Bir Adam Yaratmak ve Necip Fazıl Kısakürek
Yazarın,Bir Adam Yaratmak isimli oyunu edebiyatımızın en başarılı tiyatro eserlerindendir.
MUHSİN ERTUĞRUL SAHNELEDİ
Necip fazıl Kısakürek'in, 1937 yılında Zonguldak’ta bir maden ocağında kaleme aldığı Bir Adam Yaratmak, tiyatromuzun abide isimlerinden Muhsin Ertuğrul tarafından tarafından sahnelendi. Tiyatro sahnesinde öyle başarılı oldu ki, salonlar hıncahınç dolarken, eleştirmenlerden de pek çok övgü aldı.
Eserin yayımlandığı 1938 yılından günümüze kadar Devlet Tiyatroları, Şehir Tiyatroları ve çeşitli tiyatro grupları tarafından pek çok kere sahnelenmiştir.
FİLME DE UYARLANDI
Bir Adam Yaratmak, 1977 yılında yönetmen Yüzel Çakmaklı tarafından sinemaya uyarlandı. Başrolünü usta oyuncu Ahmet Mekin'in oynadığı film, tiyatro oyunu kadar beğenildi.
(Filmin, dizi olarak yayınlanacağını haber veren bir gazete küpürü)
Filmden bir sahne;
DERİN MANALAR YÜKLÜ
Bu nefis metin bir tiyatro sahnesinde izlenmeyi hak ettiği gibi kuşkusuz her bir okuyucu tarafından okunmayı da fazlasıyla hak ediyor. Zira her bir kelimesinde derin manalar yüklü.

MİSTİK TEMALAR
Oyun, ölüm korkusu, kader, yaratıcının kudreti ve kulun biçareliği temaları etrafında Necip Fazıl tarafından nakış gibi işlenmiş. Arka fonda ise eserin ana temalarıyla ilişkisi üzerinden kendisini daima anımsatan bir baba figürü ve onun makus talihi vardır.
Bu öyle bir talihtir ki babadan oğula sirayet eder, bu kara talihi reddi miras yapmak imkânsızdır, zira o kaderdir, yani mutlaktır.
TRAJİK HADİSE
Babasının kaza kurşunuyla işlediği cinayet ve yaşadığı hazin son, kitabın ana katakteri Hüsrev için; hayatı boyunca kaçmaya ve unutmaya çalıştığı fakat hayatının orta yerinde asılı duran trajik bir hadiseye dönüşür.
VİCDAN MUHASEBESİ
Olayı oyunlaştırmaya karar veren Hüsrev bunu tek başına yapmak ister. Çünkü bu Hüsrev için bir çeşit hesaplaşma ya da arınma çabasıdır. Ne var ki yayımlanan ve yakın dostu Mansur tarafından sahneye konan Hüsrev'in eseri, artık umûmîleşmiştir.
OYUNUN GERÇEKLE OLAN İLİŞKİ MERAKI
Hüsrev’in yazdığı oyun, kazandığı başarı ile dikkatleri üzerine çeker. Hal böyle olunca kamuoyu; oyunda anlatılanların yaşanmış bazı olaylarla ilişkisi olup olmadığının peşine düşer.
Bu meraklılardan olan Gazeteci Turgut, Hüsrev’le yaptığı mülakatta ona bu soruyu açıkça sorar:
“Derler ki, bazı sanatkârlar eserlerindeki vak’aları, çok kere kendi hayatlarından alırlar. Hiç olmazsa gördükleri, tesadüf ettikleri hadiselerden çıkarırlar. Benim en çok merak ettiğim nedir, biliyor musunuz?
Acaba piyesinizin vak’asıyle hususi hayatınız arasında bir yakınlık var mı?”
Hüsrev bu sorulara açık bir cevap veremez. Çünkü bu soru Hüsrev’in hayatının gizidir, en mahrem bölümüdür.
Başka bir konuşma esnasında yeğeni Selma’ya şunları söyleyecektir:
“Ben çok zayıfım. Onun içindir ki, mahrem tarafımın hakkını müdafaa ediyorum. Mahremin cazibesini duyuyorum. Bu belki bir kuvvet iştiyakıdır. Fakat temeli zaaf. Bir insanın yalnız kendisine mahsus, böyle bir gizlisi olduğunu kabul etmez misin?”
BOYALI HAYATA SERT ELEŞTİRİLER
Oyunda işlenen bir başka mesele ise İstanbul’daki monden (sosyete) yaşamın ve İstanbul’un boyalı basınının ne denli yozlaşmış ve ikiyüzlü olduğudur. Gazete patronu Şeref ve eşi Zeynep karakterlerinin davranışları ve sözleri özellikle bu dejenerasyonu vurgular.
YARIM KALAN BİR AŞK
Hüsrev’in eski sevgilisi olan Zeynep; yıllar önce aralarındaki gönül ilişkisi bitmesine hatta Şeref ile evlenmesine rağmen, Hüsrev’e kur yapmaktan geri durmaz.
AHLAKİ DEĞERLER
Hüsrev’in ağırbaşlılığı ve bilgeliği ile Zeynep’in ahlâki değerlere ters düşen hoppalığı ve hafifmeşrepliği; iki karakterin ne denli farklı olduğunu göstermektedir. Kendi gerçekliğinden ve geçmişinden uzaklaşıp, yaşamın derinliğine ve yaratıcının enginliğine ulaşmayı gaye edinen Hüsrev' göre Zeynep, hedonistik bir anlayış ile İstanbul’un hızlı yaşamı içerisinde günü gün edinmeyi âdet edinmiştir.
Necip Fazıl’ın Bir Adam Yaratmak'ı okuduğunuzda sizi uzunca bir süre düşündürecek.
Belki de yaşamınız boyunca etkisini gösterecek bir kitap...