Ümit Yenişehirli yazdı: BM dev bir kurum mu etkisiz eleman mı?
Ümit Yenişehir'in kaleme aldığı makalede, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun etkileyici yapısı mercek altına alınıyor. Devlet yetkilileri ve diplomatlar, New York'ta dev buluşmada bir araya gelerek uluslararası ilişkileri şekillendiriyor. Peki, BM Teşkilatı'nın muhteşem binası ve köklü tarihi, gerçekten büyük bir kuruma mı işaret ediyor?
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, geçtiğimiz haftanın ana gündem maddesiydi. Devlet başkanı, başbakan, bakan, diplomat ve sair görevlilerden oluşan binlerce kişi, bir kez daha New York’ta toplandı. Peki, bütün bu toplantıların, görüşmelerin, konuşmaların gerçekleştiği yer, Birleşmiş Milletler Teşkilatı; tarihi, “çifte”den bile fazla standartları, binası, heykelleri, parası pulu, personeli ve daha birçok ilginç detayıyla nasıl bir kurum?
“İLK BM”YE ABD GİREMEMİŞTİ
Açık kaynaklarda yer alan bilgilere göre; II. Dünya Savaşı sonrası kurulan Birleşmiş Milletler teşkilatına giden yol, I. Dünya Savaşı’nın enkazı eşliğinde Cenevre’den başlamıştı (1920). ABD Başkanı Woodrow Wilson, Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) fikrini ortaya atmış ancak ülkede hakim olan “Avrupa’dan uzak duralım.” (izolasyonizm) doktrini çerçevesinde kendi senatosunun engeline takıldığı için ABD bu “İlk BM”ye katılamamıştı. Cenevre’deki lüks salonları dolduran snop diplomatlar, şampanya eşliğinde “dünya barışı” üzerine tumturaklı nutuklar atsa da “teşkilat” tek kelimeyle ölü doğmuştu. Dünya, ikinci savaşına girerken Cemiyet-i Akvam’ın da tabutuna da çivi çakılmaktaydı.

BİR BM, BİRÇOK STANDART
Dünyayı bir kez daha barut, kan ve gözyaşına bulayan, yaklaşık 80 milyon kişinin ölümüne neden olan adamlar, II. Dünya Savaşı’nın bitiminin ardından bu defa da San Francisco’da toplanarak yeni BM’yi kurma toplantısı yapmıştı. San Francisco’da 26 Haziran 1945 yılında imzalanan “Birleşmiş Milletler Şartı” görüşmeleri ise sık sık utanç verici tartışmalara sahne olmuştu.
Öncelikle masadaki, “Kimler dışarıda kalsın?” sorusu epeyce vakit almıştı. Savaşı kaybeden Almanya ve Japonya, “düşman devlet” ilan edilip doğrudan kapı dışı edilmişti. Savaşın galibi Batılı sömürgeci devletler ayrıca; Asya, Afrika ve Orta Doğu’daki halkların “henüz kendi kendini yönetmeye hazır olmadığını” iddia ederek, BM’ye alınamayacakları görüşünü savunuyorlardı. Batılı kodamanların bir itirazı da “ırksal eşitlik” konusundaydı. ABD, İngiltere, Fransa, Belçika, Güney Afrika ve Avustralya; kendilerini “medeni”, Afrika ve Asya halklarını ise “vahşi” sayıyor ve BM’nin buna göre teşkilatlanmasını istiyordu. Özellikle ABD ve Avustralya, hiç utanmadan kendi ülkelerindeki ırkçı politikaları gerekçe göstererek, “en çok zencilerin, biraz da çekik gözlüler ile sair buğday tenlilerin” teşkilata alınmasına karşı çıkıyordu. Öte yandan, Latin Amerika ve Doğu bloku delegeleri de yeni örgütün “Batılı bir Hıristiyan kulübü” olacağı itirazını dillendirmekteydi.

