İLAHİNİN DİJİTAL DEVRİMİ
Bir ilahi düşünün…
Ne büyük bir lansmanı var ne televizyon stüdyolarında ağır dekorların arasında söylenmiş…
Ne iftara beş kala fonda giren dramatik bir müzik eşliği var ne de alt yazıda akan dua cümleleri.
Sadece bir ses…
Sade, gösterişsiz, içten…
İşte Celal Karatüre’nin yorumladığı "Kabede hacılar hu der", tam olarak böyle büyüdü.
Uzun yıllar boyunca özellikle Ramazan ayında kutsal zamanların duygusu, belli ekranlara emanet edildi.
Fakat dijital çağ, başka bir şey yaptı.
Aracıları ortadan kaldırdı.
Artık bir ilahinin milyonlara ulaşması için bir yayın kuşağına, bir yapımcıya, bir programa ihtiyacı yok.
Algoritma, duyguyu fark ediyor.
Ve duygu, veriye dönüşerek yayılıyor.
Ancak özellikle bu ilahi özelinde dikkatimi çeken bir nokta var.
İnsanlar, bu ilahiyle bir deneyim yaşıyor.
Hiç tanımadıkları Celal Karatüre’yi de söylediği ilahiyi de kendi parçaları gibi benimsedi.
"Kabede hacılar hu der", yalnızca dinlenen bir ilahi olmadı.
Yorum yazılan, paylaşılan, altına dualar bırakılan bir deneyime dönüştü.
İnsanlar sadece dinlemedi; eşlik etti.
Belki evinde, belki arabasında, belki bir yolculukta…
Ama her dinleyiş, kişisel bir ana dönüştü.
Belki biraz klişe olacak ama her birimiz, kalabalıklar içinde biraz yalnız değil miyiz…
Telefon ekranımız çok kalabalık, çok hızlı…
Ancak iç dünyamız, kaygılı.
İşte tam bu noktada telefon ekranımızda beliren “Hu” kelimesinin döngüsü, kulaklığın içindeki yankısı, zihnimizde küçük bir boşluk açtı.
Belki de biraz olsun nefes almamızı sağladı.
Evet, dünya hız üzerine kurulu ama ruhumuz; zaman zaman yavaşlamak istiyor.
İşte bu ilahi, sonsuz kaydırma döngüsünün içinde bir durma anı yaratabildi.
Bu büyüme, elbette bir rastlantı değil.
Çünkü dijital platformlar, duygusal yoğunluğu sever.
Hüzün, vecd, coşku…
Bunlar paylaşılır.
Paylaşıldıkça görünür olur.
Göründükçe daha fazla insana ulaşır.
Belki de maneviyat, ilk kez bu kadar organik bir dolaşım ağına sahip.
Ne merkezden yönetiliyor ne tek bir kanaldan akıyor.
Akışın içinde kendine yer buluyor.
İşte "Kabede hacılar hu der", bu sayede büyüdü.
Küçük ve sahici kaldığı için.
Prodüksiyonla değil; hisle yayıldığı için.
Dijital çağın paradoksu tam da burada.
Mekan küçüldü; etki büyüdü.
Küçücük bir ekrandan çıkan ilahi, dalga dalga büyüyerek her eve girdi; sokaklarda doldu taştı, çığ gibi büyüdü.
Belki yarın; başka bir ilahi çıkar, başka bir ses yükselir, bilemeyiz.
Ama bu örnek bize şunu gösterdi.
Dijital dünya, hiç olmadığı kadar görünür ve etkili.
Ve galiba artık şundan da eminiz.
Ekranlar küçülebilir, akış hızlanabilir, içerikler çoğalabilir.
Ama sahici bir ses, her zaman ve her yerde yerini bulur.