GÖZ GÖRE GÖRE GELEN SU KRİZİ
Ankara, son yıllarda küresel iklim değişikliğinin etkilerini en net hisseden şehirlerimizin başında geliyor.
Yağış rejimlerindeki düzensizlik, barajlardaki doluluk oranlarının düşmesi ve artan nüfusla birlikte yükselen su tüketimi, Başkent'te su yönetimini her zamankinden daha kritik hale getirdi.
Bu tablo sadece Ankara’ya özgü değil.
Avrupa’dan Orta Doğu’ya kadar pek çok ülke, benzer sorunlarla mücadele ediyor.
Peki buna yalnızca küresel iklim değişikliği deyip geçebilir miyiz?
Elbette hayır…
En büyük sorumluluk büyükşehire ait.
Çünkü asıl belirleyici unsur, yerel yönetimlerin sorumluluklarını ne ölçüde yerine getirdiği.
Ve görünen o ki bu sorumlulukta yerel yönetim sınıfta kaldı.
Hiç alınmaca gücenmece yok.
Ankara’da yaşanan su sıkıntısı artık inkar edilemez bir noktada.
İnsanların temel ihtiyaçları susuzluk nedeniyle durmuş vaziyette.
Elbette uzmanlar daha iyi bilecektir ancak…
Gördüğüm kadarıyla…
Baraj doluluk oranlarındaki düşüş, plansız su kullanımı ve gerekli altyapı yatırımlarının zamanında yapılmaması, Başkent'i ciddi bir riskle karşı karşıya bıraktı.
Bu tablonun oluşmasında küresel iklim değişikliğinin payı olmakla birlikte…
Büyükşehir belediyesinin yıllardır su yönetimi konusunda yeterli önlem almaması, yeni kaynak oluşturma ve mevcut kaynakları koruma noktasında geç kalması krizi derinleştirdi.
Ve üstelik kamuoyuna net, şeffaf bir yol haritası sunulamaması Ankara’yı bugünkü noktaya taşıdı.
Bana kalırsa merkezi hükümetin, bu işe bir an önce el atması gerek.
İş yerel yönetime kalınca nelerle karşı karşıya kalındığı ortada.
Arkadaşlar bu su krizi oldukça önemli bir konu.
Mesele, siyasi söylemlerle geçiştirilemeyecek kadar hayati.
Merkezi yönetimin ortaya koyduğu güçlü irade ve planlama anlayışı ortadayken, yerel yönetimlerin de aynı ciddiyetle hareket etmesi şart.
Aksi halde yaşanan kriz, doğal şartlardan çok yönetim eksikliğinin sonucu olarak anılacaktır.
Ankara halkı, mazeret değil çözüm, polemik değil icraat görmek istiyor.
AYAKTA ALKIŞLANACAK BİR BAŞARI
Las Vegas’ta, dünyanın en büyük teknoloji fuarlarından birinde muazzam bir hikayeyle tanıştım.
Kahramanımız Duygu Yılmaz…
Kalabalığın, ışıkların, dev ekranların arasında; gösterişsiz ama son derece güçlü hikayesiyle duruyordu karşımda.
Bizim sofrada fark etmeden kenara ittiğimiz bir zeytin çekirdeği…
Onun içinse otomotiv devlerine uzanan bir Ar-Ge yolculuğunun başlangıcı.
Duygu Yılmaz, zeytin çekirdeği atıklarından bitkisel plastik üretiyor.
Bu da doğada bir yıl içinde yüzde 100 oranında çözünebiliyor.
Kendisi, 2019 yılında “Dünyanın En Başarılı 10 Gencinden Biri” seçilmiş bir bilim insanı ve girişimci.
Atığı değere dönüştüren, doğayı merkeze alan ve yıllarını laboratuvarlara veren bir üretici.
Alkıştan çok sabırla, görünürlükten çok sonuçla ilgilenenlerden.
Bir konferansta anlattığı küçük bir an, aslında büyük bir gerçeği yüzümüze çarpıyor.
Sahnedeki fenomenler dakikalarca alkışlanırken bilim insanları, neredeyse boş salona konuşuyor.
Ve içinden şu cümle geçiyor:
“Biz üretiyoruz, araştırıyoruz, yıllarımızı veriyoruz. Ama görünür olan çoğu zaman biz değiliz.”
Duygu Yılmaz, çağımızı öyle güzel özetledi ki…
Çünkü artık emek sessiz, tüketim gürültülü.
Bilgi derin, algı yüzeysel.
Oysa bugün sürdürülebilirlikten, yerli üretimden, katma değerden söz ediyorsak; bunu sosyal medyada birkaç saniyede tüketilen içeriklerle değil, yıllarını adayan insanlar sayesinde yapabiliyoruz.
Duygu gibi bilime kendini adayanların hikayesinde görüyoruz asıl gerçekliği.
Göğsümü kabartan dolu dolu bir hikaye…
İyi ki tanıştık Duygu Yılmaz’la…
Duygu, bu ülkenin potansiyelinin, doğru destek ve görünürlükle nereye ulaşabileceğinin kanıtı.
Bu, “çöp” dediğimiz şeyden teknoloji üretmenin mümkün olduğunu gösteren bir zihin meselesi.
İnanın derdim bir övgü meselesi değil.
Derdim neyi alkışladığımızı yeniden düşünmek.
Burada kendime de büyük bir pay çıkararak sorguluyorum bunu.
Gerçekten biz kimleri alkışlayıp kimleri görmüyoruz?
Biliyorum gerçek kahramanlar çoğu zaman sessiz.
Ama artık seslerinin daha gür çıkması gerekiyor.
Unutmayın…
Seslerini hep birlikte duyurmak da hepimizin boynunun borcu.
Kalın sağlıcakla…