Ümit Yenişehirli yazdı: İngiltere için parçalanma vakti, böldü, böldü şimdi bölünüyor

Ümit Yenişehirli'nin yazısında; İngiltere'nin içindeki fay hatlarının sallandığı tarihsel bir gerilimin eşiğinde olduğu vurgulanıyor. İskoçya'nın bağımsızlık isteği, Kuzey İrlanda'daki birleşme talepleri ve Galler'deki özerklik arayışları, ülkeyi bölünme riskiyle karşı karşıya bırakıyor.

Ensonhaber Ensonhaber
Ümit Yenişehirli yazdı: İngiltere için parçalanma vakti, böldü, böldü şimdi bölünüyor
Ensonhaber'i Google'da haber kaynağınız olarak ekleyin

Kaç asırdır, milyonlarca – çok büyük bölümü Müslüman - insanın kan ve gözyaşına mal olması pahasına vatanları dağıtan, haritaları cetvelle çizip bölen, küresel nüfuz alanları inşa ederek ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ hegemonyası kuran İngiltere, bugün kendi içindeki fay hatlarının şiddetle sarsıldığı tarihsel bir rövanşın eşiğine geldi. ‘İngiliz aklı’ şimdilerde; İskoçya’nın bağımsızlık kararlılığı, Kuzey İrlanda’daki birleşme sesleri ve Galler’de tırmanan özerklik arayışlarıyla boğuşuyor. Savunma, dış politika, gümrük, göç, para politikası ve ulusal güvenlik gibi alanları tamamen elinde tutup, bunlar dışındaki yerel konularda ise yetkileri üç ülkeye devretme esasına dayanan İngiltere’nin bu modeli, uzak olmayan bir gelecekte tarihe karışacak gibi görünüyor.

KRALİÇEDEN III. MURAD’A MEKTUP: ‘BİZİ PUTPEREST KATOLİKLERDEN KURTARIN’

İngiltere’nin sabıkalı geçmişine bakıldığında ise Osmanlı İmparatorluğu, bu ülkenin kötücül stratejik aklından en fazla zarar gören devletlerden biri olmuştu. İmparatorluğun gerileme ve yıkılış sürecindeki başat aktörlerden birisi İngiltere’ydi. Oysa aynı Birleşik Krallık, o tarihlerden sadece birkaç asır evvel, Osmanlı’dan yardım dileyen bir zavallıydı.

İngiltere açısından, gücünün zirvesindeki Osmanlı hem çekinilen bir süper güç hem de Katolik Avrupa’ya karşı sığınılması kaçınılmaz bir müttefikti. Öyle ki İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth, İspanya ve Papalık’ın baskısı altında boğulurken, Sultan III. Murad’a (v. 1595) yazdığı mektuplarda Katolikliğin ‘putperestlik’ olduğunu anlatıp, Protestanlığı İslam’ın saflığına benzeterek, İspanya’ya karşı askeri yardım rica etmişti. Kraliçeden sonra işbaşına gelen İngiliz kralları I. James, I. Charles ve II. Charles da tüccarlarının Akdeniz’de varlık gösterebilmesi için Osmanlı tahtına kıymetli hediye ve övgü dolu mektuplar sunarak, ticari ayrıcalık ve sefer güvenliği için yalvarmışlardı.

İNGİLİZ KİLİSELERİNDE "TÜRK GAZABI"NA KARŞI DUA

Öte yandan Osmanlı donanması, hassaten de Cezayir, Tunus, Trablusgarp denizcilerinden oluşan Garp Ocakları filoları, 1500’lü, 1600’lü yıllarda İngiltere kıyılarına kadar gitmişlerdi. Özellikle Garp Ocaklarına mensup denizcilerin, Manş Denizi’nin yanı sıra Londra ile arasında sadece 380 kilometre mesafe olan Lundy Adası civarındaki gemilere el koyma olayları o kadar artmıştı ki bu nedenle İngiliz kiliselerinde, ‘Türk gazabından korunmak’ için özel dua seansları düzenleniyordu. Halk arasında ciddi bir ‘Türk korkusu’ yaygınlık göstermişti.

KIBRIS, MISIR, SURİYE, IRAK VE DAHA NİCELERİNİ OSMANLI’DAN KOPARDI

Böylesi bir geçmişe rağmen Osmanlı Devleti gerilemeye başladığında ise İngiltere o meşhur ikiyüzlü siyasetini hemen devreye sokmuştu. Birleşik Krallık, 19. yüzyıl boyunca Rusya’nın Akdeniz’e inmesini engellemek için ‘Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü savunuyor’ gibi görünüp, çıkarları doğrultusunda, imparatorluğu diplomaside kendisine bağımlı hale getirmişti.