“DÜNYA 5’TEN KÜÇÜKTÜR”ÜN TEMELLERİ ATILIRKEN
Savaşın galipleri, zaferi kalıcı kılmak için her türlü yüzsüzlüğe tevessül etmekteydi. Tam seksen bir senedir dünyanın başına dert olan “BM Güvenlik Konseyi”nin sadece beş üyeden oluşması, bu üyelerin, geri kalan ülkelerin aldıkları kararları veto haklarının bulunması, teşkilatın kuruluş görüşmelerinde büyük tartışmalara yol açmıştı. Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi olan ABD, SSCB (Rusya), İngiltere, Fransa ve Çin’e verilen veto hakkı, konferansı kilitlemişti. Çok sayıda ülke, “Bu beş ülkeye, ‘dünyaya dikte etme hakkı’ veriyorsunuz.” diyerek isyan etmişti. Ne var ki, galiplerin cevabı kısa ve netti: “Ya veto hakkını kabul edersiniz ya da BM kurulmaz.” Böylece, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk kez 2013’teki BM Genel Kurulu’nda söylediği, sonrasında da her fırsatta tekrarladığı, “Dünya 5’ten büyüktür.” sözündeki itiraza neden olan adaletsiz yapı, 1945 yılında bu beş ülkenin kibirli, nobran tutumuyla sisteme girmişti.
BİR MEZBAHANIN ÜZERİNE KURULMUŞTU
Nihayet Birleşmiş Milletler Teşkilatı, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 51 ülke tarafından kurulmuştu. Peki ama bu teşkilatın merkezi neresi olacaktı? Bina yeri için Boston, Philadelphia ve İsviçre yarışırken, sahneye birden “meşhur” Rockefeller ailesi çıkacaktı. Milyarder John D. Rockefeller Jr., New York Manhattan’ın kıyısında bulunan eski bir mezbaha ve ahır bölgesini 8,5 milyon dolara satın alarak, BM binası için “dünyaya hediye etmişti.” Rockefeller Ailesi, o yıllarda, petrol işlerindeki işçi karşıtı, sert şirket politikalarından dolayı imajını düzeltmek istiyordu. Modern halkla ilişkilerin babası sayılan Ivy Lee ise onlara, “Paranızı sanata, bilime, üniversitelere ve uluslararası kurumlara bağışlayın. Halk sizi, acımasız bir petrol tüccarı olarak değil, insanlığın hayırsever babası olarak hatırlasın.” demiş, aile de bunun için kesenin ağzını açmıştı.

BM BİNASINDAKİ “ÇOK AMAÇLI” İBADETHANE
Yerin belirlenmesinin ardından, çeşitli ülkelerden dönemin on bir ünlü mimarı; 36 katlı, yeşil mermer ve devasa “şeffaflık, açıklık, tarafsızlık ve geleceğe bakış” mesajı içerdiği söylenen yeşilimsi cam cephelerden oluşan genel sekreterlik binasını çizmişti. Binada, hiçbir ülkenin ulusal mimarisinden esintiler kullanılmadığı ileri sürülerek, böylece “ülkeler arası eşitliğin korunduğu” tezi işlenmişti.
Birleşmiş Milletler’in zihniyet yapısını olduğu gibi, mekansal biçimini de belirleyen beş ülkenin “tarafsızlık şovu”nun bir parçası da dinlerle ilgili olmuştu. BM Güvenlik Konseyi’ni oluşturan beş ülke ile onların güdümündeki bazı ülkelerin önerisiyle iç mekanda “dini mimariden kaçış” konsepti uygulanmıştı. Adına, “Meditasyon Odası” denilen yerde, hiçbir dini çağrıştırmayan düzenleme yapılmıştı. Böylece; Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Budist, Hindu veya ateist üyelerin hepsini kapsadığı varsayılan bir çözüm bulunmuştu. Odanın tam ortasına, İsveç’ten getirilen altı tonluk yekpare bir demir cevheri bloğu konulmuş, üzerine de tek bir ışık huzmesi düşürülmüştü. Bu kompozisyon, “maddi dünya ve ilahi ışık”ı temsil etmekteydi.
BM’DEKİ SEMBOLLER, MESAJLAR
BM binasındaki “sembol işleri”, zaman içerisinde başka alanlarda da görülmüştü. Bu “mesaj yüklü” heykel, tablo, obje vb. arasında; Lüksemburg’un hediyesi olan “namlusu düğümlenmiş tabanca” heykeli, Japonya’nın “60 ülkenin bozuk paralarını eriterek döktürdüğü dev Barış Çanı”, SSCB’nin (Rusya) “sabana dönüşen kılıç” heykeli, Çin’in binlerce filin katledilmesiyle oluşturduğu “fildişi tren oyması” ile Güvenlik Konseyi salonunun girişindeki “Picasso’nun savaş karşıtı tablosu Guernica” yer almıştı. Unutmadan, dünyada fildişi ticareti yasaklandıktan sonra, Çin’in hediyesi bir utanç anıtına dönüşecekti. ABD, Irak’ı işgale karar verdiğinde ise dönemin Dışişleri Bakanı Colin Powell, Irak’a saldırmalarına ilişkin yalan gerekçelerini sıralamak için binaya geldiğinde, arkasındaki savaş karşıtı Picasso tablosunu bir perdeyle kapattırmıştı.

