Ahmet Kaya sözleri 2022! Resimli, anlamlı, uzun ve kısa Ahmet Kaya sözleri

Ünlü müzisyen Ahmet Kaya, 16 Kasım 2000 tarihinde hayatını kaybetti. Bu ölüm yıl dönümünde usta sanatçıyı anmak için Ahmet Kaya resimleri ve sözleri araştırılıyor. İşte detaylar...

Giriş:

Şarkıları ile birlikte birçok kişinin dikkatini çeken Türk müzisyen Ahmet Kaya, 22 yıl önce hayatını kaybetti. Ölüm yıl dönümünde ise sevenleri tarafından anılıyor.

Fransa’nın başkenti Paris’e yerleşen Ahmet Kaya, 16 Kasım 2000’de, 43 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Ahmet Kaya, 2000 yılında Hoşçakalın Gözüm isimli albümünün kayıtlarını yaparken, Paris'in Porte de Versailles semtindeki evinde bir gece kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

Ünlü müzisyenin ölüm yıl dönümünde sevenleri tarafından resimleri ve sözleri araştırılıyor. İşte en güzel ve anlamlı Ahmet Kaya sözleri...

Ahmet Kaya resimleri ve sözleri

Şimdi bütün iyi niyetlerimi, bir bir yargılayıp asıyorum… Söyle yağmur söyle. Değmeden yüreğime. Söyle gökyüzüne. O nerede… Depremler oluyor beynimde.. Haykırsam duyamazsın. Çağırsam gelemezsin. Yürekten sevemezsin sen. Bizi zaman yenecek ve anılar kalacak.

Söyle ay doğmadan, düşmesin yaş gözüme.. İçimdeki fırtına kör kurşunla diner mi, kavgalar kansız biter mi? Bağıra bağıra yazdım seni yüreğime... Bazen bir uçurum kalır, bazen de martıların ardından. Velvele koparan bir leş kalır, bir intihar gibi puşt olunca sevdalar. Giden bu yolculardan, en çok ben şanssızım. Ne kadar çok yaşadıysam, o kadar çok yalnızım. Acılardan arta kalan işte bu bakışlarmış. Buğu diye gözlerimde, gün batımı bulutlarmış…

Dün gece gördüm düşümde, seni özledim anne. Gözlerinden akan bendim. Düştüm göğsüne, söyle canın yandı mı anne.. Siz benim neden sustuğumu nereden bileceksiniz! Yüzlerce soğuk namlu üzerime çevrildi, yüzlerce demir tetik aynı anda gerildi. Acımasız olma şimdi bu kadar, dün gibi çekip gitme. İhanetin zincirini tutan utansın. Dönüp arkasına bakan utansın. Dost diye bağrıma bastığım insanlar, arkamı dönünce vuran utansın. Parmak uçlarına değen sıcaklık, incinen bir hayatın yarasıdır. Beni bilimle anla iki gözüm felsefeyle anla ve tarihle yargıla. Kendine iyi bak, beni düşünme, su akar yatağını bulur.. Firarilerin uzmanı olmuşum. Bütün istasyonlarda afişim durur. Beni bir çocuk bile vurur…

Varsın böyle geçsin yabancı günler, varsın canımı yaksın yine yalnızlık. Seninle doluyken baktığım dünler, yıkar mı sandın beni bu yalancı ayrılık. Haykırsam duyamazsın. Çağırsam gelemezsin. Yürekten sevemezsin sen. Giderim buralardan, giderim bir akşam üstü… Umurunda olmaz, umurunda olmaz, umurunda olmaz bilirim… Yalnızlığım benim pasaklı kontesim, ne kadar rezil olursak o kadar iyi. Ben klasik bir kadere teslim olmak istemiyorum ve öldükten sonra değil, şimdi anlaşılmak istiyorum. Bu dağlara bu yollara, toz eyledi aşk beni. Ben yanarım aşk için, ben yanarım gül için. Sanki gökten kar yerine kan yağıyor, kar altında üşümüş bir çocuk ağlıyor. Yaşlı gözleriyle bana bakıyor, akan gözyaşını içesim gelir. Sırtını duvara yaslar, sırtını ağaca yaslar susarsın. Sen artık hiçbir sözü, hiçbir sözü kaldıramazsın.

