NEREYE GİDİYORUZ?

Adem Metan
Adem Metan

Atlas Çağlayan…

İnanın adını bile anarken boğazım düğüm düğüm…

Gencecik bir delikanlı…

Hayatının baharında, henüz çocuk denecek bir yaşta, yine bir başka çocuk tarafından hayattan koparıldı.

Failin 15 yaşında olması, acıyı azaltmıyor, aksine daha da derinleştiriyor.

Çünkü burada sadece bir cinayet yok.

Burada bir gerçeklik var.

Bir çocuk öldü.

Bir çocuk öldürdü.

Ve biz hala “nasıl oldu?” diye sormakla yetiniyoruz.

Asıl soru şu olmalı: Nasıl bu noktaya gelindi?

Çocukların eline bıçak, öfke, şiddet bu kadar kolay nasıl veriliyor?

15 yaşındaki sözde bir çocuk, bir başka çocuğun hayatını almaya nasıl bu kadar yakın olabiliyor?

Aile mi eksik kaldı, okul mu, sokak mı, sistem mi?

Yoksa hepsi birden mi?

15 yaşında biri, nasıl bu kadar rahat cinayet işleyebilir!

Ne kadar farkındayız bilmiyorum ama…

Bu ülkede artık çocuk haberleri, adliye koridorlarıyla anılıyor.

Kaybedilen hayatlar, yıkılan aileler ve birkaç gün sonra unutulan manşetler.

Atlas’ın adı bugün haberlerde.

Yarın başka bir çocuğun adı olacak.

Dün Ahmet Minguzzi’yi konuşuyorduk.

Bugün Atlas’ı…

Kim bilir yarın hayattan koparılan hangi yavrumuzu konuşacağız?

Ama artık konuşmayalım.

Durup gerçekle yüzleşelim.

Şiddetin bu kadar sıradanlaştığı, öfkenin bu kadar normalleştiği bir ortamda çocukları koruyamazsınız.

Sosyal medyada, sokakta, dizilerde, oyunlarda sürekli pompalanan güç ve şiddet dili…

Denetimsizlikle, ilgisizlikle birleştiğinde ortaya bu tablo çıkıyor.

Atlas geri gelmeyecek.

Bunu biliyoruz.

Ama belki onun adı, bir şeyleri değiştirmek için son uyarı olabilir.

Aksi halde her yeni olayda aynı cümleyi kuracağız.

“Çok yazık… Daha çocuktu.”‌

DEDİĞİNİ YAPAN LİDER

“Tüm dünyaya sesleniyorum.

Bedeli ne olursa olsun, Suriye'nin kuzeyinde, Türkiye'nin güneyinde bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz.”

Bu paylaşımı hatırlayan var mı?

Bu sözler, 2015 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından atılmış bir tweet'e ait.

Yani üzerinden tam 10 yıl geçti.

Çok net hatırlıyorum…

O günlerde bu sözler kimi çevrelerce “sert söylem”, kimilerince “iç politika mesajı”, kimilerince ise “gerçekçi olmayan bir çıkış” olarak yorumlanmıştı.

Masalarda haritalar çiziliyor, sınırların değişeceği fısıldanıyor, terör örgütleri açık açık devlet vaadiyle sahaya sürülüyordu.

Peki bugün gelinen noktada ne oldu?

Suriye’nin kuzeyinde kurulmak istenen terör koridoru parça parça dağıtıldı.

Masada konuşulan senaryolar, sahada parça parça dağıtıldı.

Türkiye, sınır güvenliğini başkalarının insafına bırakmadığını, gerektiğinde tek başına da hareket edebileceğini gösterdi.

Daha önemlisi şu oldu.

Türkiye sadece konuşan değil, söylediğini yapan bir ülke olduğunu kanıtladı.

“Bedeli ne olursa olsun” denmişti.

Aslında çok bedel ödetilmeye çalışıldı.

Diplomatik baskılar geldi, yaptırım tehditleri savruldu, müttefiklik sorgulandı.

Ama geri adım atılmadı.

Çünkü mesele bir dış politika manevrası değil, doğrudan milli güvenlik meselesiydi.

Bugün geriye dönüp bakıldığında o tweet, bundan seneler sonra dahi karşımıza çıkacak.

Hatta yakın tarih kitaplarında anlatı olarak yerini alacak.

Unutmayın; bu sıradan bir sosyal medya paylaşımı değildi.

Bir devlet aklının, bir siyasi kararlılığın ve uzun soluklu bir stratejinin tezahürüydü.

Ben bu zamana dek söz veren çok siyasetçi gördüm.

Ancak sözünün arkasında 10 yıl boyunca durabilen bir siyasetçiye rast gelmedim.

Bugün o lider, dış politikada rüştünü ispatladı ve verdiği sözün arkasında durabildi.

O liderin ismi Recep Tayyip Erdoğan.

Kabul edin veya etmeyin.

Ortada bir Erdoğan gerçekliği var.

‌Hazır Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan bahsetmişken dün sosyal medya paylaşılan bir fotoğrafa da değinmeden olmaz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, NBA efsanesi Shaquille O’Neal ile bir araya geldi.

Muazzam samimi bir fotoğraf.

Dünya basketbol tarihinin en dominant figürlerinden biri olan 2.16’lık dev bir sporcu…

Ve karşısında, uluslararası siyasetin en çetin masalarında yıllardır ayakta kalan bir lider.

Fotoğrafın altına yazılan yorumlar da en az kare kadar çarpıcıydı.

Kimileri espriler yaptı, kimileri boy farkına takıldı.

Ama gözden kaçırılmaması gereken asıl detay bana kalırsa şuydu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yalnızca siyasi liderlerle değil, küresel ölçekte tanınan kültür ve spor ikonlarıyla da doğal, sıcak ve eşit bir ilişki kurabilen bir profil çiziyor.

Bu tür buluşmalar semboliktir.