Ümit Yenişehirli: Cenaze ritüelleri tuhaflaşırken ‘Rahmet’ten kaçırılan cenazeler

Ümit Yenişehirli, gündemi değerlendirdiği "Cenaze ritüelleri tuhaflaşırken ‘Rahmet’ten kaçırılan cenazeler" yazısını Ensonhaber okurları için kaleme aldı.

Ensonhaber Ensonhaber
Ümit Yenişehirli: Cenaze ritüelleri tuhaflaşırken ‘Rahmet’ten kaçırılan cenazeler
Ensonhaber'i Google'da haber kaynağınız olarak ekleyin

Oyuncu Serhat Mustafa Kılıç’ın vefatının ardından yaşanan ‘törensel ve temennisel durumlar’, bir kez daha ‘cenaze adabı’na ilişkin tartışmalara yol açtı. Kılıç’ın cenazesi de pek çok ünlünün maruz kaldığı hallere maruz kaldı. Gerçekten de son yıllarda ülkemizdeki kimi cenaze törenleri; geleneksel anlayıştan uzak, farklı görüşlerin, uygulamaların sergilendiği bir ritüel yığınına, hatta zaman zaman adeta bir şov alanına dönüştü. Bu topraklarda, vefat edenler için düzenlenecek merasimin nasıl olacağı asırlardır gayet net, sarih iken nevzuhur düzenlemeler, haller, davranışlar ortalığı kapladı. 

Bu, yer yer -en hafif tabiriyle- ‘sakilliğin’ eşlik ettiği cenaze merkezli pratikler; manevi değerlere yönelik cehaletten/mesafelilikten kafa karışıklığına, ‘Batı’dansa iyidir!’ özentisinden farklı görünme çabalarına kadar çeşitlenen katmanlarla ortaya çıkıyor gibi görünüyor. 

PAGAN TOPLUMLARDAN MİRAS BİR DEYİM: ‘IŞIKLAR İÇİNDE UYUSUN’

Son 10-15 yılda, mevtaya yönelik kullanımı giderek artan bir deyim, hiç şüphesiz ki ‘Işıklar içinde uyusun.’ oldu. Kendini ‘seküler’ olarak tanımlayan bir kesim; tıpkı, ‘Hayırlı işler.’ dememek için ‘İyi işler.’ gibi şeyler icat ederken adeta ‘Allah rahmet eylesin.’ dememek için de bu deyime sarıldı, bunu ‘çağdaşlığının’ göstergelerinden biri saydı. 

Oysa bu tabir, fevkalade arkaik ve paganik dindarlıkla yüklü bir ritüele ait. İkisi de antik putperest Grek ve Roma toplumlarında ölüm, net bir şekilde ‘karanlık’ ile ilişkilendirilir, bu vehimle de ölen kişinin mezarda ışığa ihtiyacı olacağı düşünülürdü. Paganlar, bu anlayış çerçevesinde, ‘Lux perpetua luceat eis.’ (Ebedi ışık üzerinde parlasın) deyişini üretmişti. Yine bu sanrıyla eski çağlardan beri var olan, kabirde mum yakma geleneği de putperest toplumlarla uzlaşma adına, onların birçok ritüelini içine alan Hristiyanlık’tan süzülerek, neredeyse bütün dünyaya yayılmıştı. Bu törensel detay, bizde de ünlülerinki başta olmak üzere, günümüz cenazelerinde giderek daha sık görülmekte. 

