BİR TOKALAŞMADAN NE ÇIKAR?
Haftanın son gününden herkese merhaba
Denk geldiniz mi bilmiyorum
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz gün AK Parti Grup Toplantısı’nın ardından TBMM koridorlarında Murat Yetkin’i görünce, kendisine yönelik ortamı yumuşatan ifadeler kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Murat Yetkin arasındaki selamlaşma, sosyal medyada beklenenden fazla yankı buldu.
Oysa bu tabloya biraz daha sakin, biraz daha insani bir yerden bakmakta fayda var.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu tür samimi diyaloglara yabancı olmadığını biliyoruz.
İBB Başkanlığı döneminden bu yana, farklı kesimlerle kurduğu doğrudan temaslar hep vardı.
“Sevgili Musa” meselesi de zamanında çok konuşulmuştu.
Yani bu tarz insani anlar, Erdoğan’ın siyaset pratiğinde yeni değil.
Bu yüzden Murat Yetkin’i görünce tepki vermesi, selamlaşması bana göre kıymetli bir durum.
Murat Yetkin dışarıdan bakıldığında sert, mesafeli, hatta katı biri gibi algılanabilir.
Ancak insani bir zeminde buluşabilmek her zaman değerlidir.
Zaten siyaset dediğimiz şey de nihayetinde insanların yaptığı bir iş.
Sonuçta Tayyip Erdoğan bugün dünyada önemli liderlerden biri.
Onunla merhabalaşmak, tokalaşmak, kısa bir diyalog kurmak küçümsenecek bir şey değil.
“Ben uçağa binmem, ben şunu yapmam, bunu yapmam” gibi beylik cümlelerin de çok bir karşılığı yok.
Tayyip Erdoğan çağırırsa, giderler.
Çünkü Erdoğan’ın böyle bir siyasi ve kişisel aurası var.
Sevelim ya da sevmeyelim, bu bir gerçek.
Bir de şu soru var:
Murat Yetkin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ne soracak?
Erdoğan’ın cevaplayamayacağı ne sorulabilir ki?
Bu sadece Yetkin için değil, diğer önemli isimler için de geçerli.
O yüzden bu tokalaşmanın, bu selamlaşmanın olumlu olduğunu düşünüyorum.
Kıymetliydi…
Sosyal medyaya da biraz malzeme çıktı tabii.
Okan Müderrisoğlu’nun oradan “devirdaim yapıyor, doğru yolu bulacak” gibi şakaları da cabası.
Bütün bunlar toplamda değerli şeyler.
Bunları konuşabiliyor olmak, bu şakaların yapılabiliyor olması da öyle.
Elbette Murat Yetkin’in dünyaya bakışıyla Erdoğan’ın siyasi perspektifi arasında ciddi farklar var.
Zaten demokratik bir zeminde bunun olmaması düşünülemez.
Bu durum yalnızca Yetkin’e özgü de değil.
Türkiye’de muhalif kimliğiyle bilinen pek çok gazeteci için aynı ayrışma geçerli.
Nitekim bunun yakın bir örneğini Yılmaz Özdil’in Suriye konusundaki çıkışında da gördük.
Açıkçası ben Yılmaz Özdil’i vatansever bir gazeteci olarak görüyorum.
Üslubu tartışılabilir ama ortaya koyduğu refleksin kendisi kayda değer.
Herkesle aynı düşünmek zorunda değiliz ama bu farklılıkları konuşabildiğimiz ölçüde bir anlamı var bu işin.
Yani sözün özü…
Bir selamlaşmadan kriz, bir tokalaşmadan ihanet çıkarmaya gerek yok.