Ümit Yenişehirli yazdı: Dünya Kupası'nın 'öbür yüzü'
Ümit Yenişehirli, Dünya Kupası'nın yalnızca futbol ve coşku ile sınırlı olmadığını; tarihte gerçekleştirilen turnuvalardan örneklerle, perde arkasında sanıldığı gibi parlak olmayan detayların yer aldığını anlattığı bir yazı kaleme aldı.
Dünya Kupası, 11 Haziran Perşembe günü, “futbol, mücadele, heyecan, coşku, centilmenlik, dostluk” gibi o her zamanki bildik kelimeler eşliğinde başladı. Organizasyon kapsamında; 19 Temmuz’a kadar, Amerika Birleşik Devletleri’nde 11, Meksika’da 3 ve Kanada’da 2 olmak üzere toplam 16 şehirde 48 ülkenin takımı, 104 maç için sahada yer alacak. Bir kez daha, bir ay boyunca adeta, “global histeri”ye dönüşecek olan Dünya Kupası’nın o “ışıltılı” perdesi biraz aralanıp, tarihine bakıldığında ortaya çıkanlar arasında ise hiç de parlak olmayan pek çok detay var.
MUSSOLİNİ’DEN FUTBOLCULARA: KUPAYI ALAMAZSANIZ KURŞUNA DİZERİM
Dünya Kupası’nın, kitleleri manipüle etmek isteyenler için her zaman biçilmiş kaftan olduğu konuşula gelmişti. Bunun en tipik örneklerinden birisi, 1934 İtalyası’nda faşist diktatör Benito Mussolini döneminde görülmüştü. Bu turnuva, Mussolini’nin ne pahasına olursa olsun kupayı alıp, halk nezdinde büyük bir popülarite kazanma çabalarına sahne olmuştu. 1934 Dünya Kupası; hakemler üzerinde baskı kurma, İtalyan oyuncuların maçlardan önce faşist selamı vermek zorunda olması, daha da kötüsü, maçların İtalyan futbolcular açısından “kazanmak ya da ölmek” havasında geçirilmesi gibi anekdotlarla anılacaktı.
Sonuncu madde, lafın gelişi değildi. Mussolini, İtalyan milli takımına önce bir telgraf göndermişti. Telgraf üç kelimelikti: “Vincere o morire!” (Kazan ya da öl). Telgrafın ardından, Giorgio Vaccaro isimli general de İtalyan milli takımı oyuncularının yanına gelmiş ve “Bu maçları kazanamazsanız başınıza kötü şeyler gelir.” demişti. “Kötü şeyler”den kasıt, kurşuna dizilmeydi. “Uyarı” etkili olmuş ve İtalya turnuvayı şampiyon olarak tamamlamıştı.

“İNFAZ STADYUMU”NU PROTESTO EDEN SOVYETLER DÜNYA KUPASI’NA KATILAMAMIŞTI
Diktatörlerin Dünya Kupası’na yönelik ilgisi, tarih içinde devam edecekti. Şilili general Augusto Pinochet, ülkesinde seçimle işbaşına Salvador Allende Hükümeti’ni 1973 yılında kanlı bir darbeyle devirmişti. Darbeye karşı çıkan ya da karşı çıktığından şüphelenilen binlerce kişi de gözaltına alınarak, geçici bir toplama kampına dönüştürülen Santiago Stadyumu’na götürülmüştü. Siviller, stadyumun altında oluşturulan derme çatma hücrelerde sorgulanıyor, işkence görüyor ve birçoğu öldürülüyordu.
Bu olaylardan kısa bir süre sonra ise FIFA, o zamanki adıyla Batı Almanya’da düzenlenecek 1974 Dünya Kupası elemeleri için Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (Rusya) ile Şili arasında bir maç belirlemişti. Karşılaşma, infaz merkezi olan aynı stadyumda oynanacaktı. Ancak SSCB, yakın zamanda birçok sivilin öldürüldüğü bir yerde maç oynanmasına karşı çıkmıştı. FIFA ise maçın Santiago Stadyumu’nda oynaması konusunda ısrarlıydı. Bunun üzerine Rusların milli takımı, ahlaki gerekçelerle maça çıkmayacağını açıklamıştı. Belirlenen gün ve saatte, 11 Şilili oyuncu, var olmayan bir rakibe karşı sahaya çıkmıştı. Hakem düdüğünü çalmış ve Şili takımı boş sahada topu paslaşarak boş kaleye göndermişti. Hakem tekrar düdüğünü çaldığında SSCB 3-0 hükmen mağlup ilan edilmiş ve Dünya Kupası’na Şili gitmişti.