ROMALILAR CENAZELERİNİ ALKIŞLARLA UĞURLARDI

‘Bizim sekülerler’in pek bir sevdiği cenazeyi alkışlarla uğurlama da gene antik Roma kökenli bir pratikti. Sesin ritmik gücüne büyük önemler atfeden Romalılar, alkışlamanın, ‘tanrıları mutlu kılma, kötü ruhları da defetme’ noktasında işlevsel olduğuna inanırlardı. Tiyatro ve gladyatör oyunlarına çok düşkün olan Roma toplumu, bunları sadece bir gösteri olarak görmeyip, bitmek tükenmek bilmez sayıdaki tanrılarına bir ithaf vesilesi de sayardı. Bu nedenle de şölenden cenazeye, ortamda ne kadar yüksek volümde alkış gürültüsü koparılırsa, şehirleri üzerindeki ‘ilahi koruma’nın o kadar güçlü olacağını zannederlerdi. Yine antik Romalılara göre, ölen liderleri ilahi mertebeye ulaşmaktaydı. Birçok Roma imparatoru; bazen yaşarken, çoğunlukla da öldükten sonra ‘tanrı ilan edilirdi.’ İşte bu nedenle de  ‘imparator tanrılar’ın son yolculuklarında yine alkış devreye girmekteydi.

‘DEVRİ DAİM OLSUN’DAKİ REENKARNASYON İZİ

Giderek daha fazla kullanılır hale gelen ‘Devri daim olsun / Yıldızlar yoldaşı olsun.’ kalıp cümleleri de yine ‘çağdaş’ filan değil, had safhada eski çağlardan günümüze ulaşmış birer deyim olarak, vefat sonraları gündeme gelmekte. ‘Devri daim olsun.’ deyişi, tasavvuftaki bazı kollarca üretilen ve ana akım İslam anlayışının mesafeli baktığı, ‘devriye’ edebiyatından kaynaklanmaktaydı. Buna göre insan, ‘maden, bitki, hayvan ve nihayet insan’ silsilesiyle kemale ermekte, bu da bir ‘devir’ ile olmaktaydı.  Asırlar içinde yerleşen bu düşüncenin oluşumuna, Hint ve Çin kökenli dinlerde yer alan reenkarnasyon (ruh göçü/tenasüh) anlayışının tesir ettiği de birçok araştırmaya konu olmuştu. ‘Ölen kişinin ruhunun bir başka insan, hayvan ya da bitkide yeniden doğduğu’ inancı olan tenasühün de bir ‘devir’ periyodunda gerçekleştiğine inanılmaktaydı.  

Günümüzde birileri tarafından, adeta, ‘Mekanı cennet olsun.’ dememek için sarf edildiği intibaı veren ‘Yıldızlar yoldaşı olsun.’ deyimi de Orta Asya Şamanizmi’ndeki ‘Gök Tanrı’ inancının antik kozmoloji ile buluşması kaynaklı. Bu anlayışa göre, insan ölünce ruhu göğe yükselmekteydi. Ata ruhlarının, nesilden nesle gökyüzünde toplandığını zanneden eski Türkler, ölenin bu ‘seçkin gruba’ katılması temennisiyle ‘Yıldızlar yoldaşı olsun.’ demekteydi. Bu arada, eski Türklerin cenaze/yas ritüelleri arasında; yüzünü bıçakla yaralayarak ağıt yakma, ölenin atını kurban etme, mezarı başına öldürdüğü düşman kadar küçük heykelcikler dikme de vardı. 

‘TOPRAĞI BOL OLSUN’ DA BEDENİ SIKIŞMASIN, BUNALMASIN

Osmanlı toplumunda ve Cumhuriyet’in uzun yılları boyunca, sadece gayrimüslimler için sarf edilen ‘Toprağı bol olsun.’ tabiri de epeyce bir zamandır artık pek çok kişi için kullanılıyor. Antik çağın Doğu Akdeniz kültürlerinde, ölen kişinin mezarda rahat etmesi için toprağın onu sıkmaması, yani ‘bol gelmesi’ temenni edilirdi. Latince ‘Sit tibi terra levis’ (Toprak sana hafif gelsin) deyimi de bu amaçla ortaya çıkmıştı. Eski Türklerde ise antik çağlardaki anlayışın tam tersi bir ifade, tuhaf bir biçimde benzer kelimelerle yaygınlık kazanmıştı. Böylece; antik putperestlerin, ‘Toprağı bol –ferah- olsun.’ tabiriyle kastettikleri, eski Türklerde ‘Toprağı bol –çok miktarda- olsun’a dönüşmüştü. Bu anlayış uyarınca, Orta Asyalı liderlerin mezarları, o önder ne kadar çok seviliyorsa mezarına o kadar çok toprak dökülmesi esasıyla inşa ediliyordu. Böylece, ‘en kahraman, en iyi’ önderin kurganı (anıtsal mezar, tümülüs), yığılan topraklarla bazen küçük bir tepeciğe dönüşebiliyordu.   

