ENSONHABER.COM ÖZEL
YORUM - ANALİZ
19. yüzyıla kadar bir bütün olan Belucistan, 1841"den itibaren bölünme sürecine girmiş ve 1887 yılında şimdiki Pakistan, İran ve Afganistan devletlerinin sınırları arasında üçe ayrılmıştır.
Anadolu Ajansı'nın haberi:
Pakistan'da isyancı lider ile 37 militan öldürüldü
Pakistan'ın güneyindeki Belucistan eyaletinin önemli bir aşiret lideri olan ve bölgedeki isyancıların önde gelen isimlerinden Nawab Akbar Khan Bugti öldürüldü.
Enformasyon Bakanı Muhammed Ali Durani, bugün yaptığı açıklamada Bugti'nin ölümünü doğrularken, üst düzey yetkililer, bölgede hükümet güçleriyle isyancılar arasında çıkan şiddetli çatışmalarda 37 isyancı ve 21 güvenlik görevlisinin öldüğünü belirttiler.
PAKİSTAN"IN UYANAN BELUCİSTAN SORUNU
Cavid VELİEV - TASAM YAKINDOĞU ARAŞTIRMALARI MASASI
Belucistan, Güney-Batı Asya"daki coğrafi bir bölgedir. Daha önce farklı isimlerle anılan Belucistan Bölgesi, Beluçların 1000 yılında bölgeye gelmesi ile şimdiki adını almıştır. Derderyanlar, İranlılar, Moğollar, Selçuklular ve İngilizlerin işgalleri, Beluçların Büyük Belucistan hayalini ortadan kaldıramamış sadece ertelemiştir. Büyük güçlerin bölgeden çekilmesi ve bağımsızlığını yeni kazanmış devletlerin ortaya çıkmaya başlaması ile birlikte Beluç sorunu tekrar canlanmıştır. Beluçların günümüzdeki yerleşim yerleri Pakistan, İran, Afganistan, Türkmenistan ve Kuzey Afrika"dır. En yoğun bulundukları yer olan Pakistan"da nüfusları 7 milyon, İran"da ise 3-4 milyon civarındadır. Yaşadıkları bölge Pakistan"da Balocistan, İran"da ise Belucistan-Sistan adı altında bilinmektedir. 19. yüzyıla kadar bir bütün olan Belucistan, 1841"den itibaren bölünme sürecine girmiş ve 1887 yılında şimdiki Pakistan, İran ve Afganistan devletlerinin sınırları arasında üçe ayrılmıştır.
Pakistan Belucistan"ı ve Merkez-Bölge Çatışması
Pakistan Belucistanı, Pakistan"ın en büyük coğrafi bölgesidir. Nüfusunun çoğunluğu Beluçlardan oluşan bölge, ülkenin güney-batısında konuşlanmış ve İran, Afganistan, Umman Denizi ile sınırdaştır. Birkaç kabile ve altkabileden oluşan Beluçların en büyük kabileleri Mari ve Bugti aşiretleridir. Pakistan Belucistanı"nın yüzölçümü 347.190 km2 (Pakistan"ın % 80) olmasına rağmen nüfusu sadece 6-7 milyon civarındadır. Bu bölgede Beluçların yanı sıra Brahui ve Peştunlar da yaşamaktadır. Pakistan merkezi parlamentosu 1976 yılında bölgedeki aşiret yönetim yapısını yasaklamış olsa da, aynı zamanda parti liderleri olan Beluç kabile liderleri bölge yönetiminde ve merkez-bölge ilişkilerinde büyük ölçüde söz sahibidir.
20. yüzyılda sınırların yeniden belirlenmesi ve azınlıkların giderek birer devlete dönüşmesi Beluç milliyetçiliğinin canlanmasında etkili olmuştur. Beluç halkının siyasileşme sürecinin başlaması ve Büyük Belucistan iddialarının tekrar gündeme gelmesinde bölgenin sosyo-ekonomik sıkıntıları, Beluç kabileleri ile merkez yönetim arasında yaşanan kontrol çatışmaları ve Pakistan yönetiminin bölgeye yönelik baskıcı politikaları bulunmaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz etkenler Beluç halkının Pakistan merkezi yönetimine karşı ayaklanmasını beraberinde getirmiştir.
