Sokak aralarında euro ya da dolarla satış
Turizm bölgelerinde yaşayan ya da tatil yapan herkes aynı soruyu soruyor: Neden burada her şey daha pahalı?
Cevabı aslında oldukça basit. Çünkü Türkiye'nin bazı şehirleri artık yalnızca Türk vatandaşının yaşadığı ya da alışveriş yaptığı yerler değil; aynı zamanda dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca turistin de tüketim yaptığı uluslararası pazarlara dönüştü.
Antalya'da, Bodrum'da, Marmaris'te ya da İstanbul'un tarihi merkezlerinde işletmelerin önemli bir bölümü gelirini euro ve dolar harcayan turistlerden elde ediyor. Hal böyle olunca fiyatlar da maalesef yerli vatandaşın maaşına göre değil, yabancı turistin ödeme gücüne göre şekilleniyor.
Bugün bir restoranın menüsüne, bir otelin oda fiyatına ya da bir mağazadaki etikete baktığınızda bunun en önemli nedenlerinden birinin döviz olduğunu görüyorsunuz. İşletmelerin bir kısmı doğrudan euro veya dolarla satış yapıyor, bir kısmı ise fiyatlarını döviz kurunu referans alarak belirliyor. Çünkü müşterilerinin önemli bölümü yabancı.
İstanbul da bu tablonun dışında değil. Kent sadece Türkiye'nin değil, bölgenin de en önemli turizm, ticaret ve finans merkezlerinden biri. Bu nedenle birçok sektörde fiyatlar Türkiye ortalamasından daha yüksek oluşuyor. Kimi zaman bunun nedeni maliyetler, kimi zaman ise talebin yüksek olması.
İşte tam da bu yüzden aynı kahveyi Anadolu'nun bir kentinde 100 liraya içerken, turistik bir sahil kasabasında ya da İstanbul'un tarihi yarımadasında bunun iki katını ödeyebiliyorsunuz.
Bu durum haksızlık mı? Yoksa piyasanın doğal işleyişi mi? Tartışılır. Ancak değişmeyen gerçek şu: Dövizin konuşulduğu yerde fiyatlar da farklı konuşuyor.
Turizm, Türkiye için büyük bir gelir kapısı. Fakat bu gelir modeli, zaman zaman aynı şehirlerde yaşayan vatandaşın kendi kentinde turist gibi harcama yapmak zorunda kalmasına da neden oluyor.
Asıl soru şu: Turizmden kazanırken, kendi vatandaşımızın alım gücünü nasıl koruyacağız?