Ümit Yenişehirli yazdı: 'Vadedilmemiş topraklar'

Ümit Yenişehirli, Yahudilikteki 'vadedilmiş topraklar anlatısı'nı detaylı bir şekilde ele aldığı, İsrail'deki ve diasporadaki Yahudilerin bu ideale olan bağlılığı masaya yatırdığı ve çarpıtılmış dini referansları kullanan İsrail hükümetinin etkilerini konu aldığı bir yazı kaleme aldı.

Ensonhaber Ensonhaber
Ümit Yenişehirli yazdı: 'Vadedilmemiş topraklar'
Ensonhaber'i Google'da haber kaynağınız olarak ekleyin

Muharref kutsal kitaptan temel yüklemeler, endoktrinasyon eksenli hayat boyu eğitim ve kitaptan filme, şarkıdan slogana en geniş tanımıyla medyatik üretim/tekrar süreçlerinin neticesi olarak 'vadedilmiş topraklar anlatısı', Yahudilikte toplumsal bir fenomen. Yoğunluk derecesi farklı olmakla birlikte, İsrail’de mukim olanlar da diasporada yaşayanlar da bu 'ideal'e bir şekilde bağlılar.

Hele bir de yönetimde, Benjamin Netanyahu ve ekibi gibi, çarpıtılmış dini referansları iş yapış tarzının mütemmim cüzü haline getiren bir hükümet varsa bu hurafe ve hezeyan yüklü vaat edebiyatının yıkıcı, acımasız sonuçları daha da artabiliyor. 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana Filistin'de yaşananlar sonucu artık yaşamayan 100 bine yakın Filistinli masum, bu yıkımın son örneklerinden.

YAHUDİ FİLOZOF PHİLO: VADEDİLEN TOPRAK DEĞİL BİLGELİKTİR

Hal böyleyken, Yahudiliğin ana ekseninden ayrılan görüşler de tarih boyunca var olmuştu. The Jewish Encyclopedia’da yer alan bilgilere göre; bizzat Yahudi din adamı ve düşünürler arasında, 'vadedilmiş topraklar'ı büyük günah gören de akıl dışı bulan da vardı. Antik Çağ'dan günümüze 'Eretz Yisrael' (İsrail Diyarı – Vadedilmiş Topraklar) fikrini tamamen reddeden, önemsizleştiren veya bunu politik/coğrafi bir hak olmaktan çıkaran mezhepler, marjinal akımlar ve felsefi ekoller var olmuştu.

Hellenistik Yahudilik döneminde (MÖ 1 - MS 1) toprakla ilgili vaat meselesine eğilen İskenderiyeli Philo, bu fikrin, fiziki bir coğrafya veya siyasi bir mülkiyet olmadığını dile getirmişti. Philo, Tevrat'taki toprak vaadini alegorik biçimde yorumlayarak, şunu söylemişti:

"Kutsal metinlerde vaat edilen ülke, gözle görülen toprak parçaları veya coğrafi sınırlar değildir; aksine, insan ruhunun erdem ve bilgelik seviyesine ulaşmasıdır. Sürgün ve vaat, coğrafi bir yer değiştirme değil, ruhun tanrısal yurttan uzaklaşması veya ona dönmesidir."

AKLI BAŞINDA BİRİ KALICI BİR VATANDAN BAHSETMEZ

Yahudi filozof Philo, vadedilmiş, üstelik sabit bir toprak parçasının hayalini kurmanın akıl dışı olduğunu da söylemişti:

"Aklı başında olan biri için yeryüzünde kalıcı bir vatan yoktur. Şu dünyada hepimiz birer yabancı ve kiracıyız. Dolayısıyla 'Bu toprak bizzat bizimdir.' demek bir illüzyondan, hayalden, hezeyandan ibarettir. Gerçek mülkiyet yalnızca Tanrı'ya aittir. 'Mısır'dan çıkıp vaat edilen ülkeye doğru ilerlemek', fiziksel bir coğrafyadan diğerine yürümek demek değildir."