Bir menekşe kokusunda seni aramak var ya, bu hep böyle böyle gider mi. Bana böylesi garip duygular bilmem neye gelir, nereye gider? Döndüm işte, acı yüreğimden beynime sızar, bugün de ölmedim anne. Bir ben kaldım, bir ben kaldım, tenhasında gecenin, avutulmamış ben.. Bu hasretlik kalır gitmez teninde! Eksilmez acılar ezik yüreğimde.. Sen benim hiçbir şeyimsin. Dostlukmuş.. Ölüme yürümekmiş.. Üstüne titremekmiş.. Vefaymış! Aşk dediğin, zavallı bir kapıyı duvara çarpıp çıkıncaya kadarmış! Hani benim sevincim nerde? Yanımdasın susuyorsun. Susuyor konuşmuyorsun. Bakıyor görmüyorsun. Dokunsan donacağım. İçimde intihar korkusu var. Bir gülsen ağlayacağım, bir gülsen kendimi bulacağım.

Hey gönül gene bu gece, kederim geceden yüce. Gel susalım beraberce, böyleymiş kara yazımız. Bırak ay gitsin, sen kal bu gece… Geçip karşımda dursan. Hem bağırsan hem de kızsan. Beni kaleş/kaleşnikof ile vursan. Yine senin derdindeyim. Parmak uçlarına değen sıcaklık, incinen bir hayatın yarasıdır. Dibine vurmuş gecelerden geldim. Yalanım yok. Bir cebimde küfür, bir cebimde çocuklara şekerle yaşadım. Hepinizin gurbetindeyim şimdi… Varsın böyle geçsin yabancı günler, varsın canımı yaksın yine yalnızlık. Seninle doluyken baktığım dünler, yıkar mı sandın beni bu yalancı ayrılık. Şimdi saat yokluğunun belası, sensiz gelen sabaha günaydın.. Ah ne fayda ah ne fayda… Kefen beyaz ah ne fayda… Sonbahar damlardı damlarımıza, biz seninle sararırdık. Aydınlansın diye şu kirli yüzler, biz durmadan şavaşırdık. Ağladım gözyaşlarım düştü ateşe, yine de bu yangını söndüremedim. Tutsam şu karanlığı tutsam da yırtsam. Dışarıda kar yağıyor, benim içime yağmur… Sakin göllerin kuğusuyduk, olmasaydı sonumuz böyle. Uyku tutmuyor gözüm... Anılar sıraya girdi.

Kokunu verirken vazomda güller, yıkar mı sandın beni bu yalancı ayrılık. Yorgunum, çünkü yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı var. Ben senin sokağına ulaşamam dardayım... O masum gözlerine bakamam firardayım... Ne Diyarbakır anladı beni ne de SEN...Oysa çok sevmiştim ikinizi de bilsen. Bitti demedi, hoşçakal demedi, elveda da demedi...Allah'a emanet ol hiç demedi, helallik bile istemedi. Gitti sadece gitti. Artık sigarayı günde üç pakete çıkardım. Olsun gözüm olsun. Ne olacaksa olsun! Hüzünlü bir akşam susmuşuz, durgunuz hepsi bu... Söyle sen neredesin, ben nerede… Sana boncuktan kuş yaptım konacak pencerene. Kısa çöp uzun çöpten hakkını alır elbette.. Bir kenar mahalleliyim mecburen uzaktan severim… Ben derdimi kimseye söyleyemedim. Giden bu yolculardan, en çok ben şanssızım. Ne kadar çok yaşadıysam, o kadar çok yalnızım.

