Ümit Yenişehirli yazdı: CHP ve 'yardım'
Ümit Yenişehirli, Ahbap Derneği vurgunundan hareketle, CHP ve yardım ilişkisini tarihten örneklerle anlattığı bir yazı kaleme aldı.
Son kriminal olaylar vesilesiyle sivil toplum kuruluşlarının toplum yararına çalışmalarına dair tartışmalar had safhada. Güncel Ahbap Derneği vurgunuyla ilgili her gün yeni bir gelişme kamuoyuna yansırken, deprem döneminde hükümete vurabilmek adına bu çevreler ve öncü isimleriyle arasına mesafe koymayan CHP de çıkan faturadan payına düşeni kurumsal olarak yüklenmek zorunda kalıyor.
Bilindiği üzere operasyonda CHP’li iki ünlü isim tutuklandı. Pek çok CHP’li yönetici ile CHP’liliği su götürmez şöhretin geçmişteki “Ahbap tavsiyelerine” ilişkin paylaşımları da peş peşe ortalığa saçılıyor.
Bütün bunlar gündemi meşgul ederken, akıllara, geçmiş yılların benzer olayları da geliyor. Parlak sözler eşliğinde iyi niyetli görünen ancak günün sonunda kötü niyetli iş ve işlemlerle insanların umutlarını sömürmeye dönüşen vakaların ilk örneklerinden birisi de tam yüz yıl önce, yine CHP’yi kurumsal olarak zora sokmuştu.
“AMELE DOSTUYUZ” SÖYLEMİYLE PARA TOPLAMAYA BAŞLAMIŞLARDI
Cumhuriyet’in daha birinci yılında, “Amele dostuyuz.” söylemleriyle işçi sınıfı lehine düzenlemeler yapacaklarını iddia eden CHP kadroları, bu doğrultuda bazı yasal düzenlemelere de girişmişlerdi. Basın da çalışmaları abartılı bir övgüyle haberleştirmekteydi. Tek parti yönetiminin öncü isimleri, kurulacak “Amele Birliği” ile işçilerin sosyal güvenlik alanında önemli kazanımlar elde edeceklerini anlatıyordu.
Nihayet Amele Birliği kurulmuştu. Devrin gazetelerinde, Türkiye’nin ilk resmi sosyal güvenlik kurumu hüviyeti taşıyan işçi sandığının, maden ve diğer sahalardaki işçileri yabancı şirketlerin sömürüsünden koruyacağı, kaza geçirenler ve ailelerine yardım edeceği vurgulanıyordu. Sistem, on binlerce ameleden (işçi), zorunlu olarak maaşlarının yüze 5’i oranında kesintilerin biriktirilip rasyonel, verimli yatırımlarla nemalandırılması üzerine kurulmuştu.

İŞÇİ SANDIĞI’NDA BİRİKEN PARALARIN AKIBETİ
Böylece Amele Birliği çatısı altında toplanan Zonguldak Ereğli Kömür Havzası Amele Birliği ile İstanbul Amele Birliği, tek parti CHP hükümetinin kontrolünde faaliyete geçmişti. Ne var ki, kısa süre içerisinde işçilerden yapılan kesintilerin yerinde kullanılmadığına dair söylentiler duyulmaya başlamıştı.
Kamuoyunda, CHP’li isimlerden oluşan sandık yönetiminin, birliği “yiyinti yeri”ne dönüştürdüğü konuşuluyordu. Dahası, gördükleri ve söylentilerden dolayı durumdan şüphelenip üyeliklerini sonlandıranlara karşı da baskılar uygulanıyordu. Bu kişiler bir bahane ile işten çıkartılıyor, sonrasında da yeni iş bulmalarına engel olunuyordu. Yeni işe başlayacaklar da ancak sandığa üye oldukları takdirde işbaşı yapabiliyordu.
AMELE PARALARIYLA “LÜKÜS HAYAT”
İşçi sandıkları etrafında giderek artan skandallar önceleri sümen altına itilse de şikayetler ayyuka çıkınca, CHP yönetimi konuyu gündemine almak zorunda kalmıştı. Görevlendirilen müfettişlerin kısmen sansür edilmiş raporları bile Amele Birliklerindeki suiistimallere dair fikir veriyordu.
CHP ile siyaset ya da bürokrasi kanalından bağı olan sandık yöneticileri, Zonguldak Ereğli Kömür Havzası Amele Birliği ile İstanbul Amele Birliği’nde birçok usulsüzlüğe imza atmaktaydı. Yöneticiler güçlerini kötüye kullanıyor, bürokratik yapı denetim görevini yapmıyor, basın da olan biteni görmezden geliyordu. Sonuçta, zar zor da olsa yazılabilen raporların ortaya koyduğuna göre, toplanan paralar işçilerin sosyal hak veya yardımları için kullanılmak yerine, cemiyet yöneticilerinin lüks harcamalarına gidiyordu.

