Ümit Yenişehirli yazdı: Öksüz Peygamber'in anne sevgisi
Ümit Yenişehirli, Anneler Günü'nü Peygamber Efendimiz'in (sav) annesiyle olan bağını, İslam'da 'annenin' yerini anlattığı, çağın reklam ve tüketimine karşı itirazları da dile getirdiği bir yazı kaleme aldı.
Bugün Anneler Günü. Çocuklar annelerinin gününü kutluyor, irili ufaklı hediyelerle onlara olan minnettarlıklarını göstermeye çalışıyor. Anneler de özel bir biçimde anılmanın sevincini yaşıyor.
Ne var ki, anne sevgisi gibi muazzam bir duygusal bağın hem tek bir güne sığdırılmak istenmesindeki özensizlik hem de Anneler Günü’nün reklamlarla tam bir tüketim çılgınlığına dönüştürülmüş olması, bu güne yönelik kimi itirazları da gündeme getiriyor. Ayrıca, bir vesile çocuğu olmamış kadınlar ya da çocuğunu kaybetmiş anneler ile annesi vefat etmiş çocukları, “gürültülü Anneler Günü kutlamaları”na maruz bırakmak güne ayrı bir kekrelik katabiliyor. Keza, maddi durumu hediye almaya müsait olamayabilen çocukların varlığı da bir başka boyut. Sonuçta Anneler Günü, Batı dünyasının her şeyi metalaştıran, ticarileştiren, şekilciliğe indirgeyen hoyrat anlayışının elinde ve “hediye zorbalaması” eşliğinde Mayıs’ın ikinci Pazar gününü dolduruyor.
İLAHİ BUYRUK: EBEVEYNE “ÖF” BİLE DEME
Anneler Günü, ABD’de, geçen yüzyılın ilk yıllarında ortaya çıkarak, kısa sürede bütün dünyaya yayılırken, İslam inanç ve düşünce dünyası ile medeniyet kodlarında ise “bir güne tıkıştırılmış” böylesi bir kutlama pratiği hiç olmamıştı. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde, anne ve babaya sevgi ve hürmetin gösterilmesini bir süreç şeklinde buyurmuş, bazılarında da sadece anneye özene dikkati çekmişti: “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, onlara ‘öf’ bile deme, onları azarlama ve onlara güzel söz söyle.” (İsra, 23) “Annesi onu, nice zahmetlere katlanarak karnında taşımıştır.” (Lokman, 14)
RESULULLAH’IN HÜZÜNLÜ VE DERİN ANNE SEVGİSİ
Daha anne karnındayken, babası Abdullah b. Abdülmuttalib’in vefatıyla dünyaya yetim gelen, annesi Amine bint Vehbn’i de altı yaşında kaybedişiyle bir öksüz olan Peygamber Efendimiz’in (sav) anneliğe dair yaklaşımında da hüzünlü ama bir o kadar da derin bir hassasiyeti hep var olmuştu. TDV İslam Ansiklopedisi’nde yer alan bilgilere göre, Hz. Peygamber’in dünyasında annelik; hayattayken hizmet, vefatından sonra dua ve dostlarına hürmet olarak yaşanan bir süreklilikti. Efendimiz, bir öksüz olarak büyüse de dünyadaki tüm annelere duyulacak saygının ölçüsünü bizzat kendi hayatındaki tavırlarıyla çizmişti. Annelerle ilgili olarak evlatlara ömrü boyunca verdiği bütün tavsiyeler de bu doğrultudaydı.
EBVÂ’DAKİ GÖZYAŞLARI…
Resulullah, altı yaşındayken kaybettiği annesi Amine Hatun’un hüznünü bütün bir ömrü boyunca üzerinde taşımıştı. Yıllar sonra, elli yaşının üzerindeyken, Mekke civarı Ebva’da annesinin kabrini ziyaret edip, etrafını düzeltirken hıçkıra hıçkıra ağlamıştı. Kendisine niçin ağladığı sorulunca, “Annemin şefkat ve merhameti gözümün önüne geldi de onun için ağladım.” cevabını vermişti. Hz. Peygamber’in bu tavrı, anneliğe karşı sadece hayattayken değil, vefatından sonra da bir gönül bağı kurmadaki sürekliliğin inceliğini göstermişti.
SÜTANNELERİNE OLAN MUHABBETİ
Annesini çocukluğunun ilk yıllarında kaybeden Efendimiz, yetişmesinde rol oynayan hanımlara da öz annesi gibi davranarak hassasiyetini her fırsatta ortaya koymuştu. Resulullah, kısa bir süre kendisini emziren ilk sütannesi Süveybe Hatun ile beş yaşına kadar yanında olduğu sütannesi Halime bint-i Haris’e – ikisi de Sahabe’dendi - büyük bir muhabbet ve hürmet duyardı. Sütannesi Halime yanına geldiğinde, Peygamberimiz ayağa kalkar, kendisini “Anneciğim, anneciğim” diyerek karşılar, hırkasını yere serip üzerine oturturdu.
