Foto Galeri
Ensonhaber.com
TÜM FOTO GALERİLER

İf İstanbul'da görülmesi gereken 10 film

1-Siyah Kuğu (Black Swan) (2010) ‘2010 model Dövüş Kulübü’ olarak anılabilir. Birçok hakim türü ve formülü iç içe geçiren bir bale filmi adı altında özetlenebilir. “Bir Rüya İçin Ağıt” (“Requiem for a Dream”, 2000) ile dikkat çeken Darren Aronofsky’nin son büyük başarısı. Bazılarına göre yönetmenin kariyerinin en iyi filmi. Natalie Portman’ın ‘dönüşümsel’ performansını kolay kolay akıldan çıkaramayacaksınız, uyaralım!

1/10

2-İtiraflar (Kokuhaku / Confessions) (2010) “Fil” (“Elephant”, 2003) ile “Ölüm Oyunu”nu (“Battle Royale”, 2000) iç içe geçiren, bunların üzerine de “Rashomon”un (1950) hikaye yapısını ekleyen ‘şiddet meseleli bir gençlik filmi’. “Kamikaze Kızları” (“Shimotsuma monogatari”, 2004) adlı kült filmiyle tanıdığımız Tetsuya Nakashima, burada video klip estetiğinden farklı bir sinema dili çıkartırken, 120 dakikayı bulan süresi boyunca yoğun ilgi bekliyor ve asla izleyicisini kendisinden koparmıyor. Böylece adını 2. Japon Yeni Dalgası’nın unutulmazları arasına yazdırıyor.

2/10

3-22 Mayıs (22 Mei / 22nd of May) (2010) İntihar bombacılığı filmlerinin “Koş Lola Koş”u (“Lola Rentt”, 1998) olarak anılabilecek eser, 2008’de “Eski Davulcu” (“Ex-Drummer”) gibi özgün bir yalancı belgesel ile sinemaya giren Koen Mortier imzalı. Burada adeta bozucu bir hayalet filmine imza atan yönetmenin, ‘usta’ olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini söyleyebiliriz.

3/10

4-Üç (Drei) (2010) Tom Tykwer usulü bir ilişki filmi. Son derece cesur ve biçimci bir eser bu. Cinsel tercihler açısından uç noktalarda dolaşırken, sinematografisiyle hayran bırakmayı da ihmal etmiyor “Üç”. Yönetmenin “Koş Lola Koş” dönemini özleyenler için biçilmiş bir kaftan! Tykwer köklerine geri döndü ve yeni bir şeyler yapıyor burada.

4/10

5-Sineklik (La Mosquitera / The Mosquito Net) (2010) İletişimsizlik, sadakat, aile ve ensest gibi konuları ele alan bir ‘işlevsiz aile’ filmi. Haneke ile Todd Solondz’un eserlerini iç içe geçirip, ortaya çıkan toplamdan bölünme ile ilgili hayvanlar üzerinden yeni bir dil oluşturuyor “Sineklik”. Her bireyi hasarlı bir ailenin hikayesini sunan Agusti Vila’nın sonraki işleri de mercek altına alınmalı. İspanya’dan kopup gelen sürpriz bir genç yetenek var karşımızda!

5/10

6-Rahim (Womb) (2010) Macar yönetmen Benedek Fliegauf imzalı, Avrupa sineması esintili klonlama filmi. Yabancılaştırıcı bir mekanda akan, hiçlik ve yalnızlık üzerine bir aşk hikayesi olarak açıklanabilir. Ensest ilişki meselesine, Antonioni etkili özgün bir yorum...

6/10

7-Soğuk Balık (Tsumetai nettaigyo / Cold Fish) (2010) 90’ların sonunda oluşan ve Takashi Miike ile başı çeken 2. Japon Yeni Dalgası’nın en başına buyruk ismi Sion Sono’nun son filmi. Yönetmen usulü bir kara komedi olarak anılabilecek eser, şiddet içeriği, sosyal metinleri, hafif deli karakterleri ve ‘soğuk balık’ metaforuyla dikkat çekiyor. Coen Kardeşler’in filmlerini sevenler buraya da uğramalı.

7/10

8-Akbaba (Carancho) (2010) Garip bir kara film ya da polisiye olarak anılabilir. Pablo Trapero’nun uzun planları ya da plan sekansları odaklı akan, sistemin içinde sıkışmış bir torbacının öyküsü. Sistemden kaçış hikayesi olarak anılabilir. Yönetmenlik gücüyle öne çıkıyor. Arjantin’in 2011 için Oscar aday adayıydı.

8/10

9-Santa Sangre (1989) Usta yönetmen Alejandro Jodorowsky’nin kayıp filmi. Türkiye prömiyeri 35 mm kopyadan yapılacak. Üstadın her filmi gibi mistik, gerçeküstücü, çözmesi zor ve yan anlamlar üzerine kurulu bir ruhsal yolculuk olduğuna şüphe yok.

9/10

10-İki Kadın Bir Erkek (The Kids are All Right) (2010) Amerikan bağımsız sineması usulü bir lezbiyen romantik-komedisi. Annette Benning ve özgün senaryo gibi dallarda Oscar’ın favorisi olan eser, alanın içinde figürleşen Lisa Cholodenko’nun imzasını taşıyor. Başta Benning, Mark Ruffalo ve Julianne Moore’un oyunculukları olmak üzere, diyalog kullanma ve durum yaratma becerisiyle ‘muhafazakar olmayan aile’yle ilgili görüşleri dikkat değer “İki Kadın Bir Erkek”in.

10/10