VEFAT EDEN İŞÇİLERİN AİLELERİNE “ÖDENEK YOK” DENİLEREK YARDIM YAPILMIYORDU
Bu yapılar, kağıt üzerinde işçiyi korumak ve sosyal dayanışma sağlamak için kurulmuş görünürken, kamuoyuna bu retorikle propaganda yapılırken, işçilerin maaşlarından “ihtiyat ve teavün” (yedek akçe ve yardımlaşma) adı altında yapılan zorunlu kesintiler, ihtiyacı olan amelelere değil, bir eli yağda bir eli balda olan yöneticilere harcanıyordu. Buna karşılık, Zonguldak’taki maden ocaklarında zaman zaman meydana gelen kazalarda göçük altında kalan işçilerin ailelerine yapılması gereken yardımlar ise sık sık “ödenek yok” denilerek yapılmıyordu.
BİRLİK YÖNETİCİLERİ LÜKS OTELLERDE, PAHALI MEYHANELERDE
Birlik bürokratları, yerin yüzlerce metre altında ekmek parasını çıkartma mücadelesi verdiği sırada meydana gelen kazalarda hayatını kaybeden işçilerin ailelerine bu muameleyi reva görürken, sandığın maddi imkanlarını ise şahsi harcamaları için kullanmakla suçlanıyorlardı. Bu doğrultuda, kendilerine yüksek meblağlı harcırahlar yazıyor, kuruma lüks makam araçları alıyor, Ankara ve İstanbul’daki lüks otellerde kalıyor, pahalı restoranlarda kalabalık, içkili yemek davetleri düzenliyorlardı.
MADENCİLER: BİZ YERİN ALTINDA ÖLÜYORUZ BUNLAR YERİN ÜSTÜNDE PARAMIZI YİYOR
Sızan bazı raporlar ile artık basının da görmezden gelemediği olayların haberleştirilmesi neticesinde Amele Birliği giderek daha fazla yakın takibe alınmıştı. Özellikle Zonguldak’taki kömür işçilerinin, “Biz yerin altında ölüyoruz, bunlar yerin üstünde bizim paramızla yaşıyor.” şeklindeki itirazları o kadar yaygınlaşmıştı ki CHP hükümeti, birlik yönetimini toptan görevden almak zorunda kalmıştı. İktidar, yönetim kadrosunu tasfiyesinin ardından, Ticaret Bakanlığı müfettişlerini birlik bünyesinde yetkili görevlere getirmiş, her aşamada da denetimi sıklaştırmaya başlamıştı. Sonuçta bugün de faaliyetine devam eden Zonguldak Amele Birliği, ilerleyen yıllarda işçilerin yararına pek çok icraata imza atmış olsa da kuruluş senelerindeki kimi olumsuz yönetici profilleriyle böylesi skandallara da konu olmuştu.
İSTANBUL KAYIKÇILAR VE HAMALLAR CEMİYETİ’NDEKİ SKANDALLAR
Amele Birliklerindeki yolsuzluklar kamuoyunu meşgul ederken, sistemin yan kuruluşu durumundaki “İstanbul Limanı Kayıkçılar, Tünelciler ve Hamallar Cemiyeti” de benzer suistimallere konu olmaktaydı. Osmanlı’dan kalan “lonca” ve “kahyalık” sisteminin Cumhuriyet dönemine taşınmasıyla oluşan cemiyet, tek parti yerel teşkilatıyla kurduğu organik bağlarla rant merkezi haline gelmişti.
Bu cemiyet de sektörde çalışanların haklarını koruma iddiasıyla ortaya çıkmış ancak uygulamada hem limana mal getiren gemi sahipleri ve mal taşıtan tüccarları hem de sahada çalışan işçileri haraca bağlayan bir yapı ortaya çıkmıştı. Limana yanaşan herhangi bir gemiden mal indirmek veya kayıkla yolcu taşımak için cemiyete üye olmak ve kazancın çok büyük bir kısmını “cemiyet hakkı” olarak bırakmak zorunluydu. Cemiyete haraç vermeyen ya da muhalif olan işçiler, limana sokulmuyor, tekneleri batırılıyor hatta dövülüyordu.

İŞÇİDEN ÇALINAN PARA KAHYA, POLİTİKACI VE BÜROKRAT ARASINDA BÖLÜŞÜLÜYORDU
Cemiyetin topladığı “yardım ve dayanışma” paraları ise işçiler yerine “bağış” ve “hediye” adı altında İstanbul’daki dönemin nüfuzlu siyasetçileri ile bürokratlarına aktarılıyordu. Devreye zaman zaman “Ankara bağlantıları” da giriyor, cemiyet yöneticileri böylece hem İstanbul’da hem de Başkent’te siyasi ve idari dokunulmazlık kazanıyordu.
Rezalet burada da ayyuka çıkınca, konu Meclis’e taşınmış, bazı milletvekilleri hamal ve kayıkçıların sırtından zengin olan cemiyet yöneticilerinin mal varlıklarının araştırılmasını istemişti. Yapılan incelemelerde, okuma yazması dahi olmayan cemiyet kahyalarının İstanbul’da onlarca mülk, han ve köşk sahibi olduğu belgelenmişti. Hükümet, 1930’ların sonunda, limanlarla ilgili bir dizi düzenleme yaparak, bu tarz kontrolsüz yapıları tasfiye etmek zorunda kalmıştı. Yıllarca toplanıp şahsi servet haline getirilen paraların akıbeti ise hiçbir zaman tam manasıyla tespit edilememişti.
- Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Muhtelif Maddeler, İletişim Yayınları, İstanbul 1996