KAN DÖKÜLÜRKEN SEYREDEN, İŞE YARAMAZ VE PARA YUTAN BİR ORGANİZMA
İlk kurulduğunda, bütçesi birkaç yüz milyon dolar olan sistem, bugün çekirdek bütçede 3,5 milyar doları, barış güçleri ve UNICEF/WHO gibi alt kuruluşlarla birlikte ise yıllık 50 milyar doları aşan devasa bir maddi güce sahip. Bütçenin ne kadarının sahadaki ihtiyaçlara, ne kadarının New York, Cenevre, Viyana ve Nairobi’deki lüks resepsiyonlara gittiği ise hala en büyük tartışma konusu. BM’nin, emperyalist ülkelerin güdümündeki edilgen yapısı, kan dökülen hemen her yerdeki “etkisiz eleman” görüntüsü ve hassaten de İsrail’in Filistin’e karşı, hemen hemen BM’nin kuruluşu ile aynı yıllarda başlatıp bugüne kadar uyguladığı soykırım, bu tartışmaları sürekli gündemde tutuyor.
Normal bir iş gününde BM Genel Sekreterlik kompleksinde yaklaşık 5 bin ila 6 bin arasında çalışan bulunuyor. Genel Kurul zamanlarında ise binaya giriş yapan kişi sayısı 15 bini aşabiliyor. BM’nin ayrıca Cenevre, Viyana ve Nairobi gibi diğer merkezlerindekiler ile dünya genelindeki saha çalışanları dikkate alındığında 37 bin dolayında kişi “BM memuru” olarak görev yapıyor.
TAYVAN GÜVENLİK KONSEYİ ÜYESİYDİ ŞİMDİ DİPLOMATLARI BİNAYA BİLE GİREMİYOR
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği binasının üye yapısı ile etrafında şekillenen yaşam alanına dair başka bazı ilgi çekici detaylar arasında ise şunlar yer alıyor:
“Bugün, BM Genel Kurulu’nun 193 üye ülkesi var. Vatikan ve Filistin ise ‘Oy hakkı olmayan gözlemci devlet.’ statüsünde. BM kurulurken, Çin’i temsil ederek Güvenlik Konseyi’nde yer alan Tayvan (Çin Cumhuriyeti), komünistlerin Çin’de hakim olması (Çin Halk Cumhuriyeti) sonrası bu statüsünü kaybetti, şimdilerde Tayvanlı diplomatlar, BM binasına gözlemci olarak bile giremiyor. Kosova, 100’den fazla ülke tarafından tanınsa da Rusya ve Çin’in vetosundan dolayı Tayvan’la aynı kaderi paylaşıyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Somaliland, Transdinyester gibi ülkeler ise diplomatik tanımsızlık yüzünden yok sayılıyor. İsviçre, ‘tarafsızlığı bozulur’ gerekçesiyle yıllarca BM’ye katılmayı reddetse de 2002 yılındaki referandumla teşkilata girmek zorunda kaldı.

NEW YORK BELEDİYESİ’NİN PARK ÜCRETLERİYLE BAŞI DERTTE
Şehir efsanelerinin aksine, bina içinde yüzme havuzu veya spor kompleksi yok. Bina; acil müdahale odaları, doktorları ve tıbbi müdahale üniteleri olan küçük bir kliniğe sahip. Delegeler için otel odaları mevcut değil ama kriz zamanlarında sabahlayanlar için küçük dinlenme ve soyunma odaları bulunuyor. Binada; delegelere özel lüks bir restoran, gümrüksüz alışveriş alanı, postane, pul basım merkezi var. New York Belediyesi, ‘diplomatik dokunulmazlıklarına’ güvenen görevlilerin yıllardır ödemediği park cezalarıyla uğraşıyor.”