O’nun, sütannesi Halime’ye olan sevgisini eşi Hatice bint Hüveylid de paylaşmış, bir kıtlık yılında eve ziyarete geldiğinde, kendisine kırk koyun ve bir deve hediye etmişti. Sütannesinin çocuk, kardeş ve diğer akrabalarına da her zaman sıcak bir ilgi gösteren Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi sonrasında Halime Hatun’un kız kardeşi ziyaretine geldiğinde, hemen sütannesini sormuş, vefat ettiğini öğrenince de hıçkıra hıçkıra ağlamıştı. Ziyaretçisini ise bir deve ve 200 dirhem verdirerek muhabbetle uğurlamıştı.

“ANNE GİBİ” GÖRDÜKLERİ…
Resûl-i Ekrem, dedesi ve babasının evlerinde köle olan, çocukluğunda kendisine dadılık yapan, İslamiyet’in ilk günlerinde kendi ev halkıyla birlikte Müslüman olan Ümmü Eymen’i de dede ve babasından kalma bir yadigar kabul eder, onu “annemden sonra annem” diye sever, zaman zaman kendisini ziyaret ederdi.
Hz. Ali’nin annesi ve kendisine yengelik yapmış olan amcası Ebu Talip’in eşi Fatıma bint Esed de Peygamber Efendimizin “anne gibi” gördüğü hanımlardan bir başkasıydı. Sık sık yengesini ziyaret eder, ona olan muhabbetini “Sen, yemez bana yedirir, giymez bana giydirirdin.” derdi. Fatıma Hatun vefat ettiğinde, Resulullah gömleğini kefen olarak hazırlamış, kabrine bizzat girerek de düzenlemesini yapmıştı.
HADİSLERDEKİ ANNE SEVGİSİ
Peygamber Efendimiz, anne yerine saydığı hanımlara yönelik muhabbet ve hürmetin hayatında çok önemli bir yer tuttuğunu hal diliyle gösterirken, kavli hadisleriyle de annelik ve annelere dair daha önce hiçbir inanç ve kültür birikiminde olmayan hassasiyeti ortaya koymuş, Müslümanlara bu veçheden de örnek olmuştu.
Hz. Peygamber’in, “Cennet annelerin ayakları altındadır.” hadis-i şerifi, cennete giden yolun annenin rıza ve duasından geçtiğini bildiren en güçlü beyandı. Yanına gelen bir adam, “İnsanlar içinde en iyi davranmam gereken kimdir?” diye sorduğunda, üç kez üst üste “Annen”, ancak dördüncüde “Baban” diye buyurması ise Peygamber Efendimizin anneye öncelik verme noktasındaki dikkatini göstermişti. Resulullah, cihada katılmak isteyen bir gence de evde bakıma muhtaç bir annesi varsa önceliği annesine vermesini buyurmuştu.
Hz. Peygamber, bir defasında da annelerdeki fıtri merhamet duygusunu en veciz şekilde anlatmıştı. Bir savaş sonrası, esirler arasında telaşla çocuğunu arayan bir annenin, çocuğunu bulup bağrına basmasındaki sevinçli halini ashabına izleten Peygamber Efendimiz, “Bu anneyi görüyor musunuz? O, hiç çocuğunu ateşe atar mı? İşte Allah’ın kullarına merhameti, bu annenin yavrusuna olan merhametinden çok daha fazladır.” diyerek, Rabbimizin kullarına olan merhametini bir annenin şefkatine kıyasen tarif ederek, annelere layık gördüğü taltifi ortaya koymuştu.
GÜNÜ BAŞLATAN ANNA JARVİS: “ANNELER GÜNÜ ŞARLATAN TÜCCARLARIN GÜNÜ OLDU”
İslam medeniyeti, Yüce Allah’ın buyrukları ve Hz. Peygamber’in bu doğrultuda anne ve annelik kavramına getirdiği aşılması imkânsız değer verişinin izinde, annelere olan sevgi ve hürmeti ömür boyu, kesintisiz bir olgu haline getirirken, Batı dünyasının şekilciliği ve ticari hesapları, günü icat eden kişinin bile tepkisini çekmişti.
Annesi Ann Reeves Jarvis’in, anneleri anacak bir günün olması doğrultusundaki vasiyetini, 10 Mayıs 1908 Pazar günü ilk “Anneler Günü”nü ilan ederek hayata geçiren Amerikalı Anna Jarvis, bu günü kısa sürede, önce ABD genelinde, sonra da dünya çapında bilinir hale getirmişti. Ne var ki, bir süre sonra Anneler Günü’nün ticari bir hüviyete bürünmesi üzerine, aynı Anna Jarvis, günün iptali için servetinin erimesine yol açacak büyük kampanyalar başlatmış, mahkemelerde peş peşe davalar bile açmıştı. Jarvis, “Fırsatçı parazitler, şarlatan hırsızlar bu günü kirletti. Elle yazmak yerine hazır kart alan çocuklar annesini sevmiyor, bu bir tembellik. Annenize şekerleme götürüyorsunuz ama çoğunu siz yiyeceksiniz.” diyordu. Bu çabalarının sonuç vermeyişinin çaresizliğini yaşayan Anna Jarvis, 1948 yılında, hiç çocuğu olmadan, beş parasız ve gözleri görmez bir halde bir sanatoryumda son nefesini vermişti.