Belucistan"ın Pakistan merkezi yönetimine karşı ayaklanması 1947 yılında Kalat Prensliği"ni yöneten Mir Ahmet Yar"ın bağımsızlık talebi şeklinde başlamıştır. Pakistan bağımsızlığını kazanınca, Beluç kabileleri Pakistan"a bağlı kalmayı reddederek bağımsız devlet kurmak istemişlerdir. Fakat Pakistan, bölgeye ordu birlikleri gönderince Beluç bağımsızlık hareketi lideri Ahmet Yar Han, Pakistan"la birleşme anlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. 1948 yılında imzalanan anlaşmada özerkliği kaldırılan bölge direk merkezi yönetime bağlanmıştır. Taraflar arasında imzalanan bu anlaşma daha sonra ortaya çıkacak sorunların temeli olmuştur.
Belucistan ile Pakistan merkezi yönetimi arasında 1955 ve 1968 yıllarında devam eden çatışmaların en kanlısı 1973-77 yılları arasında yaşanmıştır. Çatışmalar sonucu 3300 Pakistan askeri ve 5300 Beluç hayatını kaybetmiştir. Bu dönemde Beluç bağımsızlık yanlıları Afganistan, İran ve SSCB"den yardım talep etseler de sonuç alamamışlardır. Aksine İran Şahı bu sorunun İran hudutları içinde bulunan Belucistan"a sıçraması tehlikesi nedeniyle Pakistan ordusuna Beluç bağımsızlık hareketini bastırması için askeri destek vermiştir.
Pakistan Devlet Başkanı Zulfikar Ali Bhutto"nun 1977 yılında askeri darbeyle iktidardan indirilmesi ile birlikte hem merkezi yönetimin Belucistan politikası hem de beraberinde Belucistan bağımsızlık hareketi nitelik değiştirmiştir. Bu tarihe kadar daha çok bağımsızlık talepleri ön planda iken 1977 sonrası özerklik talepleri ve bölgenin sosya-ekonomik sıkıntıları ön plana çıkmıştır. Darbeyi gerçekleştiren General Zia Ul-Hak"ın bağımsızlık yanlısı binlerce Beluç"u hapishaneden salıvermesi Beluç milliyetçileri için bir taviz olarak algılanmıştır. Beluç liderler gerilla hareketini bırakarak siyasi partiler kurmuş, ülkenin siyasi hayatında etkin rol oynamaya ve 1973 Pakistan anayasasında kendilerine tanınan haklar için siyasi alanda mücadele etmeye başlamışlardır. İlk başlarda Pakistan Ulusal Partisi, Belucistan Ulusal İttifakı gibi partilerin çatısı altında birleşen Beluç kabile liderlerinin daha sonra yollarını ayırdığını görüyoruz. Kabile liderlerinin Pakistan"ın siyasi alanında daha etkin olma çabaları, strateji ve çıkar farklılıkları çeşitli parti ve güç merkezleri ile işbirliğine veya yeni partiler kurmaya götürmüştür. Ülkenin siyasi alanında daha güçlü olmak isteyen Beluç liderleri arasındaki parçalanma, Belucistan"ın merkezi yönetime karşı siyasi mücadelesine bir darbe niteliğinde olmuştur.