Kıbrıs ve Mısır’ı Osmanlı’dan kopartan da İngiltere’ydi. Krallık, 1878’deki Berlin Kongresi öncesi Kıbrıs’ın idaresini eline geçirmiş, hemen ardından da 1882’de Süveyş Kanalı ve Doğu Akdeniz’in kontrolü için Mısır'ı işgal ederek imparatorluğun hayati damarlarını koparmıştı.

‘Sykes-Picot’ ise I. Dünya Savaşı’nda Fransa ile yapılan gizli antlaşmalarla imparatorluğun parsellenmesinin adı olmuştu. Böylece Orta Doğu toprakları, İngiltere ile Fransa arasında yapay sınırlarla nüfuz alanlarına bölünmüştü. İngiltere’nin, ‘Arabistanlı Lawrence’ gibi istihbarat figürlerinin oyunlarıyla Şerif Hüseyin ve benzeri yerel isimleri isyanlara sevk edip finansını sağlaması da ümmet birliğinin parçalanmasına yol açmıştı. Sudan’da da ayrılıkçı tohumlar eken İngiltere, Müslüman Araplar ile Hıristiyan-Animist Afrikalıları sürekli kapıştırmış, bu politikanın yol açtığı derin uçurum ise bağımsızlık sonrası onlarca yıl süren iç savaşlara ve nihayetinde 2011’de Güney Sudan’ın ana parçadan kopmasına neden olmuştu.

SOYKIRIMCI İSRAL’İ MÜBAREK KUDÜS’ÜN KALBİNE SAPLADI

Balfour Deklarasyonu ile 1917 yılında Filistin topraklarında yasadışı bir Yahudi devleti kurulmasını kurgulayarak, bölgeye kronik bir çatışma dinamiği yerleştiren de gene İngilizlerdi. Filistin’de hakim olan (1917–1948 Britanya Mandası) İngiltere, Yahudilere ‘ulusal bir yuva’ vaat etmişti. O günün Yahudi yerleşimcileri de tıpkı bugünküler gibi, toprakların sahibi Filistinlilere her türlü mezalimi reva görmüş, İngiliz güçleri ise bu katliamları sadece seyretmişti. Süreçte İsrail devleti kurulacak ve İngiltere’nin 1948’de bölgeden çekilmesiyle birlikte de Orta Doğu’nun en kanlı evresi başlayacaktı. Bugün, 7 Ekim 2023 sonrası İsrail’in sergilediği soykırım neticesinde 80 bine yakın Filistinli masum hayatını kaybettiyse bunda ‘İngiliz aklı’nın yıllara sari etkisinin payı da çok büyüktü; elbette geçmişteki diğer katliamlarda da…

İNGİLİZ HİNDİSTANI’NIN ARDINDA BIRAKTIKLARI

Britanya, sömürgelerde bilfiil işbaşındayken toplumsal fay hatlarını derinleştirmeyi, çekilirken de geride çözümsüz egemenlik krizleri bırakmayı temel bir strateji olarak benimsemişti. Bu stratejinin kanlı izleri Asya ve Doğu Akdeniz’de de görülmüştü. Bu çerçevede ‘Britanya Hindistanı’, din temelinde Hindistan ve Pakistan olarak ikiye bölünmüştü. Bu ülkelere üçüncü olarak eklenen Bangladeş ise 1971’de Doğu Pakistan’dan ayrılmıştı. Sınırların masada ve İngiliz çıkarlarına göre alelacele çizilmesi, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği kitlesel göçlere ve buna bağlı olarak günümüzde halen çözülemeyen Keşmir Sorunu’na yol açmıştı.

KIBRIS’TA DA MÜSLÜMAN DÜŞMANIYDI

İngiltere, 1870’de ilk adımın attığı Kıbrıs’ta, 1950 ve 60’larda da bir kez daha bölmenin, ortalığı karıştırmanın, zalimi cesaretlendirip, mazlumu zora sokmanın oyunlarını çevirmişti. Hedefte tabii gene Müslümanlar vardı. Britanya; Rumların, Yunanistan ile birleşmeyi (Enosis) öngören sapkın hayallerine karşı, Türk toplumunu denge unsuru gibi kullanır görünürken, aslında iki toplum arasındaki gerilimleri körükleyerek, Müslüman Türklerin sistematik bir şekilde katledilmesine zemin hazırlamıştı.

