Berk Çağdaş kimdir

Berk Çağdaş kimdir

Hayallerinin ve doğru bildiklerinin peşinden özümsediği her duygu ile giden, iş adamı kimliğinin yanında duygusal zekasını besleyen şiirler yazan, Dr. Berk Çağdaş’ın hayat hikayesidir.

berk çağdaş

 

Bu, Dr. Berk Çağdaş üzerinden yol alıp, bir hayatı kavrama hikayesi belki de. Bir ağacın yaşken eğildiğinin, küçümsemeden çocuğa ne verirsen onu aldığının ispatı…

Berk Çağdaş, çok başarılı bir iş adamı. Ancak bunun yanında sevgi dolu bir baba, bir şiir kitabı olan şair ve hepsinden önce kendini bulmuş, kim olduğunu kavramış bir “insan”.

İnsan olmanın değerini, insana dokunmanın önemini umarım hepimiz kavrarız. Bu biyografinin sonunda kendinize bir şans verin ve “insan”ın ne demek olduğunu, hangi yerden durup baktığınızı ve ne gördüğünüzü bir düşünün. İyi bir yönetici olmak, iyi bir anne – baba – evlat olmak, iyi bir çalışan olmak… Hepsi, ama hepsinin yolunun “insan” olmaktan geçtiğini görebildiniz mi?

Keyifli okumalar…

Çocukluğu ve eğitim hayatı

Berk, 1967’de İstanbul’da dünyaya geldiğinde ailesi ona “İzzet Berk Çağdaş” adını verdi. Duygusal bir çocuk olmasının yanı sıra, rakamlarla da arası iyi olacaktı.

Kabataş Lisesi’nde sürdürdüğü eğitim sırasında, buradan kültür ve aidiyet duygusunu kazandı. İleride iş dünyası için mükemmel bir özellik kazandığından habersiz, bir yandan da şiirler yazmaya başlamıştı genç elleriyle.

İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme ve Endüstri Mühendisliği’ni bitirdi ve hemen ardından Fen Bilimleri Enstitüsü’nde İşletme Mühendisliği Anabilim Dalında yüksek lisansını aldı. Başarılı ve hızlı bir şekilde yol alıyordu. Bir sonraki adımda doktorasını da tamamladıktan sonra New York ve Chicago’da lisansüstü araştırma ve mesleki çalışmalarını tamamlamaya koyuldu. Harvard Business School’dan Advanced Management mezunu oldu.

Üniversite eğitimi sırasında fark etmişti Berk rakamlara olan yatkınlığını. Bu sebepten iş hayatında da uzmanlık alanını “finans” olarak seçecekti.

İş hayatına giriş

Berk, yurt dışına gitmeden önce başladığı Türkiye’deki yüksek lisans eğitimi sırasında, Elginkan Grubu’nda BİMEL’de Sistem Mühendisi olarak iş hayatına ilk adımını attı.

Üniversitesinde aldığı mühendislik eğitiminin bir zorunluluğu olarak, bilgisayar dilini çok iyi çözmüştü. Oturduğu yerde de bir anda bir öğrencinin hayal bile edemeyeceği bir işe kavuşmuştu; daha ne olsundu. Berk Çağdaş, kariyerine, döneminde neredeyse bir memur maaşının 4 katını alarak başlamıştı. Üstelik bu iş sadece proje bazlıydı ve istediği kadar çalışıyordu.

Ancak bu adım, bir yönüyle onu mutlu etmemişti. Çünkü bilgisayar ve programcılık, sadece Berk’in hobisiydi. Elbette hobiden para kazanıyor olmak hiç fena değildi; ancak profesyonel iş hayatını da bu alan üzerine kurmak istemiyordu. Bu gerçeği fark ettiğinde, çok iyi para kazanıyor olmasına rağmen istifa etti.

Hedefi olan finans sektöründe çalışmak için çeşitli bankaların müfettişlik sınavlarına girdi. Sınavlardan birinin olumlu cevabı olarak bir bankada çalışmaya da başladı. Aldığı maaş bir önceki kazancının yarısından da azdı; ama Berk, amacı doğrultusunda yolunu sağlam adımlarla yürümeyi tercih etmişti.