Pakistan"ın 1998 yılında Belucistan"da nükleer deneme yapması ile Belucistan yönetimi istifa etmiş ve Beluç liderler tekrar milli söylemlerin ağırlıklı olduğu açıklamalar yapmışlardır. Bu süreçten sonra giderek gerginleşen merkez-bölge ilişkisi, 2005 yılı Ocak ayından itibaren Beluç kabilelerinden Bugti kabilesi ile merkez yönetim arasında silahlı çatışmaya dönüşmüştür. Kabile lideri Navab Bugti"nin, bölgedeki demiryollarını, doğalgaz kaynaklarını ve iletişim sistemlerine düzenlediği saldırılar 33 insanın hayatına mal olmuştur. Bugti lideri Pakistan güvenlik güçlerini haksız yere Beluçları öldürmek ve hapse atmakla suçlamıştır. Bugti, bağımsızlık yanlısı Belucistan Kurtuluş Ordusu"nun yardımını alsa da Belucistan Yönetimi, Brahui ve Peştun kabilelerinden destek alamamaktadır. Brahui ve Peştun kabileleri 1947 sonrasında Beluç halkı ile Pakistan Ordusu arasında yaşanan çatışmalara da destek olmamış tam tersi merkez yönetimi ile ilişkilerini üst düzeyde tutmaya çalışmışlardır.
Tarafların Tutumları
Pakistan merkezi yönetimini Belucistan sorununu çözmekte yetersizlikle suçlayan Beluç kabilelerinin taleplerinin başında bağımsızlık gelmektedir. Ayrıca, Pakistan merkezi yönetiminin Umman Denizi kıyısında olan Guadar şehrindeki askeri (!) liman yapımının durdurulması , Guadar, Dera Bugti ve Kohlu şehirlerinde askeri üslerin kapatılması , yakalanan Beluç milliyetçilerinin serbest bırakılması ve yüksek özerklik statüsü talepleri bulunmaktadır. Belucistan bölgesi yönetimine bilgi verilmeden başlatılan askeri operasyonlar, bölgenin doğal kaynaklarından gelen kazancın bölgeye verilmemesi, bölgede yürütülen mega projeler de isyana yol açan kızgınlık sebepleridir.
Pakistan merkezi yönetimi ise bölgede sayısı artırılan askeri kışlaların bölgenin güvenliği açısından, diğer mega projelerin ise bölgenin siyasi-ekonomik kalkınması açısından gerekli olduğunu savunuyor. Pakistan, Guadar"daki Pakistan-Çin ortak yapımı liman aracılığı ile Orta Asya mallarının açık denizlere çıkarılmasında ve Basra Körfezi ticari taşımacılığında rol oynamayı hedefliyor. Pakistan, Belucistan bölgesinin sanıldığı kadar büyük doğalgaz ve petrol kaynaklarına sahip olmadığını söylüyor. Ne var ki, Beluçların dirençleri karşısında Guadar bölgesindeki yasadışı toprak alımının araştırılacağı sözü ve Pakistan Başbakanının Belucistan bölgesindeki doğalgaz ve petrol yataklarına yatırımlar yapılacağı açıklaması, Pakistan yönetiminin konuya tavizkar yaklaşımını sergilemektedir.
Pakistan"ın Soruna Çözüm Arayışları
Pakistan devlet yetkilileri sorunu diplomatik yolla çözmek istediklerini açıklamış olsalar da bölgeye ordu göndermiş ve üstü kapalı bir biçimde gerektiğinde silah kullanacaklarını ifade etmişlerdir. Ayrıca Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref"in 5 Ocak 2005 tarihili Bu 70"li yıllara benzemez, saldırıyı yapıp dağlarda gizlenmezsiniz açıklaması Beluçlarca kızgınlıkla karşılanmış ve Pakistan"ın daha geniş bir askeri operasyon düzenleyeceği şeklinde yorumlanmıştır. Fakat Pakistan"ın iç siyasi yapısında değişiklik yapan ve dünyaya daha ılımlı bir lider görüntüsü vermek isteyen Pervez Müşerref, aslında Belucistan sorununu krize sürüklemek istemediği, iç ve dış dinamiklerin Pervez Müşerref"i böyle bir adım atmaya zorladığı düşünülmektedir. Ekim 2004 tarihinde Pakistan pasaportundaki din bölümünün çıkartılmasından sonra Müslüman partilerin hükümete yönelik istifaya kadar varan şiddetli tepkileri, yıllardır çözülemeyen Keşmir sorunu, Pakistan"ın en yakın müttefiki ABD"nin insan hakları ve demokrasi ihlali konusundaki uyarıları ve yakın bölgesinde giderek artan demokratikleşme dalgası Müşerref"i sorunu askeri çatışmaya dönüştürmeden diyalog yoluyla çözmeye zorlamaktadır.