KENDİ DİNDAŞI TEBAAYA KARŞI DA ACIMASIZDI

Birleşik Krallık’ın sinsi ve acımasız yönetim anlayışı, sadece Müslümanlara yönelik olarak da gerçekleşmemişti. Tarih içerisinde hem Katoliklik hem de Protestanlık adına Hıristiyanlığın en kanlı çekişmelerine imza atan gene İngiltere’ydi. Kral ya da kraliçelerinin mezhepsel mensubiyetine göre bazen biri, bazen de diğeri için dindaşlarına, vatandaşlarına kıyan da İngiliz devletiydi. Yüzyıllar süren İngiliz egemenliği sonrası İrlanda’nın bağımsızlık mücadelesi neticesinde ada ikiye bölünürken, Katolik Güney ile Protestan Kuzey İrlanda, onlarca yıl süren kanlı çatışmalara sahne olmuştu.

Güney Amerika’yı da boş bırakmayan İngiltere; Guyana ve Venezuela’daki altın ve sair tabii kaynaklara el koyan soyguncu/kolonici yönetim tarzıyla iki ülke arasındaki gerilimi 2000’li yıllara kadar taşımıştı. Yine 1800’li yıllarda Arjantin ve Brezilya arasında yapay bir tampon bölge oluşturan Birleşik Krallık, bir süre sonra ‘Uruguay’ adında bir devletçiğin ortaya çıkmasını sağlamıştı. İngilizler, benzer şekilde Belize ve Guatemala arasındaki ihtilafı da körüklemişti. İki ülke bugün de süren bir sınır uyuşmazlığının gerilimini yaşamakta. Britanya ayrıca, Arjantin’in burnunun dibindeki Falkland Adalarına el koymuştu. Yaklaşık yüz elli yıl süren işgal, 1982 yılında Arjantin’le İngiltere arasında bir savaşa yol açmıştı. Günümüz itibarıyla adalardaki İngiliz işgali devam ederken, Arjantin de hakkını aramayı sürdürmekte.

Uzak Doğu’da ise Çin’le Afyon Savaşları başlatarak ülkeyi ekonomik yıkıma götüren, sonrasında ise Hong Kong Adası’nı koparıp, bölgeyi stratejik bir koloniye dönüştüren yine İngiltere’ydi. Birleşik Krallık aynı süreçte, büyük bir yüzsüzlükle Çin’in liman, gümrük ve demiryollarını Batılı devletler arasında paylaştırmıştı. İngiltere, Hindistan ile Çin arasında bugün dahi çekişmelere yol açan’ McMahon hattı’ adında suni bir sınır da üretmişti.

BÖLÜNMENİN DOMİNO ETKİSİ

İngiltere şimdi, kendini güvende gördüğü ana adasında ayrılıkçı rüzgarlarla tanışırken, ayrıca ‘domino etkisi’nin endişesini de taşıyor. İngiliz Hükümdarını (Kral III. Charles) doğrudan kendi Devlet Başkanı olarak tanımaya devam eden Antigua Barbuda, Saint Vincent Grenadinler, Avustralya, Bahamalar, Belize, Yeni Zelanda, Grenada, Saint Kitts Nevis, Jamaika, Saint Lucia, Solomon Adaları, Papua Yeni Gine, Kanada ve Tuvalu, yaşlı adadaki ayrılıkçı havadan etkilenmiş görünüyorlar. Bu 14 ülkenin birçoğunda mevcut durumu onur kırıcı bulan, bir İngiliz’i devlet başkanı olarak tanımanın sömürgeciliğin kanlı ve köhne izi sayan siyasi akımlar giderek güçleniyor. Birçok ülke, köle ticareti ve sömürge dönemindeki rolü nedeniyle İngiltere’den tazminat ve resmi özür talep ediyor. Bu arada, aslında sayısı 56 olan İngiliz Devletler Topluluğu (Commonwealth of Nations) içinde sadece 14’ü İngiliz monarkını sembolik devlet başkanı olarak kabul ederken, geri kalan 42 ülkenin çoğunluğu ise cumhuriyet idaresine veya kendi yerel monarşilerine sahip bulunuyor.

Velhasılı; Birleşik Krallık’ın tarih boyunca dünyanın dört bir yanında uyguladığı, çıkarları uyarınca sınır çizme, tampon devlet oluşturma ve din ve etnik temelli ülkeleri bölme stratejisi; bugün dönüp dolaşarak Londra’nın kendi kapısına dayandı. Başkalarının coğrafyasını cetvelle bölen ‘akıl’, bugün İskoçya, Kuzey İrlanda ve Galler'in ayrılıkçı baskıları karşısında kendi ana karasının bütünlüğünü korumakta zorlanıyor. İngiltere’nin kirli geçmişindeki sömürgecilik mirası olan ‘böl ve yönet’ yöntemi, şimdi ‘bölün ve yönetememe’ye dönüşüyor.

- Britannica Ansiklopedisi; ‘Birleşik Krallık’, ‘Britanya İmparatorluğu’, ‘Sömürgeciliğin Sonu’, ‘Birleşik Krallık’ta Yetki Devri’ Maddeleri.