Ahmet Çakar, MHK operasyonunu detaylarıyla anlattı

Eski hakem ve futbol yorumcusu Ahmet Çakar, Ensonhaber okurları için MHK operasyonuyla ilgili bilinen bilinmeyen ne varsa baştan sona anlattı. Başlatılan soruşturmada iki yıl öncesinden bu yana neler yaşandığını tek tek açıklayan Çakar'ın bomba ifadeleri sizlerle...

Ensonhaber Ensonhaber
Ensonhaber'i Google'da haber kaynağınız olarak ekleyin

Türk futbolu, bu sabah patlak veren hakem skandalıyla çalkalanmaya devam ediyor.

İstanbul Cumhuriyeti Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu evrakta sahtecilik ve mobbing iddialarıyla ilgili açılan soruşturma kapsamında 6 MHK üyesiyle birlikte bu sabah saatlerinde şüpheli sıfatıyla gözaltına alındı.

Şüpheliler hakkında, "mobbing" ve "resmi belgede sahtecilik" suçlarına ilişkin soruşturma başlatıldı.

Futbol kamuoyunun gündemine bomba gibi düşen soruşturmanın ardından detaylar ise bir bir gün yüzüne çıkmaya başladı.

DOKTOR ÇAKAR, MHK OPERASYONUNU BAŞTAN SONA ANLATTI

Biz de hakemlik camiasını en iyi bilen isimlerden biri olan ve Ensonhaber'in YouTube kanalında izleyicilerimizle buluşan eski hakem ve futbol yorumcusu Ahmet Çakar'a mikrofonu uzattık.

Ünlü yorumcu, Fatih Yıldız'ın hazırlayıp sunduğu Doktor Çakar isimli programımızın yeni bölümünde, Merkez Hakem Kurulu'na yapılan operasyonu baştan sona anlattı.

Çakar, soruşturmanın başlangıcıyla ilgili eski hakem Ali Tuna'yı işaret etti ve Tuna'nın başına gelenleri izleyicilerimize aktardı.

Soruşturmanın bugüne kadar geliş süreciyle ilgili önemli bilgiler veren Çakar, göz ardı edilen noktalara ışık tuttu.

"YARDIMCI HAKEM ALİ TUNA'YA 'BU KADIN ŞU OTELDE KALMIŞ MI' DİYE BAKTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR"

İşte Doktor Çakar'dan MHK operasyonunun başlangıcı ve yaşananlar...

“Bu soruşturma yaklaşık iki sene önce Antalya'da başladı. Antalya'da başlamış. Hakemler biliyorsun farklı mesleklerden olur. Ben doktorum, ötekisi avukat, ötekisi öğretmen... Polis de var. Ali Tuna adlı Süper Lig'de bayrak sallayan yardımcı hakem, aynı zamanda Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bağlı polis teşkilatının bir elemanı ve bilgi işlem konusunda uzman. Yani siber suçlar falan... Polis ama çocuk. Bu çocuk başarılı şekilde Süper Lig'de bayrak falan sallarken, o an Merkez Hakem Komitesi'nde bulunan Yunus Yıldırım adlı eski FIFA hakemi -ki Türkiye onu tanır Yunus Yıldırım, 4-5 sene öncesine kadar çok önemli maçlar yönetiyordu- o dönemde de Merkez Hakem Komitesi'nde yetkili resmi sıfatı olan bir adam, Ali'yi arıyor. Ali Tuna'yı arıyor. "Ali" diyor, "Sana bir bayan ismi vereceğim, sen polissin, bazı evraklara, bilgilere ulaşma şansın var. Bir kadın ismi vereceğim, bu kadın dün akşam veya evvelsi akşam şu otelde kalmış mı?" Şimdi o kadın kimdir? Kimsenin mahremiyetine girmem. Kız kardeşi olabilir, arkadaşı olabilir, sevgilisi olabilir, iş arkadaşı olabilir, ortağı olabilir bilmem. Bir şahsın, bir kadın şahsın bir otelde kalıp kalmadığını gayriresmi şekilde bir Türk polisinden ricacı oluyor. Ali Tuna da şerefli bir polis, şerefli bir insan... "Yunus Ağabey" diyor, "Bu iş illegal. Ortada bir savcılık isteği yok, Emniyet Genel Müdürlüğü üst makamın isteği yok. Ben sana bir kadının şu otelde kalıp kalmadığını bu tarihte söylemem suç, ben bunu yapmıyorum" diyor. "Ya yapsan ne olur kardeşim, elinin altında" diyor, "Bir düğmeye basacaksın." "Ağabey yapamam" diyor. Polis Ali Tuna, o zaman da hakem, Süper Lig yardımcı hakemi... Şereflice meslek onuru ve adamlık onuruyla reddediyor Yunus Yıldırım'ı. Mesela şimdi o Ali Tuna bir hastanede hastane müdürü olsa, bir doktordan randevu alabilir Yunus Yıldırım için. Burada bir sıkıntı yok, burada bir illegalite yok. Ama Yunus Yıldırım'ın illegal talebi, bir kadının şu otelde kalıp kalmadığını öğrenmek istemesi illegaldir. Belki bir yuvayı kılacak, belki bir cinayete gidecek. Olmaz, bir polis bunu yapamaz, yapmıyor da. Şerefli davranıyor Ali Tuna. "Öyle mi?" diyor. O günden sonra Ali Tuna'ya maç vermiyorlar. Şak diye kesiyorlar çocuğu. Hiçbir şey yok, bayram değil seyran değil çocuğa maç vermiyorlar. Çocuk anlıyor tabii niye maç verilmediğini.”