Öte yandan sorunun çözümünde askeri yolu tercih etmek Pakistan açısından çözümsüz ikinci bir Keşmir sorunu yaratabilir ve ülke içinde siyasi, sosyal ve ekonomik yapıyı etkileyerek sorunu büyütür veya Beluç liderlerine üçüncü tarafları kendi yanlarına çekme imkanı tanıyabilir. Nitekim, Ulusal Parti Başkanı ve 1997-1998 yıllarında Belucistan"ın yöneticiliğini yapmış olan Mengal Kabilesi lideri Attaullah Han Mengal, Beluç halkının ölüm-kalım savaşı verdiğini ve durumun giderek Beluç halkını Hindistan dahil dış güçlerden destek istemeye yönelttiğini açıklaması, Beluçların sorunu küresel düzeye taşımak istediğini göstermektedir.
Sorunun Bölgesel ve Küresel Boyutu
Pakistan"ın toprak bütünlüğüne yönelik tehdit oluşturan sorun, Çin, Hindistan ve İran gibi devletlerin ilgisi nedeniyle küresel bir boyut da taşımaktadır. Kendi sınırları içinde de Belucistan-Sistan bölgesi bulunan ve sorunun kendisine de sıçrayacağı endişesini taşıyan İran, sorunun bir an önce diyalog yoluyla çözülmesinden yanadır. İran ayrıca Guadar"da Çin ve Pakistan"ın inşa ettiği liman aracılığıyla Pekin"in Umman Denizi ve Basra Körfezi"ne yönelik etkinliğinin artacağından rahatsız olmaktadır. Hindistan da iki baş düşmanının ortak hareket etmesinden ve Guadar Limanı yoluyla bölgede etkinliklerini arttırmalarından rahatsızlık duymaktadır. Pakistan yetkilileri Guadar"ın ticari bir liman olduğunu söyleseler de ABD"li ve Hintli analizciler, limanın Çin Deniz Kuvvetlerine Orta Doğu petrol rezervlerinde etkin olma imkanını sağlayacağını iddia etmektedirler.
22.04.2005 TARİHLİ DEĞERLENDİRME
ÖTE YANDAN BELUCİSTANLA KÜRTLER DE İLGİLENİYOR.
Paris Kürt Enstitüsü tarafından Fransız Parlenemtosunda düzenlenen konferansa Kürt, Belucistanlı, Azeri, ve Türkmen temsilciler de katılmıştı. Kürt Demokrasi Forumu'nda yer alan Ali Kılıç imzalı değerlendirme ise olaya "Kürtlerin" bakışını yansıtıyor:
Ali KILIÇ: Paris Konferansı Üzerine Düşünceler
Paris Kürt Enstitüsü tarafından Fransa Parlamentosunda düzenlenen Konferansa İran Kürdistan Demokrat Partisi Genel Sekreteri Mustafa Hejri, Komala Genel Sekreteri Abdulla Mohtadi katıldılar. PDK-İran dışında Konferans"ta Kurdistan, Belucistan, Azeri ve Türkmen halklarının temsilcileri söz aldılar. Fransa"dan Hubert Vedrine, eski Dış İşleri Bakanı ve Fransa Dışişleri Bakanlığından uzman Philippe Errera birer konuşma yaptılar.
Dünyada nükleer enerji sorunu ele alındığında, çift mekan ve çift zaman boyutlu analiz kuramına göre, ülkeler, nükleer silahlar ve atomik güce sahip olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayrılırlar..