AYDINLANMACI YAHUDİLERİN İTİRAZLARI

'Söz verilmiş toprak' konusunda Haskala da denilen Aydınlanma Yahudiliği ile Reform Yahudiliğinde de itirazlar söz konusuydu. Bu anlayıştaki Yahudi din adamları ve düşünürler, 19'uncu yüzyılın tamamı ile 20'nci yüzyıl başlarında, Siyonizmin tezlerinin aksine, Filistin ve çevresini 'vadedilmiş topraklar' olarak görmediklerini dile getirmişlerdi. Modern dönemin etkin Yahudi akımlarından biri olan Reform Yahudiliği, 1885 tarihli Pittsburgh Platformu’nda şu ilkeyi ilan etmişti:

"Biz kendimizi, artık bir millet değil, dini bir topluluk olarak görüyoruz. Bu nedenle de ne Filistin’e dönmeyi ne de Yahudi devleti kurmayı bekliyoruz."

Bu görüşteki Yahudiler, tıpkı Philo gibi, Yahudilikteki vaat kavramının, coğrafi değil, insanlığa ahlaki rehberlik etme (ışık olma) misyonu olduğunu savunmuştu.

SİYONİST BURJUVANIN ÜTOPYASI

Yahudi düşünce evreninde, Siyonist düşünceyi mahkum eden başka yaklaşımlar da görülmüştü.

Diasporacılık ve Otonomizm, anaakım Siyonizme alternatif olarak ortaya çıkmıştı. General Jewish Labour Bund’un önderliğindeki Bundçuluk-'Buradalık' siyasi hareketi, Avrupa ve ABD çapında kitlesel bir akıma dönüşmüştü.

'Yahudilerin toprağı, yaşadıkları yerdir.' teziyle hareket eden bu hareket, Siyonistlerin vadettiği coğrafi toprağın, 'bir burjuva ütopyası' olduğunu ve Yahudileri yaşadıkları halklardan soyutladığını ifade etmekteydi. Onlara göre Siyonizm, hayal peşinde koşmaktaydı.

DUBNOW'UN 'MEKANSIZ MİLLET' TEZİ

Bir Yahudi Rus tarihçi, yazar ve siyasi aktivist olan Simon Dubnow (ö. 1941) ise 'diaspora milliyetçiliği – mekansız millet' kavramlarını ortaya koyarak, Yahudi özerkçiliğini savunmuştu. Ona göre, Yahudiler ayrı bir ulusal vatana taşınmaya gerek duymadan, topluluk öz yönetimi yoluyla Avrupa’da kültürel ve manevi olarak var olabilirlerdi.

"Yahudi milletini ayakta tutan şey toprak değil; ortak tarih, dil ve kurumlarıdır." diyen Dubnow, bu görüşün aksine, toprağa bağımlı kalmanın tarihsel bir gerileme olduğunu savunuyordu.

Bu doğrultuda ayrıca, Hannah Arendt, Martin Buber ve Brit Shalom gibi entelektüeller de vadedilmiş toprak anlayışının ulusal mülkiyet ve egemenlik şeklinde algılanmasının yanlışlığına dikkat çekerek, tarihsel olarak Yahudilere herhangi bir toprak verilmediğini dile getiriyorlardı. Gruba göre, ulus-devletleşen vaat anlayışı, Yahudiliğin ruhuna ihanetti. Bu nedenle de asıl hedeflenmesi gereken 'maddesiz bir kültür merkezi' oluşturmaktı.

MUTAASSIP YAHUDİLER: VAADEDİLMİŞ TOPRAKLAR SAPKINLIKTIR

Bu arada, toprak vaadine şiddetle karşı çıkanlar arasında Ultra-Ortodoks Yahudiler de yer almakta. Haredi de denilen mutaassıp Yahudiler, vaadi tamamen reddetmiyor ancak bunun insan eliyle olacağını beklemenin tam bir sapkınlık olduğunu savunuyorlar. Harediler, Yahudilerin kitlesel olarak kutsal topraklara dönmesinin yasak, bundan dolayı da Yahudi devleti kurma çabasının Tanrı'ya karşı bir başkaldırı olduğu görüşünü ısrarla dile getiriyorlar.