RAMAZAN’DAN NOTLAR…

Adem Metan
Adem Metan

Ramazan ayındayız.

Belki de her şeyden önce bunu hatırlayarak başlamalıyız.

Çünkü Ramazan, sadece bir takvim aralığı değil; aynı zamanda bir iklim.

Sözün sertliğini yumuşatan, öfkenin sesini kısan, kalbin gürültüsünü azaltan bir iklim.

Bu ayda, insanın dili değişmeli.

Tavrı değişmeli.

Tahammül eşiği yükselmeli…

Her meseleye cevap vermek zorunda değiliz.

Her tartışmaya girmek zorunda değiliz.

Her provokasyona tepki göstermek zorunda hiç değiliz.

Çünkü Ramazan, haklı çıkma ayı değil; Hakk'a yaklaşma ayıdır.

BU AYIN MİRASI

Ramazan’ın bir başka boyutu daha var: Miras.

Biz, bu ayları sadece kendimiz için yaşamıyoruz.

Bu aylar, bizden sonra gelecek gençlere kalacak bir kültürün, bir hafızanın parçası.

Eğer biz Ramazan’ı, tartışmalarla kırgınlıklarla sosyal medya polemikleriyle geçirirsek…

Geriye maneviyat değil; gerilim bırakırız.

Oysa bu ay, paylaşma ayıdır.

Sükunet ayıdır.

Birbirinin yükünü hafifletme ayıdır.

İşte tam da bu yüzden belediyelere, valiliklere, kaymakamlıklara, iş insanlarına büyük görev düşüyor.

Çünkü Ramazan, kapı çalmanın meşrulaştığı bir ay.

Normal zamanda bir kapıyı çaldığınızda “Hayırdır?” denir.

Ancak Ramazan’da kapılar, tebessümle açılıyor.

Ramazan, insanın insana daha kolay ulaştığı zamandır.

İhtiyaç sahibine uzanan elin daha anlamlı olduğu zamandır.

Paylaşmanın utanılmadığı, yardımın incitmeden yapılabildiği zamandır.

EN ANLAMLI RAMAZAN

Kendi açımdandan da bu yıl, çok şükür maneviyat dolu bir Ramazan geçiriyorum.

Neden mi?

Geçtiğimiz günlerde, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı öncülüğünde bir heyetle Bangladeş’in Cox's Bazar bölgesine gittik.

Heyette Bilal Erdoğan, Abdullah Eren, Mesut Özil ve Haluk Kalyoncu da vardı.

Orası, Arakan’dan sürülmüş yaklaşık 1,2 milyon Müslümanın yaşadığı bir bölge.

Ve bu nüfusun 600 binden fazlası; çocuk ve genç.

Rakamları yazmak kolay elbette.

Ancak çamurun içindeki hayatı görmek kolay değildi.

Ben bu bölgeye ilk kez gittim.

Açık konuşayım…

TİKA’nın sahada bu kadar etkin, bu kadar sistemli ve bu kadar hayata dokunan işler yaptığını bu ölçekte bilmiyordum.

2017 yılında, Emine Erdoğan, bölgeyi ziyaret ettiğinde bir sağlık endişesi dile getiriyor: “Buraya bir hastane yapılsa…” diyor.

Ve bugün, orada bir hastane var.

Gönüllü olarak gitmeyi tercih eden doktorlar var.

Bilgisayar sınıfları kurulmuş.

Müzik okulları açılmış.

Çocukların yüzünde sadece hayatta kalma telaşı değil; umut da var.

Bilal Erdoğan’ın ve TİKA Başkanı’nın ziyaretinde, özellikle eğitim projelerinin altı çizildi.

Çünkü yardım, sadece karın doyurmak değildir; gelecek inşa etmektir.

Perşembe günü, YouTube kanalımızda; belki de en iddialı belgesellerden birini yayınlayacağız.

Bunu izlemenizi özellikle isterim.

Çünkü uzaktan konuşmakla yerinde görmek arasında ciddi bir fark var.

İşte bu belgesel de tam olarak bunun sesi olacak.

SOSYAL MEDYA MESELESİ KÖRDÜĞÜM OLMASIN

Ramazan’ın ruhunu konuşurken bir başka mesele daha gündemde.

Sosyal medya düzenlemesi…

Toplumun geniş bir kesiminin bu konuda hemfikir olduğunu düşünüyorum.

Dijital alanın tamamen başıboş kalması doğru değil.

Özgürlük ile sorumluluk arasındaki dengeyi kurmak gerekiyor.

Bu tür düzenlemeler aceleyle değil; uzmanlarla istişare edilerek hazırlanmalı.

Ama gecikerek de değil.

Çünkü mesele artık sadece bireysel ifade değil; toplumsal huzur meselesi.

Dolayısıyla bu mesele, kördüğüme dönmeden bir an önce huzura kavuşmalı.

Ve sonuçlanmalı.

SON SÖZ…

Ramazan'la başladık, Ramazan ile bitirelim.

Ben Ramazan’ı, hep bir fırsat olarak gördüm arkadaşlar.

Kavgayı büyütmek için değil; kalbi büyütmek için.

Haklı çıkmak için değil; hayırlı olmak için.

Kapı çalalım.

İhtiyaç sahiplerine ulaşalım.

Gençlere güzel bir Ramazan hatırası bırakalım.

Çünkü bir gün, bu ayları bizden sonra gelenler anlatacak.

Ve umarım şöyle diyecekler: Onlar Ramazan’ın ruhunu korudular.

Herkese hayırlı Ramazanlar diliyorum…