Askeri nükleer, atomik gücü olmayan halkları soyutlandığında, geride nükleer ve atomik gücü olan ülkeler kalır. Bunlar arasında uzlaşmaz çelişkiler, uluslararası çatışma ve rekabete dönüşür. Ellerinde nükleer silahlar sadece yoksul halkların varlığını tehdit etmez, fakat aynı zamanda o ülke halkları için tehlike oluşturur.
İran"ın uranyum"u zenginleştirme ve atom üretme projesini geliştirerek İsrail devletini ortadan kaldırmakla tehdit etmesi üzerine, 4-5 şubat tarihlerinde Munih"de 42. NATO Konferansı düzenlendi. Konferansta, İsrail"in NATO"ya üyeliği ele alındı ve İran"ın saldırısına karşı Yahudi devletinin güvenliğinin sağlanması için NATO ülkelerinin meşru savunmaya katılmaları sorunu tartışıldı. Bu arada Türkiye ile ve İsrail arasında imzalanmış olan askeri ve teknolojik işbirliği Antlaşması gereğince İsaril"in İran saldırısına karşı İsrail devletini NATO adına savunacak devlet Türkiye olacak ve NATO üsleri bunun için İran"a karşı kullanılacak. Bu nokta, İran"ın Türkiye"ye yaklaşmasının asıl nedenidir. Bu amaçla İran, PKK"ye karşı kullanmak üzere nükleer teknoloji Türkiye"ye sunuyor.Bu sunuş, Güney Kürdistan"a karşı, TC"nin Musul ve Kerkük"de hak istemine endekslidir.
Münih Konferansında M. Jaap de Hoop Scheffer Nato"nun gelecekti rolüne değindi. « Askeri, siyasi, mali dayanışma zorunludur. AB ve ABD kalıcı güvenlik için birleşecekler ve « bu yeni dünyada dayanışma esastır» dedi.
Sorun BM Güvenlik Konseyi gündemine geldiğinde, batılı ülkeler bu sorunu tartışılirken, İran, Kürdistan, Belucistan diğer bölgelerde sivil halka saldırdı, Belucistan"ı bombaladi. Bu bombalamalar aynı zamanda Güney Kürdistan"a da yöneldi. BM milletler ve batılı devletler saldırılar konusunu tartışmadılar. Batılı ülkelerin bu tutumu bizi şaşırtmıyor. Geçmişte olduğu gibi bugünde dinci gerici İran rejimi, ulusumuzun soylu önderlerini yok etmişti. Mahabad Kürd Cumhuriyeti, Milli Savunma ve Genel Kurmay Başkanı General Molla Mustafa Barzani" 8500 süvari gücü ile ulusal savunmayı üstlenmişti. Buna rağmen, ulusumuzun Kürdistan Mahabad Cumhuriyeti"nin kurucularını basta Gazi Muhammed olmak üzere PDKI"nin 20 önderi Aralık 1946"da Şah rejimi tarafından idam edildi.. PDKI"nin bütün faaliyetleri yasaklandı.1959 ve 1964te partinin 300 militanı tutuklandı. Çoğu işkenceden geçirildi. Parti Şah diktatörlüğüne karşı 1967 ve 1968 de Silahlı mücadeleyi başlattı. Silahlı mücadele Şah"ın devrilmesine kadar sürdü. Şah"ın devrilmesinden sonra, gerici Humeyni rejimi halkımızın katledilmesi için fetvalar verdi. Ordulara komutanlık eski Cumhurbaşkanı Bani Sadr 200.000 kişilik ordu ile Doğu Kürdistan"a saldırdı. Bu savaşta Doğu Kürdistan halkından 50.000 insanimiz can verdi. Yüz binlerce insanımız yaralandı ve sakat kaldı.
Doğu Kürdistan halkının oylarıyla iktidara gelen bay Khatami, Kürdistan için hiç bir şey yapmadı. BM her ne kadar, İnsan Hakları konusunda İran"ı mahkum eden bir açıklama yaptıysa da , İran rejimi baskılarını sürdürdü.
