Ümit Yenişehirli yazdı: Batılıların cami ve namaz hayranlığı
Ümit Yenişehirli, camilerin toplumsal yapıya entegre olan birer ibadet mekanı olduğu ve Batılılar arasında cami ve namaz ibadetine duyulan hayranlığın nedenlerine dikkat çektiği bir yazı kaleme aldı.
Her şehir, ilçe, köy ve beldede yanı başımızda olan camilerimiz, ibadet ve tefekkürün mücessem haliyle hayatımızda yer almayı sürdürüyor.
Camiler ve Din Görevlileri Haftası (1-7 Ekim) ise bu mübarek mekanları daha da derinlikli düşünmeye sevk ediyor bizleri.
Doksan bin civarındaki cami ile yüz bin aşkın din görevlisi, doğumdan başlayıp bütün bir hayat boyunca daima yanımızdalar.
İTALYAN SEYYAH: KİLİSELERDEKİ KASVETLİ HAVA CAMİLERDE YOKTUR
Başka hiçbir dinde olmadığı biçimde hem mekansal hem de vazifelileriyle hayatı kuşatan, toplumsal yapıyla ibadet disiplinini ve bu ibadetin eşitlikçi yönünü buluşturan camiler, pek çok gayrimüslimin de ilgisini çekmiş, hayranlığına yol açmıştı. İbadethanelerin mimari yapısı ile hassaten namaz ibadetinin içerdiği hem disiplin hem de huşu, çok sayıda Batılı düşünür, şair, yazar ve seyyahın dikkat nazarına girmişti.
İsmail Hami Danişmend’in “Garb Menbalarına Göre Eski Türk Seciye ve Ahlakı”, Ergun Göze’nin “İslam’a Selam”, Lady Montagu’nun “Türkiye Mektupları”, Claude Farrere’in “Türklerin Manevi Gücü” ile daha birçok kitapta yer alan anlatılar, Batılı şahitliklerine dair önemli kaynaklar.
İtalyan gazeteci, seyyah ve şair, dünyaca ünlü “Çocuk Kalbi” kitabının da yazarı Edmondo De Amicis’in cami mimarisi ve atmosferine dair yazdıkları şöyleydi:
“İstanbul camilerine girdiğim zaman hissettiğim ilk şey, derin bir sessizlik ve insanı içine çeken muazzam bir huzurdur. Bu mabetlerde Hıristiyan kiliselerindeki kasvetli karanlık ve korkutucu hava yoktur. Aksine, ışık kubbeden neşeyle süzülür. Hıristiyanlığın Tanrı’sı korku ile aratılırken, Müslüman’ın Allah’ı camide şefkat ve yakınlıkla hissedilir.”

LAMARTİNE: MÜSLÜMANLARIN CAMİLERİ SÜS VE HEYKELDEN ARINMIŞTIR
Fransız yazar, şair ve siyasetçi Alphonse de Lamartine ise kiliselerdeki aşırı süs ve heykellere işaret ederek, “Sultanahmet Camii’nin kubbesi altına adım attığımda, gökyüzünün altında değil, bizzat gökyüzünün bir kopyasının altında durduğumu sandım. Müslümanların ibadethaneleri süsten ve heykellerden arınmış olduğu için gözü yormaz, insanı doğrudan sonsuz olanla yüz yüze bırakır.” diye yazmıştı.
İsviçre ve Fransa başta olmak üzere pek çok ülkede çalışmaları olan ünlü mimar Le Corbusier de (gerçek adıyla Charles-Edouard Jeanneret) cami mimarisini hayranlıkla dile getirmişti:
“Türk camilerinde mekanın geometrisi ile ışığın birleşimi öyle kusursuzdur ki mimarlık burada saf bir duyguya dönüşür. Camiye girdiğinizde mimarinin sizi ezmediğini, aksine sizi göğe doğru hafiflettiğini hissedersiniz.”

LADY MONTAGU: CAMİLERDE SUKUNET VE ASALET HAKİM
İngiltere’nin Osmanlı nezdindeki elçisi Edward Wortley Montagu’nun yazar eşi Lady Mary Wortley Montagu da yine camilerdeki insanı yormayan, huşuyu bozmayan atmosferi hayranlıkla anlatmıştı:
“İstanbul’daki camileri gezdiğimde büyülenmemek imkansızdı. İçeride ne resim ne de heykel var. Çinilerin ve hat sanatının zarafeti ise insanı bambaşka bir dünyaya götürüyor. Hıristiyan ibadethanelerindeki gösterişin aksine, burada sadece sükunet ve asalet hakim.”

HÜKÜMDARLA HİZMEÇİNİN EŞİTLENDİĞİ KARDEŞANE NAMAZ SAFLARI
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’i Arapça aslından İngilizceye çeviren ilk İngiliz olan George Sale ise namaz saflarında gördüğü eşitlikçi yapıyı övgüyle dile getirmişti:
“Müslümanların camide yan yana duruşları kadar insanı etkileyen başka bir ibadet manzarası yoktur. En zengin hükümdar ile en fakir hizmetçi, o safa girdiklerinde tamamen eşitlenirler. Ne öncelik hakkı vardır ne de zenginlere özel bir sıra. Bu sahnede, Hıristiyan dünyasının asırlarca başaramadığı gerçek kardeşliği gördüm."

CEMAATİN GÖNÜLDEN GELEN MUAZZAM DİSİPLİN VE SADAKATİ
Fransız yazar Claude Farrere de cami cemaatini, “Namaz kılan bir Müslüman cemaatini izlemek, dünyadaki en muazzam disiplin ve sadakat gösterisidir. Binlerce insanın tek bir işaretle aynı anda secdeye varması, aynı anda ayağa kalkması insanı hayrete düşürür. Bu hareketlerde bir askeri ordu disiplini değil, gönülden gelen tam bir teslimiyet vardır.” satırlarıyla anlatmıştı.
Lübnan asıllı Amerikalı tarihçi Philip Hitti ise “Günde beş defa tekrarlanan namaz ibadeti, Müslüman toplumun omurgasıdır. O secde anı, insanın gururunu kıran ve onu Yaratıcısının karşısında mutlak bir eşitliğe davet eden en güçlü eylemdir. İslam’ın sosyal eşitlik fikri kağıt üzerinde değil, günde beş vakit camilerdeki saflarda bizzat yaşanır.” demekteydi.

NAMAZ İNSANI KİBİRDEN ARINDIRIR
Namazın manevi etkilerine dair Avusturyalı şair Rainer Maria Rilke ise doğu seyahatlerinde görüp duyumsadıklarını şöyle yazmıştı:
“Namaz kılan bir insanı izlerken, onun dünya ile bağını tamamen kopardığına şahit olursunuz. O eğilmeler ve secdeler, sadece bir beden hareketi değil, ruhun Tanrı karşısında erimesidir. Bir Müslüman namaz kılarken o kadar doğaldır ki etrafındakilerin onu izlemesi bile bu huzuru bozamaz. Onlar için her yer ibadethanedir. Yere serilen küçük bir kilim, hatta sadece temiz bir toprak parçası, bir anda Tanrı ile kul arasındaki en mahrem mekan haline gelir. Bu, dinin binalara değil, doğrudan hayatın ve tabiatın içine işlediğini gösterir.”
Fransız sanat tarihçisi ve seyyah Gaston Migeon ise “Müslümanların secdedeki duruşu, insanoğlunun Yaratıcısına sunabileceği en samimi saygı ifadesidir. Bütün alnı yere koymak, kibirden tamamen arınmaktır. Bu manzara karşısında saygı duymamak imkansızdır.” satırlarını kaleme almıştı.
