BİR YEMİN BİN TARTIŞMA

Adem Metan
Adem Metan

Herkese merhaba…

Haftanın son gününde, her zaman olduğu gibi bu köşeden sizleri saygıyla selamlıyorum.

Çok vaktinizi almadan, düne dair aldığım birkaç notu paylaşmak istiyorum.

Öncelikle görevini devreden bakanlar, makamlarını teslim etti.

Her makam gibi onlarınki de geçiciydi.

Önce göreve geldiler; şimdi de bu geçiciliği tecrübe ettiler.

Bundan sonra gelecek olanlar ve şu an görevde bulunanlar için de durum farklı değil.

Herkes, bir gün o görevden ayrılacak…

Bu yüzden makamlara fazlaca bağlanarak insanları kırmak ya da makamın gücüyle hareket etmek yerine, insanların kalbine dokunarak hizmet etmek en doğru yaklaşım.

Yeni göreve başlayanların da bu bilinçle sürelerinin sınırlı olduğunu unutmadan, vatana ve millete hizmet etmesini temenni ediyoruz.

Hayırlı olsun.

Konuşulacak çok başlık var.

Özellikle İçişleri Bakanlığı için birçok isim gündeme gelmişti.

Ancak tercih, Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi’den yana oldu.

Sanırım, bir odadaki 20 kişiye sorsaydık; birçoğu bu ismi tahmin etmezdi.

Bu da sosyal medyanın zaman zaman bizi yanıltabildiğini hatta manipüle edebildiğini gösteren iyi bir örnek.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Akın Gürlek de Adalet Bakanı oldu.

Zaten bir süredir, böyle bir ihtimal konuşuluyordu.

Geçtiğimiz haftalarda; Resmî Gazete üzerinden çıkan söylentiler doğru çıkmamıştı ancak bu kez karar netleşti.

Dikkat çeken bir diğer nokta ise kabine sürecinin neredeyse yarım saat içinde sosyal medyaya düşmesi ve kısa süre sonra Resmî Gazete’de yayımlanması oldu.

Anlaşılan o ki bundan sonraki süreçlerde kabine değişikliklerini, sosyal medyada çok fazla spekülasyon görmeden öğrenebileceğiz.

Sayın Akın Gürlek’in yemin töreni sırasında TBMM’de yaşanan tartışmaya gelince…

Sonuçta bakanlar tercih edilir, yemin eder ve görevlerine başlar.

Tören sırasında sahnenin önüne giderek yemin sürecini engellemeye çalışmak ya da çeşitli eylemlerde bulunmak, bana göre doğru değil.

Bu tür davranışlar, daha çok sosyal medyaya yönelik hamleler gibi duruyor.

Bir diğer konu da Sayın Bahadır Yenişehirlioğlu’nun tavrıydı.

İyi niyetinden şüphe duymadığım, ancak uzun uzun sohbet etme imkanımın olmadığı bir isim.

Keşke, Sayın Akın Gürlek’in omzuna elini atmasaydı.

Açıkçası, bana çok şık bir görüntü gibi gelmedi.

İçeri götürülürken “Açın kapıyı!” diye seslenmesi de izleyenler açısından pek estetik durmadı.

Elbette; oradaki atmosferi, ruh halini, yaşanan anın psikolojisini bilmiyoruz.

Biz, sadece ekrana yansıyan kısmı üzerinden yorum yapabiliyoruz.

Bunu bir eleştiri niyetiyle değil; görüntünün dışarıdan nasıl algılandığını ifade etmek için söylüyorum.

O videoları bir de izleyici gözüyle izlediklerinde ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Sonuç olarak, bazı görüntüler ve davranışlar kamuoyunda daha farklı, daha sakin ve daha zarif biçimde yer alabilirdi.

Bu nedenle bugün bir kez daha şunu hatırlatalım:

Makamlar geçici, görüntüler kalıcıdır.

Görevler değişir, isimler değişir ama hafızalar kolay silinmez.

O yüzden hem sözün hem tavrın hem de duruşun kıymeti büyük.