BEYAZ TÜLBENDİN ONURU
Ne garip bir zaman diliminde yaşıyoruz…
Tarih sayfalarından çıkan analarımızın tülbentle kazandığı Kurtuluş Savaşı ile inşa edilen bir milletin çocukları olarak, hâlâ başörtüsü üzerinden tartışma üretiyoruz.
Yazık ki, ne yazık…
İyi Partili Mehmet Emin Korkmaz’ın Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş Akgün’e yönelik kıyafeti üzerinden yaptığı son sosyal medya saldırısı, bunun güncel bir örneği oldu.
Bu çirkin ifadeleri, burada kullanmayacağım.
Unutmayalım…
Başörtülü analarımız; cephede taş taşıyarak, mermi taşıyarak, tülbentleriyle bayrakla birlikte savaşı kazandı.
Bugün onlardan miras kalan bu topraklarda kadınlarımız, sadece evlerinde değil; siyasette, belediyede, iş dünyasında milletimizin hizmetinde var olabiliyor.
Buna rağmen birileri, sözde “giyim tercihi” üzerinden tartışma çıkarmaya çalışıyor.
Oysa milletimizin ortak değerlerini, devletin adaletini ve toplumsal saygıyı hiçe sayan bu çabalar, sadece zamansız ve yersiz bir provokasyon olarak kalır.
Şüphesiz ki bu tarz insanlar, hukukun gücü ve toplumun vicdanı karşısında kaybolmaya mahkum.
İşte tam bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın telefon görüşmesi, çok anlamlı bir mesaj veriyor.
Çünkü bu sadece bir belediye başkanına destek değil; milletimizin ortak değerlerini savunma ve siyaseti, seviyeli bir çerçevede yürütme iradesi.
Ankara’dan Mihalgazi’ye uzanan bu destek telefonu, sadece bir nezaket jesti değildi.
Bu, aynı zamanda tarihten gelen kadim değerlerimizle modern siyasetin birleştiği bir sembol.
Milletimizin ortak vicdanını, hukukun üstünlüğünü ve siyasetin seviyesini koruma iradesinin somut örneği.
Düşünün…
Kurtuluş Savaşı’nda; başını örterek cepheye koşan analarımız, bugün siyasette aktif rol alan kadınlarımız.
Öte yandan sosyal medyada, giyim tartışması üzerinden üretilen provoke edici paylaşımlar…
Çok açık söyleyeceğim…
Bu; tarihimize, kültürümüze ve kadınlarımıza yapılmış bir saygısızlıktır.
Zeynep Güneş Akgün’e yapılan saldırıyı, ben aynı zamanda tarihimize ve ortak değerlerimize yapılmış bir saldırı olarak görüyorum.
Ve hepimizin bilmesi gerekir ki bu provokatif paylaşımların ve seviyesiz yorumların karşısında durmak, hem hukukun hem de tarihin gereğidir.
LATİN KÜLTÜRÜNÜN SAHNE ZAFERİ
Görünen o ki Bad Bunny’nin Super Bowl şovunu daha çok konuşacağız.
13 dakikalık bu performansta; Bad Bunny, sahnesini adeta kültürel bir meydan okuma olarak kullandı.
Ha derseniz ki “Adem, sen Bad Bunny dinler miydin?”
Valla, ne yalan söyleyeyim; birkaç şarkısı dışında dinlemişliğim ya da “Aç da bir Bad Bunny dinleyelim.” demişliğim yok.
Ama bu, bu sahne şovunu konuşmayacağımız anlamına gelmemeli.
Çünkü bu; görsel bir şovdan çok, bana kalırsa çok net bir siyasi meydan okumaydı.
Bad Bunny, sahneye çıktığında Amerika’yı yeniden tanımladı.
Müzik İspanyolcaydı, mesaj evrenseldi.
“Birlikte Amerika'yız.”
Porto Riko’nun, Latin Amerika’nın ve göçmen hikayelerinin sesi oldu.
Flama ve bayraklarla sahneye yansıyan her detay, bir kimlik manifestosu gibiydi.
İzleyici, sadece şarkı dinlemedi…
Aidiyet ve topluluk üzerine bir deneyim yaşadı.
Sosyal medya, şovun her anını analiz eden yorumlarla çalkalandı.
Bu yüzden bu sahne şovu artık sadece bir gösteri değil.
Üzerine yazılan, tartışılan ve hissedilen bir kültürel olgu haline geldi.
Ve eminim; yıllar boyunca Amerika’daki Latin kültürüne atıf yapılırken bu şov, hep cümle içinde geçecek.
Elbette performansı beğenen kadar beğenmeyen de oldu.
En başta da Trump…
Ama zaten şovları akılda kalıcı kılan tam olarak bu değil midir?
Tartışma yaratmak, sınırları zorlamak ve izleyicide hem hayranlık hem de tepki uyandırmak…
Bu yüzden Bad Bunny’nin sahnesi, sadece bir gösteri değil.
Hatırlanacak, konuşulacak ve tarih sahnesine kazınacak bir anı olarak kayıtlara geçti.