CENAZE MARŞI YERİNİ SEGAH TEKBİR’E BIRAKTI 

Polonyalı besteci Frederic Chopin’in; ülkesinin Ruslar tarafından işgal edilmesinin üzüntüsüyle bestelediği, 2 Numaralı Piyano Sonatı’nda yer alan, ‘Cenaze Marşı’ (Marche Funebre), Türkiye’de 1932 yılından başlayarak, devlet yöneticileri ile güvenlik güçlerinin cenaze törenlerinin –Batılı birçok ülkede olduğu gibi- ayrılmaz bir parçasıydı. Marş, 2017 yılında ise İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları tarafından yayınlanan genelgelerle şehit cenazeleri ve resmi devlet protokolü kapsamındaki törenlerden çıkartılarak, yerine Segah Tekbiri (Allahü ekber Allahü ekber, lailahe illallahü vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd) konulmuştu. Büyük bestecimiz Buhurizade Mustafa Itri Efendi’nin bestesi olan Teşrik Tekbiri, Kurban Bayramı sabahları ile müteakip dört gündeki vakit namazlarının farzları öncesinde de okunmakta. Frederic Chopin’in Cenaze Marşı ise artık devlet katında kullanılmıyor olsa da özellikle ünlü isimlerin cenaze törenlerinde zaman zaman kulaklara çalınmakta.

OSMANLI’NIN ZARAFETİ

Osmanlı toplumsal yapısında cenaze töreni; sessiz, sade ve toplum fertleri açısında eşitlenmiş bir mahiyet arz etmekteydi. Cenaze kabristana götürülürken yüksek sesle zikir çekmek, ağlayıp dövünmek veya çalgı çalmak mekruh görülüyordu. ‘Cenazeyi acele ettiriniz.’ Hadis-i Şerifi uyarınca da hemen sala okunur, peşi sıra da cenaze bekletilmeden kaldırılır, gereksiz törensel pratikler söz konusu olmazdı. Ölen kişinin kılamadığı namazlar ve tutamadığı oruçlar için fakirlere fidye - sadaka verme geleneği de yaygınlaşmıştı. Cami avlusunda imamın, ‘Nasıl bilirdiniz?’ sorusuna, cemaatin topluca, ‘İyi bilirdik’ deyip helallik vermesi ise toplumsal bağın son onayı olmaktaydı. 

Geleneksel toplumda ‘alkış’ meselesi ise hiçbir şekilde gündeme gelemeyecek noktadaydı. Enfal Suresi, 35’inci ayette, ‘alkış ve ıslığın’ bir Cahiliye adeti olduğu vurgulanarak çirkin görülmekteydi. Bu ilahi ikaz, Osmanlıların alkış ve ıslığa yaklaşmaması için yeterliydi. Yine Osmanlı, ‘Toprağı bol olsun.’ tabirini, sadece gayrimüslimler için kullanmaktaydı. Buradaki incelik de İslam mensubu olmayan kişinin ahiretine dair dualı bir müdahalede bulunmadan, sadece bu dünyadaki insani hukuku ve komşuluk hakkını gözeterek onu, ‘toprağın kucağında bedeni sıkılmadan, rahat bir istirahat’e uğurlamaktı. Bir başka deyişle yapılan, ebedi kurtuluş dileği değil, dünyevi ve fiziki bir huzur temennisiydi. 

- TDV İslam Ansiklopedisi Cenaze, Ölüm, Tenasüh Maddeleri