Ümit Yenişehirli yazdı: Giyim kuşam tarihi
Ümit Yenişehirli, "Giyim kuşam tarihi, sık sık ‘azalan kumaş’" yazısını Ensonhaber takipçileriyle paylaştı.
Bedenin sınırları, tarih boyunca pek çok argümanla defalarca çizildi. Bu tarihsel süreçte dünyanın hemen her yerinde erkeklerin giyimdeki çizgisi genellikle belli bir standardı korurken, kadınlarda ise çok değişken bir çizgi izledi.
ANTİK MISIR’DAKİ KETEN ŞEFFAFLIĞI
Britannica Ansiklopedisi’nin “Elbise-Giyim” maddesinde yer alan bilgilere göre eski çağlardan itibaren giyim; bir toplumun inanç çerçevesi, kültürel kodları, estetik anlayışı ve iklim şartlarının en görünür aynasıydı. Bu ayna içinde de kadın giyimi ya da “giyimsizliği” çok daha karakteristikti.
Antik Mısır’da, hem toplumdaki kadını meta olarak gören anlayışın hem de sıcak iklimin etkisiyle az kumaşla giyinmek yaygındı. Bölgenin öne çıkan modası ise “şeffaf giyim”di. Yeni Krallık döneminde (MÖ 1500’ler), yönetici kesim ile varlıklı zümrelerden kadınlar, fevkalade ince dokunan keten elbiseler giyerlerdi. Hizmetçi ve dansçı kadınlar ise toplumdaki baskın sınıfsal tahakkümün de etkisiyle onlarınkine benzer elbiseler giyemez, bunun yerine, neredeyse tamamen çıplak –giysi çoğu zaman sadece boncuklu biraz kalınca bir kemerdi– olurlardı. Çocuklar ise ergenliğe kadar çıplak gezerlerdi. Erkekler de hafif ve az kumaşlı kreasyonları tercih ederdi.
Mezopotamya toplumlarından Sümerlerde, günlük hayatta değilse de dini ritüellerde rahip ve rahibeler ince ve az giysili, çoğunlukla da çıplak olurlardı. Babil’de ise tapınaklarda görev yapan “kutsal fahişeler”, vücut hatlarını sergileyen, şeffaf tüllerle dolaşırlardı. Hint dünyasında da inançları gereği tamamen çıplak dolaşan keşişler vardı. Kocası ölünce yakılarak öldürülen kadınları, yakma töreni öncesi soymak da yine bu toplumun ritüelleri arasındaydı.
GİRİT (MİKEN) TOPLUMUNDAKİ “CÜRETKAR” KADIN GİYİMİ
MÖ 1300’lerdeki Miken (Girit) uygarlığında ise erkek giyimi dönemin başka toplumlarındaki genel çizgilerden bir parça ayrılırken, asıl kadın giyimi, tam anlamıyla “cüretkar” çizgiler taşırdı. Bu kreasyonda, belleri aşırı derecede sıkıştırıp incelten korseler, giysinin üst kısmını tamamen açıkta bırakan çok derin dekolteler yer alırdı. Bu tarz giyimin, ana tanrıça Kibele putuna, bereket odaklı bir adanmışlığın sembolü olduğu söylenirdi. Miken kadınlarının giyimde sevdiği bir diğer detay da elbise ve eteklerdeki çok derin yırtmaçlardı. Ayrıca file örgü ya da çok ince dokumalarla sırt dekoltesi de kullanılırdı. Erkeklerde ise belden yukarısı genelde çıplak olur, altta ise büyük tokalı kemer ve dar bir şort ya da benzeri yer alırdı. Bu arada Boğa Sıçrama gösterilerine katılan kadınlar da neredeyse tamamen çıplak bir şekilde yarışırdı.
EVLİ YUNAN KADINLARI KAT KAT GİYİNİR HETAİRALAR İSE SERBEST OLURDU
Eski Yunan’da, evli kadınlar evlere kapatılır, evdeyken bile kat kat kumaşlardan oluşan elbiseler giyerlerdi. Nadiren sokağa çıkabildiklerinde ise çok katlı ve kalın dokumalı tunikleri giymek zorundaydılar. Antik Yunan toplumunun erkek eksenli ikiyüzlü ahlaki normlarına göre, kamusal alanda serbestçe dolaşan bazı kadınlar ise bu sınırlamaların dışındaydılar. Erkeklerle sanat, felsefe, siyaset tartışan, ayrıca “sokaktaki hayat arkadaşlığı” görevini de üstlenen bu kadınlar, Hetairalar; incecik, şeffaf keten ve ipek kumaşlar giyerlerdi. Hetairalar, bu şeffaflığı da yeterli bulmadıkları için sokağa çıkarken, elbiselerini özel olarak ıslatıp, hatlarının daha da belli olmasına özen gösterirlerdi. Saçlarını boyatmak, parfüm kullanmak da pratikleri arasındaydı.
SPARTA’DA DİNİ TÖRENLER ÇIPLAK YAPILIRDI
Dönemin bir başka toplumu olan Spartalılarda (MÖ 900-100) ise adeta giyinme değil, çıplaklık esastı. Bu toplum, hava şartlarının el verdiği her zaman ve hayatın hemen her alanında “en az kumaşla giyinmeyi”, çoğunlukla da tamamen çıplaklığı esas alırdı. Aynı zamanda bir spor fetişisti de olan Sparta toplumunda, her yaştan kadın erkek birlikte spor yapardı. Derin yırtmaçlı etekleriyle “uyluk gösterenler” denilen genç kızlar, müsabakalar öncesi danslar sergiler, sonrasında ise tamamen çıplak halde, aynı durumdaki erkeklerle spor etkinliklerine katılırlardı. Sporcu kızların güçlü Spartalılar doğuracağı, böylece de saldırgan Sparta ordusunun güçleneceği fikri hakimdi. Benzer çıplaklık, paganist tapınım törenleri için de geçerliydi.