İş hayatı

Berk Çağdaş, nihayet 1989’da E.C.A’da mühendis olarak çalışmaya başladı. İş hayatı işte şimdi tam da Berk’in istediği gibi başlamıştı. Attığı her adım, onu başarıya daha da yaklaştırıyordu. 1991 – 2007 yılları arasında Doğuş Grubu’nda çeşitli kademelerde yöneticilik pozisyonlarında görev aldı. 2007 Haziran’dan itibaren de Doğuş Otomotiv Grubu’nda, Finansman, Bütçe Planlama, Risk Yönetimi, Strateji ve İş Geliştirme, İç Kontrol ve Yatırımcı İlişkilerinden Sorumlu Genel Müdür olarak görevliydi.

Eylül 2016’da ise, Renault Mais Şirketi’ne İbrahim Aybar’ın yerine Genel Müdür olarak getirildi.

Neyi iyi yapabilirim

Berk, yurt içinde ve yurt dışında eğitim alma şansını yakalamıştı. Bu okulların kendisine kazandırdığı alt yapının sağlamlığı ile ilgili özellikle kendisini geliştirdiği ilgi alanları, kişisel kimliğini kazanmasını sağladı. Genç elleriyle yazmaya başladığı şiirler, çaldığı müzik enstrümanları ile özel yeteneklerini geliştirdi. Buzuki, gitar ve her türlü sazı çalabiliyordu.

Kendine şu soruyu sormuştu: “Neyi iyi yapabilirim?” Belirli alanlarda kendi özelliklerini, yeteneklerini keşfedebilmişti böylece. İnsan kendini iyi tanımadığında, doğruyu da bulamazdı kuşkusuz. Bu sebepten Berk, rehberlik danışmanlığını iyi yapmış demek yanlış olmazdı. Hayatının büyük bir bölümünü kaplayacak olan iş serüveninde gösterdiği cesaret, neyi istediğini, kendisi için neyin doğru olduğunu bildiğindendi. Yoksa kendisini tanımayan insanın cesareti olamazdı bu.

Şirket kültürü

Berk Çağdaş, çocukluğundan bugüne getirdiği yaşı ile kültürü şöyle tanımlıyordu: “Çoğu zaman insan, kendini bir grubun özelliklerine, eğilim ve parametrelerine ait hissettiği için, aynı zamanda kendini o grubun parçası olarak da görüyor. O grubun davranış kritikleri ve özellikleriyle davranmaya başlıyor. İşte ben, bu eğilime, bu davranış formatına, biçimlemesine “kültür” diyorum”.

Ona göre, bir şirkette ya da herhangi bir insan topluluğu fark etmeksizin, insanların alışkanlıklarından tutun da büyüklerinden gördüğü görgüye kadar her şey kültürün temsiliydi ve tüm bunlar şirket kültürünün de temelini oluşturuyordu. Elbette içinde yaşadığımız toplumda dönemin ekonomik durumunun, siyasi koşuların, bize sunulan her türlü gerekliliklerin şirket kültürü konusunda yeri vardı. Ancak ahlaki konular da en az bu rakamsal ve yaşamsal değerler kadar önemliydi…

Kesit kültürü ise, en iyi Berk Çağdaş’ın yönetim şekli ile açıklanabilirdi. Mesela bazı sabahlar bir yönetici olarak işe motosikleti ile geliyordu. Bu ilk kez olduğunda kapıdaki güvenlik dahi onu tanımamıştı. Çünkü bu alışkanlıklarımız dışında bir tavırdı ve haliyle de garip karşılanıyordu. Oysa geniş bir perspektifte bakıldığında kendisinden etkilenecek kişiler için bu yeni bir “şey” olabilirdi.

Çünkü kesit kültürü, şirket kültürünün ayrılmaz bir parçasıydı ve kişiden kişiye, dönemden döneme gelişmeler göstererek, iş hayatına yenilikler kazandıracaktı. Kurulan dengeler ile yönetici pek ala despot bir karakter olmaktan çıkabilir; insanların mutluluğunu da paylaşabilirdi. Berk Çağdaş’a göre yönetici olmanın temeli, elbette insan olmaktı.

Bir röportajında şöyle demişti: “Asıl önemli olan şirket kültürü standartlarının uygulanabilirliğidir. Ben kendi açımdan, şirket içindeki her düzeye veya işe insani unsur ve parametrelerle dokunmayı seviyorum ve “çalışanlarıma çok yakın bir üst yönetim” kültürü yaratmaya çalışıyorum”.

