat süren canlı yayın. Bazen sabaha karşı düşüp bayılacak gibi oluyorum gerçekten ama zorluyorum. Aslında şaşırıyorum kendime, ne kadar dayanıklıymışım...