ROMALI FİLOZOF SENECA: BUNA DA GİYİNME DENEBİLİRSE EĞER!
Yunan’ın ardılı Roma’da da “çifte standartlı ahlak” hakimdi. Gene evli –ve genellikle fakir– kadınlar, evde de dışarıda da kat kat giyinirlerdi. Kadınların eşlerinin, statüsü ve parası arttıkça da bu kat kat giyinme mecburiyeti ortadan kalkardı. Emperyalist işgallerle zenginleşen Roma İmparatorluğu’nda lüks tüketim de artıyor, bu durum pahalı kumaşların ithalatına hız veriyordu. Doğunun ipekleri, Romalı zengin kadınların gözdesi olmuştu. Dokumalardaki incelik, şeffaflık ilgi çekiyordu. Ünlü Romalı filozof Seneca, kadınların şeffaf ipek giysi cüretkarlığını şu sözlerle eleştirmişti: “Giysi denilebilirse eğer, ne bedeni ne de iffeti örten bu ipekleri giyiyorlar!” Roma’da erkekler ise o devirlerin birçok toplumunda yaygın, normal kreasyonlardan olan tunik ve harmanileriyle boy gösterirlerdi.
ORTA ÇAĞ’DA DEĞİŞEN ANLAYIŞ
Avrupa’da, Hristiyanlık sonrası dönemde, giyimde makul çizgi uzun asırlar boyunca korunabilmişti. Kadınlar da erkekler de kalın ve katmanlı giysilerle toplumsal hayatta var olurlardı. Süreçte, serbest giyim ve çıplaklık ise kadınlar için bir cezalandırma pratiği haline dönüşmüştü. Evlilik dışı ilişki, para karşılığı birliktelik, iftira ve dedikodu ile suçlanan kadınların cezası, yarı bellerine kadar ya da tamamen çıplak halde bir arabaya bağlanarak şehirde gezdirilmek olurdu.
VENEDİK SENATOSU’NUN “DEKOLTEYİ TEŞVİK YASASI”
Orta Çağ Avrupa’sı, giyim kuşamdaki standardını, ilerleyen çağlarda yaşanacak Rönesans ile kaybetmeye başlayacaktı. Bunun en tipik göstergelerinden birisi, Venedik Senatosu’nun 16. yüzyılda aldığı bir karar olmuştu. Venedik’in zengin kesimlere mensup kadınları, antik çağ dönemi dekolteli korseleri yeniden giymeye başlamışlardı ancak toplumda yine de belli bir tereddüt vardı. Bunun üzerine Venedik Senatosu, bu tip korselerin takılmasını teşvik eden bir yasa çıkarttı, sonrasında bunu birkaç defa daha tekrarladı. Kanun yapıcılar bunun, şehirde giderek yaygınlaşan erkek erkeğe ilişkileri engelleyebileceğini düşünüyorlardı.

FRANSIZ İHTİLALİ TARAFTARI KADINLARIN ISLAK ELBİSELERİ
Fransa’da 1700’li yılların sonlarında yaşanan ihtilal, bu hareketin akıl hocalarının yaydığı fikirler neticesinde, Greko-Romen antikiteye yönelik bir hayranlığa yol açmıştı. Kadınlar, antik Yunan heykellerine benzemek için son derece şeffaf muslinden yapılan elbiseler giymeye başlamıştı. Hatta kadınlar, şeffaflığı daha da artırmak için elbiselerini giymeden önce ıslatırlardı. Bu tuhaf trend, sert geçen 1803 kışında binlerce kadının zatürreden ölmesine yol açmıştı.
ABD PLAJLARINDA “MAYO POLİSLERİ” GÖREV YAPARDI
Gene de Batı dünyasının bol kumaşlı giyinme pratikleri, modern zamanlarda hala geçerliydi. Öyle ki 1907 yılında profesyonel yüzücü Annette Kellermann, kol ve bacaklarını açıkta bırakan bir mayoyla ABD Boston’da denize girdiği için “edepsizlik ve kamusal alanda çıplaklık” suçlamasıyla tutuklanmıştı. Yine ABD’de 1920’lerde bile plajlarda, ellerinde cetvellerle kadınların şort ve mayo boylarının diz kapağını geçip geçmediğini ölçen “Mayo Polisleri” görev yapıyordu.
BİKİNİ ADI, “ATOM BOMBASI ETKİSİ”NDEN DOLAYIYDI
Fransız mühendis Louis Reard, 1946’da iki parçalı kumsal kıyafetini tasarladığında, bu şeye “bikini” adını vermesinin nedeni ise dünyada yol açacağı sarsıcı etkiyle bağlantılıydı. Reard, Pasifik Okyanusu’ndaki Bikini Atolü’nde (adalar topluluğu) ABD tarafından yapılan atom bombası deneylerine atıfla plaj “giysisi”ne “bikini” adını vermişti çünkü tasarımının toplumda bir patlama etkisi yapacağını düşünmüştü. Gerçekten de tasarım o kadar “çıplaklığa yakın” bulunmuştu ki ilk yıllar bikiniyi sergileyecek profesyonel manken bulunamamış, erotik danslar yapan bir dansçı kadın kiralanmak zorunda kalınmıştı.