Geçen yıl barışçıl bir gösteriye katılan halkımıza saldıran faşist İran güçleri onlarca insanı öldürdü ve 500 kişiyi tutukladı. Bunlardan 200 kişiyi tutukladı. Evin Hapishanesine kapattı. Bunların arasında Pena Kurd üyesi yazar ve sair Dr Roya Tlooi"de vardı. Yazar ve şair Evin Ciçek"le birlikte Fransa Devlet Başkanına, BM Sekreterine, AP Başkanlığına, Fas ve Ürdün Krallarına ve Fransa Senatosuna yaptığımız başvurularımızda, Doğu Kürdistan"daki halkımıza ve aydınlarımıza yapılan baskıları dile getirmiştik. Ekim 2002"de dört Kürdistanlı militanı kurşuna dizdiler. Bunların arasında idama mahkum edilen Muhammer Sarverani ile Khalid Sghomi TC tarafından yakalanarak İran rejimine teslim edildiler. 5 Kasım 2002"de Mustafa Jula ve Ali Kak Calil adlı iki Komala üyesi Mariva kentinde kurşuna dizildiler.Mohamed Golabi adlı Komala örgütü üyesi 2 Mart 2003 tarihinde asıldı. 2002 yılında toplam 113 kişi kurşuna dizildi bunların çoğu 16 Yasından küçüktü. demiştik. Gerek Pena Kurd, gerek uluslararası dayanışma, gerekse yazar ve şair Evin Çiçek"le birlikte yürüttüğümüz mücadele sonucu Dr. Roya Tilooi, özgürlüğüne kavuştu.
Konferansta Komala Genel Sekreteri Abdullah Mohtadi"ye İran rejimi nasıl bir rejimdir ? Nasıl incelene bilinir ? sorusu yöneltildi.
İran rejimi, bütün yalan kurgularını islami şehitlerin yeniden dirilmesi yalanı üzerine kuruyor. Hep bir yerlerde gizli olan bir Mehdi bekleniyor. Bazılarına göre ise katil Ahmetnecat, gelen son kurtarıcı Mehdidir. Oysa, Mollalar rejimi, işkence sistemini temsil ediyor. Beyaz kadın ticareti, eroin kaçakçılığı yapan çürümüş bir mollalar sisteminin adıdır! Ordu, Polis ve pasdaranlar, ülke gelirinin en büyük kesimini elinde bulunduruyor.
Paris"te Konferans düzenlenmeden iki gün önce, Ferzaneh Youzan ile Ali Babi adlı iki kişi mollalar rejimi tarafından asıldılar. Bunlara rağmen Viyana Toplantısında konuşan İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett «Biz İran ile görüşmelere hazırız, İran Uranyumu zenginleştirme etkinliklerini askıya alırsa sorun, yok görüşmeleri sürdüreceğiz., Yok, eğer İran görüşmelere oturmazsa, o zaman sorun BM Güvenlik Konseyine gelecek bu konuda başka kararlar alacaktır. İngiliz bakana göre «iki yol mümkündür.. Birincisi İran"ın görüşmeleri kabul etmesidir, bu İran"a avantajlar sağlayacaktır İkincisi BM Güvenlik Konseyinin alacağı kararlardır» dedi.
Birinci mekan"da İran, kârlı çıktı, çünkü BM Güvenlik Konseyinde ortak karara çıkmadı. Ali Khamanei, yaptığı açıklamada dolaylı olarak batılı devletler ve ABD"nin Uranyumun zenginleştirilmesine ilişkin önerilerini reddetti. Bu durum, ikinci mekan ve ikinci zaman boyutunda, İran"ın nükleer ve atomik çalışmalarına dolaylı olarak zaman tanıdı, çünkü bu zaman süreci içinde İran elindeki teknolojik nükleer üretim araçlarıyla uranyum zenginleştirmeyi hızlandıracaktır ve pratiğini sürdürecektir..