Verecek bir şeyin yoksa alacak bir şeyin olamaz

İş konusunda kendisine saygın bir kimlik kazandırmıştı Berk Çağdaş; bunu sakin ve kararlı adımlarına borçluydu. Tüm tecrübelerinden sonra söylemişti işte bu sözü: “Verecek bir şeyin yoksa alacak bir şeyin olamaz”. İnsan ruhunu iyi bakılması gereken bir bahçeye benzetiyordu ve bunu yapabilmek için de insanın kesinlikle bir uyanışa ihtiyacı vardı. Gönül gözü ile bakmasını bilmek illa duygusal işlerde yaramazdı çünkü.

Kendisinin ve evrenin işleyişinin farkında olmayan insan, bunları yapabilecek vizyona sahip olamazdı. Haliyle bu noktada insan bahçesini besleyemez ve o zaman da kendi duygularını doğru tanımlayamayıp karakterini oluşturamazdı. Metal tadının damağında bıraktığı o kekremsi tatla bir ömür yaşayacağını, ruhuyla bedenini ortak noktada buluşturması gerektiğini anlamalıydı insan.

Yönetiminde paranın olduğu bir hayat yaşayan beden, en tehlikeli insanın yoğurduğu hamurla yetiştirdiği beyinler, büyüttüğü çocuklar, etkilediği başka ruhlar demekti ve bu fark edilmesi geç kalınan tehlikeli gerçeklerdendi. Yönettiğin şirkette sıkıntısı olan bir insanı göz göre göre “Bana ne!” diyerek geçiştirmek, hiyerarşin altında çalışan her insana ulaşacak olumsuz bir etkiydi.

Sendekini verebilmenin değerini şu cümle ile dile getiriyordu: “Gerek ruhsal, gerek fiziki anlamda düşüncem; içinde bulunduğum topluma, sağlamasını kendimde yaptığım doğrularla örnek olabilmek; yani bir şeyler katabilmek, verebilmek çok önemli”.

Çünkü yaz tatillerini geçirdiği Malatya’da büyüklerinden Doğu’yu, eğitimi vesilesiyle Avrupa ve Amerika’da bulunduğundan da Batı’yı iyi kavramış, özümsemişti. Öğrendiği ne varsa, her şeyi içselleştirip hissetti. İnsanların yüzlerinde düşüncelerini inceleyen yanı ile bu sentez ona çok şey kazandıracaktı.

Şiir kitabı: Masum Arayışlar

İşte tüm bu misyonu yönetimine ve çevresine taşımak için, yani kendi deyimiyle bahçesini beslemek için çok kitap okumayı tercih ediyordu Berk Çağdaş. Yıllarca hep şiir yazdı ve muhtemelen hep de devam edecek.

İyi insan olmak için çabası, yalnız başına da kaliteli zaman geçirmesine yardımcı oluyordu. Çocukları, ailesi ve işiyle geçirdiği zamanların dışında enstrümanlar çaldı, besteler yaptı, motosiklet tutkusundan hiç vazgeçmedi ve kendi deyimiyle içinde sürdürülebilir, canlı bir flora yarattı. İşte tüm mutlu zamanların meyvesi de bir şiir kitabı oldu.

2015’te yayımladığı şiir kitabına, “Masum Arayışlar” adını verdi. Ülkesinin insanının hayatı boyunca karşılaştığı her duyguya yer vermişti. Deneme ve şiiri ustaca bir teknikle bir araya getirdi. Geleneksellikten modernliğe varan bir üslubu vardı. Bu kitap, yaşamı hissederek tecrübe etmiş bir yüreğin cümlelerini taşıyordu…

Dönüm noktası

Yaşadığı yıllar boyunca edindiği vizyonun temelinde ise canının içi dedeciği vardı Berk Çağdaş’ın. Dedesi onun hayatında tüm kazanımları için bir dönüm noktası oldu. Onunla biriktirdiği anılar, yaşamının silinmez izleri, kulağının küpesiydi.

Kişiliğinin temellerini oluşturan bir küçük anısını şöyle paylaşmıştı bir röportajında: “Yaşım daha küçüktü. Malatya’da yaz tatilinde ağabeyimle birlikte dedemin yanındaydık. Babaannemin elinde kalmış kumaşlardan, ağabeyime bir pantolon diktirilmişti. O pantolon deneme için getirildiğinde ben de gayri ihtiyari onu izlerken, dedem de beni izlemekteymiş. Ben de bu konuda en ufak bir kıskançlık hissi yokken, ertesi sabah dedem beni çok erken uyandırıp, çarşıya götürdü ve bana da pantolon diktirdi. Bunun ne demek olduğunu ve değerini ben çok sonra anladım.

