Ümit Yenişehirli yazdı: İslam’ın eski hasımlarından hiciv
Mizah kisvesi altında dini değerlere yönelik saldırıların gündemde olduğu bu günlerde Ümit Yenişehirli, bu saldırı kültürünün tarihçesini yazdı.
Gösteri piyasasındaki kimi isimlerin, sunumlarında İslami değerlere hakaret etmeleri, giderek rutin bir tarza dönüşmeye başladı. Gün geçmiyor ki milletin kutsallarına yönelik ağır, pespaye, terbiyesizce bir saldırı “komedi” adı altında ortalığa saçılıyor olmasın.
Bu hadsiz hücumlara karşı tepki gösterildiğinde ise başta CHP olmak üzere birtakım çevreler, “düşünce ve ifade özgürlüğü” bahanesiyle rezilliği savunma moduna geçiyor.
ARAP HİCİVCİLERİ ÖZEL KOSTÜMLER GİYER, KOKU SÜRÜNÜR, PUTLARA YAKARIRDI
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin “Hiciv” maddesinde yer alan bilgilere göre, tarih boyunca İslamiyet’e yönelik saldırıların önemli bir kısmı da yine “mizah, güldürme” kisvesi altında yapılmıştı.
İnsanlık ailesinin başına bugün bile dert olan pek çok şey gibi, hiciv de (yergi şiiri) ilk olarak Yunan ve Roma devirlerinde görülmüştü. Bu iki putperest toplumda insanların ayıp ve kusurlarını sayıp dökmek, “satire” adı altında toplanan anlatı ve yazı türü haline gelmişti. Hiciv sonraları, doğu edebiyatlarında da yer almış, sistemli bir şekilde ise Arap toplumunda önce bir cahiliye geleneği haline gelmiş, müteakiben de İslami değerlere saldırı için özel bir yönteme dönüşmüştü. İslam'ın ilk yıllarında kutsal değerlere saldırıların bir kısmı da mizah, alay ve hiciv kisvesi altındaki şiirlerle yürütülmüştü.
Putperest Arapların şiire olan aşırı ilgilerinin de katkısıyla hem şöhrete hem de paraya kavuşan hiciv şairleri, toplumda bugünün ünlülerinin yol açtığı etkilerin benzerine yol açardı. Her yerde ilgi gören hiciv şairleri, büyük kalabalıklar önündeki hiciv gösterilerinden önce başını tıraş ettirir, özel kostümler giyer, kokular sürünürdü. Hicivci; gösterinin başında, ilahları olduğuna inandığı putlara sığınma (tavizat) töreni yapardı. Gösteri sonrası şaire yüklü miktarda para ve armağan verilirdi. Dönemin Arap coğrafyasında şairler ve çalışmaları, günümüz medyasına benzer bir işlev görürdü. Toplum, birçok gelişmeyi, şairlerin anlattıkları üzerinden öğrenirdi.