Paris"te Konferans yapıldığı saatlerde Amerikan Senatosunda, Senator Josef Binden, İran lehine öneri sunuyordu. Bu öneri dolaylı olarak İran mollalar rejimini desteklemek anlamına geliyordu. Çünkü öneri metni İran"in Uranyumu zenginleştirme faaliyetlerini askıya aldığını ve ABD ile «görüşmelere başlamak istediklerini» vurguluyordu.
Paris"te Fransız Parlamentosunda yapılan Konferansta durum İran Kürdistan Demokrat Partisi Genel Sekreteri Mustafa Hejri"nin analizleri ve sorulara verdiği bilimsel yanıtlar ve Komala Genel Sekreterinin açıklamaları dışında, başka önemli sayılacak değerlendirme ve projeler yoktu. Tek Proje PDKI"nindi. Bütün İran Halklarının kendilerini temsil edebilecek Federal bir İran"ın kurulmasını istiyordu. Onun dışında Dr. Ali Riza Nourizade ile Beluciostan Halk Partisi başkanı Nasser Boladai"in İran"daki iç politika ve ezilen halklara yapılan baskıyı dile getirmeleri ilginçti. Ama Konferans"ta BM Güvenlik Konseyinde temsil edilen devletlerin İran"la olan askeri, siyasi ve ekonomik ilişkileri incelenmedi. Fransa-İran, ABD -İran, İngiltere İran, Rusya -İran, Cin ve İran ilişkileri incelenmediği gibi Türkiye İsrail- İran-Suriye ilişkileri incelenmesine ve Kürdistan Devrimini hedef alan saldırılar tartışma konusu yapılmadı.Hatta, Fransa eski Dışişleri Bakanı Hubert Vedrine, Fransa"nın Iran büyükelçisi François Nicoullaud,18 Eylül 2005 tarihinde Le Monde Gazetesinde dile getirdiği gerçeklerin ötesinde kaldı. Elçi Nicoulaud, Iran 1980"den itibaren Saddam rejimine karşı nükleer programı lanse etti. Ancak, bu faaliyetler 2002 tarihine kadar gizli kaldı. Fransa Devlet Başkanı François Mitterrand, 13-04-1988 tarihli Bütün Fransızlara başlıklı seçim bildirgesinde Iran Irak arasında Fransız diplomasisi devamlılığını koruyacak. Kemdim şahsen 1981"de benden önceki Cumhurbaşkanından aldığım politikayı sürdürdüm. Fransa Orta-Doğuda hiç bir düşman tanιmιyor, ama 1976"dan bu yana Irak ve İran"a silah vermeye savaşιn başlamasından sonra da devam etti. diyordu.
Nitekim, İngiltere"den tartışmaya katılan Gazeteci Dr. Ali Riza Nourizade"ye sorulan sorunun sadece bir bölümüne doğru yanıt verildi. Yani Pasdaranlarin Afganistan"da seçim kartlarını dağıttığını seçimin sahte bir biçimde kazanıldığına dair. İkinci yan, bütün gazetecilerin içinde bulunduğu uçağın düşmesi bir kaza değil, doğrudan doğruya İran İslam Cumhuriyetinin gerçekleştirdiği sabotajdı. Oysa Dr. Ali Rıza için bu sadece bir kazaydı. Sorunun üçüncü bölümü TC ile İran arasındaki askeri ittifaka ilişkindi. Dr Ali Rıza bu soruya cevap vermedi. Bu sorun Konferansta tartışma konusu olmadı. Oysaki, TC 250.000 kişilik orduyla Güney Kürdistan sιnιrιnι ihlal ediyordu. İran Ordusu PKK"nin kamplarını bombalıyordu. Condoleezza Rice Türkiye"yi ziyaret ettiğinde, ABD Temsilciler Meclisi üyeleri İran Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Larijani ile nükleer silahlara ilişkin dosyayı görüşüyordu. Ali Larijaniile görüşen T. Erdoğan ve Gül, İran"ın PKK"ye karşı savaşmasını gündeme getiriyordu. ABD, TC "ye PKK" ye karşı savaşması için bütün olanakları sunduğu gibi, TC kendisine bu konuda müttefik gördüğü Mahmud Ahmadinejad, TC"ye yakaladığı 50 PKK"li yurtseveri teslim ediyordu. Mahmud Ahmadinejad, TC"ye, PKK "ye karşı kullanmak üzere nükleer teknoloji öneriyordu.