"MHK BAŞKANI, KULÜP BAŞKANI VE HAKEMLERLE MAÇ ÖNCESİYLE DEVRE ARASINDA GÖRÜŞÜYOR"

“Sezon sonuna kadar maç vermiyorlar. Ali Tuna sezon sonunda diyorlar ki bu diyor ki Ali Tuna "Bunlar beni düşürecekler, yok edecekler, iyisi mi mazerete gireyim" diyor, "Biraz daha öteleyeyim sınavı." Çocuk mazerete giriyor, soruları yapıyor, yazıyor dolduruyor. Diyorlar ki "Kaldın." Hakemlik yazılı sınavından kaldın. "Ya nasıl olur?" diyor, "Ben hepsini doğru yaptım." "Kaldın kardeşim" diyorlar. "Tamam" diyor, "benim kağıdımı verin, kağıdımı göreyim nasıl kalmışım." Uğraşıyor çocuk... Hukuku da biliyor. Kağıt geliyor; "Aaa, bu yazı benim yazım değil" diyor. Yani mesela demiş ki; "Taçtan ofsayt olur mu?" Doğru cevap ne? "Olmaz." Orada halbuki Ali Tuna'nınki "Olur" yazıyor. Çok basit anlatıyorum, soru bu değil tabii. Basit anlatıyorum ama diyor ki; "Bu yanlış cevap ama bunu ben yazmadım ki? Bu yazı da benim değil." Ne oluyor? Kriptolojik incelemeye, adli tıp incelemesine giriyor. "Bu yazı Ali Tuna'nın mı?" Yazılar, bir kelime falan değil, bayağı cümleler var. 10 tanesi soruyu cümleler doldurmuş. Yani adli tıp muayenesi ve sonucu çok rahat çıkabilecek bir şey. Adli Tıp'tan rapor geliyor, diyorlar ki; "İmtihan kağıdındaki yazı karakteri Ali Tuna'ya ait değil." Bu ne demektir? Ali Tuna meşru, rahatlıkla başarılı olacak sınav kağıdını Merkez Hakem Komitesi veya Yunus Yıldırım -kim olduğunu da bilmiyorum ahlaklı olmak lazım, profesyonel, yani şu yapmıştır diyemem- ama yetkili makamın yaptığı açık. O imtihan sorularını sen ben çaycı kontrol etmiyor, Merkez Hakem Komitesi veya ona bağlı profesyoneller kontrol ettiği için evrakta sahtecilik ortaya çıkıyor resmen. Nasıl resmen? Adli tıp diyor ki; "Bu yazı şikayetçi Ali Tuna'nın yazısı değil, sahte bu yazı." "Bu evrak sahte, bu resmi belgedir bir hakemin yazdığı imtihan belgesi, sahte" diyor rapor geliyor. Bu Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın dosyasına giriyor. Bu arada başka hakemler de "bizi sudan sebepten düşürdüler, hiçbir objektif parametreleri olmaksızın düşürdüler, hatır gönülsüzlükle düşürdüler" falan gibi şikayetler oluyor. Sayın Bakan Akın Gürlek o zaman İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, bakan değil... Diyor ki; "Antalya'daki dosyayı bana getirin, bana gönderin. Çünkü bu iş İstanbul'a uzanacak." Ki uzandı. Bakıyorlar... Ondan sonra not almışım; Eren Acar denen Merkez Hakem Komitesi Hakem İşleri Müdürlüğü'nde çalışan bir profesyonel çocuk var. Bu bilişimci, bu internet, e-mailler falan, dosyalama falan... Yani bilgisayar işleri bilen Eren Acar diye bir adam var. Bundan birileri -yine kim olduğunu bilmiyorum kimseyi töhmet altında ama yetkililer MHK yetkilileri- olmadık işler talep ediyorlar. Bu diyor ki; "Olmaz olmaz." Sonra çocuğu eziyorlar. Mobbing dediğimiz, Türkçesi işkence... Sözlü işkence... Bıçakla tabakla sopayla değil, sözlü mobbing uyguluyorlar ve işten atıyorlar. Eren Acar da gidiyor İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na veya Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'na resmi şikayet ifadesinde bulunuyor. Benden şunu istediler, bunu istediler, bunu yapmadım şöyle yaptım böyle yaptım... Bütün illegaliteleri ve kendisinden istenen usulsüz, kanun dışı işleri şikayet eden 10-15 sayfalık bir şikayet dilekçesi veriyor. Bunlar toplanıyor mu? Ha burada önemli şeyler söylüyor bu Eren Acar. En önemlisi şu: Bak doğrudur yanlıştır söyleyemem, şerefsizlik yapamam. Eren Acar diyor ki "Merkez Hakem Komitesi Başkanı kulüp başkanlarıyla ve hakemlerle maç öncesi, devre arası görüşmeler yapıyor ve bu görüşmeler rahmani görüşmeler değil" diyor. Onun için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın operasyondan hemen sonra açıkladığı ne diyor; tanık ifadeleri, bilirkişi raporları -şeyin sahte olduğu rapor imtihan kağıdının sahte olduğuna dair rapor- ve HTS kayıtları ve MASAK hareketleri, para hareketleri. HTS kayıtları bu... Bu işten kovulan mobbing uygulanan Eren Acar'ın şikayet ettiği konular hakikaten HTS kayıtlarında da doğru mu? Mesela diyor ki "Şu maçtan önce şu hakemi MHK başkanı aradı şu talimatı verdi. Kulüp başkanı aradı, ondan aldığı talimatı hakeme iletti" falan gibi. HTS kayıtlarına bakalım bu telefon trafiği var mı diye sayın savcılık bir araştırma yapmış. Ondan sonra bu da geliyor mu? Geliyor....”