KUPA MAÇI OYNANIRKEN, BİRKAÇ KİLOMETRE ÖTEDE İNSANLAR ÖLDÜRÜLÜYORDU
Arjantin’de düzenlenen 1978 Dünya Kupası üzerine de bir başka diktatörün gölgesi düşecekti. Askeri cuntanın elebaşı General Jorge Rafael Videla, kupa döneminde bile kanlı baskılarından geri adım atmamıştı. Öyle ki, stadyumlarda maçlar oynanırken, birkaç kilometre yakınlardaki cuntanın işkence ve infaz merkezlerinde binlerce muhalif “kaybediliyordu.” Arjantin’in şikeyle Peru’yu 6-0 yendiği finale çıkış maçı sırasında da işkenceler sürerken, sahada konfetiler uçuşuyordu. Bütün bu olup bitenlere rağmen, her diktatör gibi Arjantin’in diktatörü Videla da esaslı bir yalancı olduğu için karşılaşmalar sona erdiğinde, “Turnuva boyunca tek bir kişinin bile burnu kanamadı. Dünya, hakkımızda söylenen yalanların ne kadar boş olduğunu kendi gözleriyle gördü.” diyecekti.

TAKIMININ ELENMESİNE YOL AÇTI DİYE FUTBOLCUYU KATLETTİLER
Dünya Kupası’nın gölgeli tarihini oluşturan olaylar arasında, Kolombiya milli takımı oyuncusu Andres Escobar’ın öldürülmesi de vardı. Kolombiya takımının savunma oyuncusu olan Andres Escobar, 1994 Dünya Kupası’nda ABD’ye karşı oynanan maçta kendi kalesine gol atarak Kolombiya’nın elenmesine neden olmuştu. Escobar, turnuva sonrası ülkesine döndükten birkaç gün sonra, bir otoparkta mafya bağlantılı kişiler tarafından kurşunlanarak öldürülmüştü. Görgü tanıkları, katilin her kurşun sıkmasının ardından “Gol!” diye bağırdığını anlatmışlardı.

ARJANTİN’DEN BREZİLYALI OYUNCUYA “UYUŞTURAN SU” İKRAMI
1990 Dünya Kupası’nın son 16 turunda oynanan efsanevi Brezilya - Arjantin derbisi ise sıra dışı bir hileyle anılmıştı. İtalya’da düzenlenen 1990 Dünya Kupası seçmelerinde Arjantin ve Brezilya karşı karşıya gelmişti. Kavurucu sıcakta oynanan maçtaki bir sakatlık arasında, Arjantin sağlık ekibi sahaya girmiş ve Brezilya’nın yıldız sol beki Claudio Branco’ya elindeki şişelerden birinden su içirmişti. İçine sakinleştirici/uyuşturucu bir ilaç karıştırılmış suyu içen Branco, kısa bir süre sonra sahada baş dönmesi ve halsizlik yaşamıştı.
Brezilya, en etkili oyuncusunu böylece kaybederken; Arjantin, Diego Maradona’nın asisti ve Claudio Caniggia’nın golüyle maçı 1-0 kazanmıştı. Maradona, yıllar sonra katıldığı bir televizyon programında, kahkahalarla “Birisi, bidonun içine bir psikiyatrik sakinleştirici/uyuşturucu hap ufaladı.” diyerek olayı doğrulamıştı. Arjantin ekibi de bu hile ortaya çıktıktan sonra, “O gün Branco’ya, ‘agua bendita’ (kutsal su) içirdik.” demişti.