Hislerimi hatırlıyorum: “Dedem yan gözle baktığımı nasıl görmüş, hatırlamış ve beni o kadar özel hissettirmişti?”. Beni mutlu etmek için sebepsiz bir motivasyon geliştirmişti. Aynı format bende de bu yüzden gelişti”.

Dedesi, ona küçücük bir hareketiyle ince düşünmeyi öğretmiş ve bir ömür insan olmasına yetecek bir ders vermişti. Hayat böyleydi işte, bir küçük kıvılcım yeterdi sana kendini öğretmeye…

Müşterileri ile bağı

Berk Çağdaş, tüm yaşamının odak noktasına insanı ve insanlığı almıştı. Ancak hayat insana her yeni gün bir şey daha öğretiyor, yeni kararlar aldırtıyor, stratejilerini gözden geçirmesini sağlıyordu.

Renault-MAİS CEO’luğuna başladıktan sonra stratejisine üç yeni motto getirmişti: “Müşteri, bayi ve çalışan memnuniyeti”. Çünkü biliyordu ki insanın gücü en zayıf halka kadardı ve bu işte de en zayıf halka, insandı. Berk Çağdaş, bu durumu bu şekilde tanımlıyordu.

Onun görüşüne göre, bir yöneticinin yeri sadece makamı değildi. Bunca zamanın emeği olarak geldiği yerde sadece oturma lüksü yoktu; daha çok çalışmalıydı. İşte bu yüzden, Berk Çağdaş, bir yönetici olarak insana dokunmaya çok önem veriyordu. Çalışanı mutlu olan bir yönetici başarılı demekti. Bu ikisi arasında kalan bayi ise, böylece memnun kalacak ve nihayetinde para kazanılacaktı.

Bu, önce bir insan, sonra bir CEO olarak, Berk Çağdaş’ın görüşüydü…

Gençlerin yanında

Berk Çağdaş, bir CEO ve kalemi kuvvetli bir yazar olmanın sorumluluğunu gençlere aktarım yaparak taşımaya çalıştı ve bunun için üniversitelerde konferanslara katıldı. Tüm yaşamı boyunca edindiklerinin en iyi bu şekilde hakkını verecekti çünkü. Gençlerle, genç beyinlerle konuşmak, yeni Berk’ler kazanmak demekti…

Onlara hep şu öğütleri veriyordu: “Kendinize hedefler koyun ve bunları asla ulaşılmaz olarak görmeyin. En iyiyi, en üstününü, en başarılısını kendinize layık görün diye. Babam bana Porsche almadı. Kendim kazandım, hayal ettim aldım ve şerefle bindim. Ha diyeceksiniz ki “Çok mu önemli?” Hayır, kesinlikle değil.

Yıllarca denizde olmak hayalini kurdum. Çalıştım didindim ve kendime güzel bir tekne aldım. Rabbim bana, denizin tüm güzelliklerini yaşamayı nasip etti. Ben başardım. Çok güzel bir evde oturuyorum. Kendim yaptım. Ben başardım. Sen de yapabilirsin. Hem de benden daha kolay yapabilirsin. Ben de basit bir anne baba çocuğuyum. Sen de olabilirsin!”

Onlara vermeye çalıştığı işte buydu; “Sen de yapabilirsin!” Elindekileri paylaşmak istemişti; çünkü verecek bir şeyleri vardı. Karşılığında da kendisi gibi güzel düşünen, insanı odağına alan başka insanların varlığını görecekti. Çünkü inanıyordu ve biliyordu; bugün kendisinin sahip olduğu ne varsa, gönlü sevgiden geçen her insanın hakkıydı. İşte belki de bu yüzden, sadece, her insan, güzel olana gıpta ile bakmalı ve her başarıyı hedefine koymalıydı.

Gerisi belli; çok çalışmak ve bol kazanç… Yeter ki sen istemesini bil! Doğru olanı seç; doğru yoldan geç; doğru sonuca var! Sonrası iyilik, güzellik…

Güzelliklerden çıkıp güzelliklerden geçirdiği yolunda başarı ile yürüyen, her şansını bir fırsata çeviren ve hepsinden, her şeyden önce “insan”a inanan bir Berk Çağdaş geçiyor bu dünyadan…

İyi ki…

Damla Karakuş

[email protected]

Not:

Biyografisini okumak istediğiniz kişileri lütfen bizimle paylaşın.