İki damla gözyaşımla satıldım pazarlarda, kırdılar yüreğimi kırdılar azarlarla, sürgünlere yolladılar sabah dörtte yağmurlarla; ben yandım, siz yanmayın ALLAH aşkına… Sensiz geçmiyor bu günler biliyor musun? Yüreğine beni, beni soruyor musun? Öyle yalnız, yalnız kaldım biliyor musun, türküler söyledim sana duyuyor musun? Sanki gökten kar yerine kan yağıyor, kar altında üşümüş bir çocuk ağlıyor. Yaşlı gözleriyle bana bakıyor, akan gözyaşını içesim gelir. Sanki gökten kar yerine kan yağıyor, kar altında üşümüş bir çocuk ağlıyor. Yaşlı gözleriyle bana bakıyor, akan gözyaşını içesim gelir. İki damla gözyaşımla satıldım pazarlarda, kırdılar yüreğimi kırdılar azarlarla, sürgünlere yolladılar sabah dörtte yağmurlarla; ben yandım, siz yanmayın ALLAH aşkına… Dedim ya, hiç yoktan susturuldu şarkımız…

Sensiz geçmiyor bu günler biliyor musun… Hesabım kalsın mahşere, elimi yıkar giderim… Dostum dostum güzel dostum. Bu ne beter çizgidir bu. Bu ne çıldırtan denge. Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe. Bazen bir uçurum kalır, bazen de martıların ardından. Velvele koparan bir leş kalır, bir intihar gibi puşt olunca sevdalar. Yanımdasın susuyorsun. Susuyor konuşmuyorsun. Bakıyor görmüyorsun. Dokunsan donacağım. İçimde intihar korkusu var. Bir gülsen ağlayacağım, bir gülsen kendimi bulacağım. Bu hasretlik kalır gitmez teninde! Eksilmez acılar ezik yüreğimde... Bu dağlara bu yollara, toz eyledi aşk beni. Ben yanarım aşk için, ben yanarım gül için. Ben klasik bir kadere teslim olmak istemiyorum ve öldükten sonra değil, şimdi anlaşılmak istiyorum. Ben hep uçurum kıyılarında dolaşmayı, hep rüzgara karşı koşmayı, uğultulu bir hayatın sesini ve öfkesini ciğerlerimde hissetmeyi, aşkı, devrimleri, başkaldırmayı, muhalif olmayı cesareti sevdim ve böyle yaşadım.

İhanetin zincirini tutan utansın. Dönüp arkasına bakan utansın. Dost diye bağrıma bastığım insanlar, arkamı dönünce vuran utansın. Gözüm yaşarıyor yüreğim yanıyor, olmasaydı sonumuz böyle… Kırmızı rujlu sokakların, aşağılık pazarlıkların, adı anılmayacak benle. Bir çiçeğim halk ormanında fışkırdım, başkaldırıyorum. Ceketimi yağmurlara astığımdan beri, tehlikeli şiirler yazar dünyaya sataşırım. Saçlarına yıldız düşmüş koparma anne ağlama… Bir ben kaldım, bir ben kaldım, tenhasında gecenin, avutulmamış ben.. Birazdan kudurur deniz. Suçu saz çalmakmış, öğrendiğim kadar.. Ben giderim geri gelmem, benden sonra kalan kalır. Sensiz isyan ettim her an dünyam kahır, dünyam zindan yine başım duman duman olmadan gel. Bizi hasret saracak.. Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettin, ki bu yaşlar utangaç boynunun kolyesi olsun… Beni bilimle anla iki gözüm felsefeyle anla ve tarihle yargıla. Yüzlerce soğuk namlu üzerime çevrildi, yüzlerce demir tetik aynı anda gerildi. Dışarıda kar yağıyor, benim içime yağmur… Hey gönül gene bu gece, kederim geceden yüce. Gel susalım beraberce, böyleymiş kara yazımız. Ağladım gözyaşlarım düştü ateşe, yine de bu yangını söndüremedim.

Gelişmelerden haberdar olmak istiyor musunuz?
Ensonhaber'i Google News'te takip edin.
Abone Ol
Copyright © 2024 Ensonhaber Medya AŞ. Tüm Hakları Saklıdır.