MÜŞRİK, MÜNAFIK VE YAHUDİ ŞAİRLERİN SALDIRILARI
Cahiliye toplumunda hiciv için, “düşmana atılan ok” denirdi. Hiciv şairleri, her türlü edepsiz benzetme ve söz oyunlarıyla ortaya koydukları hicivlerinin, hedef alınan şahıs, kabile ve topluluğa moral açıdan büyük darbe vuracağını bilirlerdi. Çünkü ırz, namus, şeref, soy, sop, kadın, hepsi hicivcilerin hedefinde olurdu.
Putperest şairler, İslam’ın zuhurundan sonra ise yeni Müslümanlara saldırmaya başlamışlardı. Süreç içerisinde müşrik, münafık ve Yahudi şairler en ağır hicivleri söyleyip, yazar olmuşlardı. Kur’an-ı Kerim’de Şuara Suresi’nde de “kendi çıkarı için övdüğünü yeren, yerdiğini öven, layık olmayanı metheden veya haksız yere kötüleyen, bu doğrultuda yalan ve iftiradan sakınmayan, sözü fiiline uymayan, ırz ve namusa saldıran şairler” yerilmişti.
Peygamber Efendimiz’i (sav), ashabını ve İslami değerleri hicveden şairler arasında Hz. Peygamber’in amcasının oğlu ve sütkardeşi Ebu Süfyan el-Haşimi, Abdullah b. Zibara, Asma binti Mervan, Ebu Afek, ve Enes b. Züneym gibi isimler vardı.
REZİL HİCVİYELERİNİ KABE’NİN DUVARLARINA ASARLARDI
İslam düşmanı şairler, toplum içinde gezerek hicivlerini geniş kitlelere duyurmalarının yanı sıra Mekke’deki eski bir gelenekten de yararlanıyorlardı. Buna göre şairler, özellikle şehir dışından büyük kalabalıkların geldiği hac ve ticari panayırlar zamanlarında şiirlerini Kabe’nin kapısı veya duvarlarına asarlardı. Böylece hiciv şiirleri de her zamankinden daha fazla sayıda insana ulaşabiliyordu. Böylece, dışarıdan putlara tapınma ya da ticaret için Mekke’ye gelen kabile mensuplarının, bu şiirleri okuyarak İslam’dan uzak duracakları umuluyordu.

KUR’AN-I KERİM’DEKİ MEYDAN OKUMA
Mekke ve Medine’deki İslam düşmanı şairler saldırılarını sürdürseler de Kur’an-ı Kerim’deki eşsiz belagat karşısında gerilemişlerdi. “Aciz bırakma” kökünden gelen “icaz’ül-Kur’an” (Kur’an’ın aciz bırakması), hicivleri bir çöp derekesine indirmişti. Devrin önde gelen şairlerinden birisi olan Lebid b. Rebia’nın Kabe’de asılı şiirinin yanına Bakara ve Kevser Surelerinden ayetler asıldığında, şairler Kur’an-ı Kerim’in edebi erişilemezliği karşısında, “Bu insan sözü olamaz.” diyerek kendi şiirlerini aşağı indirmek zorunda kalmışlardı. Bu arada, Lebid b. Rebia, bir süre sonra İslam’la şereflenmiş ve şairliği bırakmıştı. Resullullah, onun “İyi biliniz ki Allah’tan başka her şey batıldır.” mısraı için, “Bir şairin söylediği en doğru sözdür.” buyurmuştu.

SAHABE’DEN ŞAİRLER, DEZENFORMASYON MERKEZİ GİBİ ÇALIŞIYORDU
İslam toplumu da şiir yoluyla yapılan bu saldırılara karşı sessiz kalmamıştı. Hz. Peygamber, münafık, müşrik ve Yahudilerin şiirsel saldırganlıklarına zaman zaman yine şiirle karşılık verilmesini emretmişti. Müslüman birçok şair; bir dezenformasyon merkezi gibi çalışarak, günümüzün medya pratiğini andırır bir biçimde, toplum karşısında savunmacı şiirleri okumuş ve yazmışlardı.
“Resulullah’ın Şairi” ünvanının sahibi olan Hassan b. Sabit için Mescid-i Nebevi’de bir minber kurduran Peygamber Efendimiz, “Müşrikleri hicvet, Cebrail seninle beraberdir.” buyurmuştu. Hassan b. Sabit de kişisel saldırılar yapmadan onların argümanlarını çürüten muazzam hicivler ve İslam’ı öven şiirler yazmıştı. Ayrıca Kab b. Malik ve Abdullah b. Revaha da putperestlerin saldırılarına edebi dille set çekmişler, Müslüman toplumun moral ve motivasyonunu yüksek tutmuşlardı. Böylece İslamiyet, bu hayasız saldırılara karşı hem Kur’an-ı Kerim’in edebi mucizesiyle hem de kendi şairlerinin hakikatı haykıran nitelikli eserleriyle mücadele ederek, algı operasyonlarını boşa çıkarmıştı.