Ümit Yenişehirli yazdı: Nepal, Tanrıların Dağı'ndaki felaket
Ümit Yenişehirli, Nepal'deki sel felaketinin vahşetini, 800'e yaklaşan ölü sayısı ve binlerce kaybı, bölgenin acımasız gerçeğiyle gözler önüne seren, doğa felaketlerinin sık sık yaşandığı bu bölgede umut arandığını vurgulayan bir yazı kaleme aldı.
Nepal’de büyük bir sel felaketi yaşanıyor. Afet, Himalayalar’daki zirvelerin birinden kopan devasa buz/kaya kütlesi nedeniyle meydana geldi. Nepal-Tibet (Çin) sınırındaki selde hayatını kaybedenlerin sayısı şimdiden 800’e yaklaştı, üç bin olduğu tahmin edilen kayıplarla ilgili de arama kurtarma çalışmaları sürüyor.
O bölge için bu felaket ilk de değil. Nepal coğrafyası/Himalayalar çevresi; dünyanın sismik açıdan en faal, en büyük deprem üreten bölgelerinden biri olan Hint Levhası’nın Avrasya ile çarpışma hattında ve muson ikliminin göbeğinde yer aldığı için tarih boyunca daha pek çok felakete sahne olmuştu.
HİMALAYALAR ‘TANRILARIN MERKEZİ’ KABUL EDİLİYOR
Himalayalar, asırlar boyunca hem sarsıntılar hem de dağlık yapının yol açtığı sel ve heyelanların odağındaydı. Nepal ve çevresinin, eski çağlarda ne gibi felaketler yaşadığına dair anlatılar ise öncelikle tarihi kayıtlardan ziyade dinsel metinler ile onlarla iç içe geçmiş mitolojik öykülerde yer almıştı.
Nepal, Hindistan, Çin, Tibet, Pakistan ve Afganistan’dan geçen Himalayalar, bu ülkelerde yaşayan toplumlar için daima çok zorlu bir coğrafya olmuştu. Bölgedeki yaygın olan Hinduizm, Budizm, Taoizm ve Konfüçyüsçülük gibi inançların müntesipleri için ise bu dağ silsilesi ayrıca, ‘Himalayalarda oturan tanrılar’ bağlamında bir inanç merkezi olarak da kutsal görülmekteydi. Bu kutsallık atfetme, günümüze kadar da devam etti ve ediyor.
Bu nedenle de yaşanan tabii felaketler, çok eski zamanlardan itibaren, bölge inançları merceğinden ‘tanrıların muhtelif aksiyonları’ olarak görülmüştü. Budizm metinlerinde, daha ilk zamanlar, tarih öncesinde Katmandu Vadisi’nin oluşumu da yine mitolojik öykülerle anlatılmaktaydı. Buna göre, vadinin yerinde önceden tamamen devasa bir göl bulunduğuna, Budist panteonunda yer alan ve Himalayalar’da oturduğuna inanılan tanrılardan biri olan ‘Bodhisattva Manjushri’nin, kılıcıyla dağları yarıp, göl suyunu tahliye ederek, bölgeyi insan yerleşimine açtığına inanılmakta.

‘ÖFKELENEN TANRILAR KAFASINI SALLAYINCA DEPREM OLUYOR’
Budizm inancında, Himalayalar’ın ortaya çıkışı bu şekilde yer alırken, Nepal tarihinin bilinen en eski depremi olan, 1255 Katmandu felaketi için de mitolojik söylenceler üretilmişti. Yine bölge inançlarından olan Hinduizm ve Taoculukta da benzer hikayeler oluşturulmuştu.
Buna göre, depremde Nepal halkının üçte birinin ölmesi, bu kayıplar arasında Katmandu kralı Abhaya’nın da yer alması, ‘yıkım tanrısı Şiva’nın büyük öfkesi, bu öfkeyle başını sallaması bir de yeraltı yılan tanrısı Şeşa’nın huysuzlanmasından’ kaynaklandığı inancı bölgede dolaşıma girerek günümüze kadar ulaşmıştı.
Bu arada, tanrıların festival arabasının devrilmesinin de deprem nedenleri arasında yer aldığına inanıldığından, günümüzde bile dini festivallerde katılımcılar, arabanın devrilebileceğine dair ciddi bir korku duyar ve bunu önlemek için büyük bir gayret gösterirler.

92 YIL ÖNCEKİ NEPAL DEPREMİNİN MİTOLOJİSİ
Antropomorfizm (insanbiçimcilik) anlayışıyla tahayyül edilmiş tanrılar inancının bir sonucu olarak, ‘tanrıların insan gibi davrandığı’ düşüncesi modern zaman depremlerinde bile görülmüştü. Yine Nepal’da, 1934 yılında meydana gelen deprem de bu inançla yorumlanmıştı. 1934’teki Richter ölçeğine göre 8.0 büyüklüğündeki Nepal-Bihar depremi ve peşi sıra yaşanan sel/heyelan da tanrılara insan vücudu, insansı duygusal özellikler atfedilen bu inançla toplumsal hafızada yer almıştı.
Toplamda 10 binden fazla Nepalli ve Hindlinin öldüğü bu deprem için, o dönem otoriter bir yönetim olan Rana Hanedanlığı’nın halka yönelik baskılarının tanrıları kızdırdığı, bunun da depreme neden olduğu anlatısı dolaşıma girmişti. Hem Budist ve Hindu rahipleri hem de halk arasında dolaşan halk ozanları, eski söylencelere, yeni depreme dair detaylar ekleyerek, 1934 tarihli bir depremi de mitolojinin içine katmışlardı.
YIKIM İŞLERİNE BAKAN TANRILAR
Uzakdoğu dinlerinin neredeyse tamamında akıl almaz sayıda tanrının bulunması, bunların içerisinde işi, yıkıp, bozmak olanların yer alması, yaygın bir fenomen olarak günümüze kadar gelmiş durumda. Buna göre, Hinduizm’deki üçlü yaratıcı sistem (trimurti) içinde yer alan yıkım işlerinden Şiva sorumlu görülmekte.
Ayrıca İndra yağmur ve fırtına, Varuna sel baskınları, Vayu da rüzgardan mesul tanrı olarak görev yapmakta. Kali ve Durga isimli tanrıçalar ise bir yandan felaketlere yol açarken, diğer yandan da şefkatli ‘anne’lik taraflarıyla yol açtıkları sorunların sonuçlarından insanları yine kendileri kurtarmakta.
Budizm’de ise tabii afetlerin ‘kolektif karma’nın bozulması sonucu ortaya çıktığına inanılmakta. Bu itikada göre, tek tek insanlar gibi toplumlar da eğer bir felaketle karşılaşıyorlarsa bu, geçmişte yapılan hata ve işlenen suçların bir neticesi.
Taoizm’deki felaketler açıklamasına göre de bütün olup bitenler, ‘yin-yang dengesi’nin bozulmasından kaynaklanmakta. Bu denge bozulduğunda ‘nehir tanrıları ile ejderha krallar’, şehirleri sel altında bırakabilmekte. Konfüçyüsçülük’te ise ‘göğün yetkisi’ isimli bir varlığın deprem, sel ve heyelan gibi olayları gerçekleştirdiğine inanılmakta.
- Brill Güney Asya Dinleri Ansiklopedisi