Franck J. Gaffney Jr., Washington Times, 20 Eylül 2005 tarihli yazısında « Mahmoud Ahmadinejad çok net konuştu: İran askeri nükleer programına devam edecek ve diğer islam ülkelerine nükleer teknoloji sunacak, Fransa, İngiltere Almanya, bu durumu hafife aldılar, ancak BM Güvenlik Konseyinde bu politikanın yararlı olmayacağını görecekler, Ancak Rusya ile Çin"in BM deki tutumu, İran"a karşı uygulanacak ambargolarda İran"ı koruyucu rollerini oynayacaklar. diyordu.
Bu arada Rusya,Hindistan ve Çin"in İran"la olan ilişkilerini göz ardı etmemek gerekir. Her ne kadar, Rus Nükleer Enerji Ajansι Başkanι Alexandre Roumiantsev Rusya, Almanya, Fransa ve İngiltere"nin İran"a ortak Nükleer Enerji Santrallerini kurmayI öneriyorsa da Wladimir Putin, Fox News gazetesine verdiği demeçte Rusya, ABD, AB birliği ile birlikte Iran Nükleer sorununu koordine etme eylemine hazırdır diyordu. Bütün sorun Orta Doğuda Pazar bölüşme sorunudur. Paris"de çıkan Al Quds Al Arabi, Arap gazetesi, Suriye asilli Mohamed Ajlani buna Çin ve Hint faktörünü ekliyor. Şangay"da Iran rejiminin temsilcisiyle görüşen Hu Jintao, umarız ki Iran görüşmelere başlayacak diyordu. Sonuç olarak, ABD, BM Güvenlik Konseyinden ortak bir karar çıkartmadιğı sürece tek başına da İran"a saldıramaz. İran ise, kendi çürümüşlüğü içinde İsrail"e saldırama gücünü kendinde bulamaz.. Çünkü, İsrail 1957"den beri Nükleer ve atomik güçlere sahiptir. İsrail"in NATO"ya alınması, TC ile askeri stratejik işbirliği sözleşmesi, TC"nin İran"a saldırmasını imkansız kılacaktır. Hem İran hem Türkiye, hem de Suriye Kürdistan sorununu çözemezlerse, çatışmalar sürecektir.
Bütün sorun, İran gibi bir ülkede olduğu gibi Ulusal ve sömürge sorunudur. Mollalar rejimine son verecek devrimin stratejisini çizmek ve bunu hayata geçirmek devrimin tek koşuludur.
İran Federatif sisteminin üç temel gücü vardır.
Birincisi Kürdistan"dır, burada örgütlü olan PDKI ile Komala"nın askeri ve siyasi güçleridir. Bu güçler hiç bir hataya düşmeden ortak askeri ve siyasi amaçlar için kullanılmalıdır.
İkinci önemli güç Kürdistan gibi Pakistan, Afganistan ve İran tarafından ilhak edilip sömürgeleştirilen Belucistan"dır. Belucistan halkının aralıksız olarak doğu Kürdistan gibi İran rejimine karşı sürdürdüğü silahlı mücadele diğer devletlere Afganistan ve Pakistan"a karşı silahlı mücadele temelinde sürüyor. Doģu Kürdistan Baluçistan ittifakı halkların devriminin esas ittifak politikasıdır.. İran"da Federatif bir sistemin kurulması Afganistan ve Pakistan rejimlerini de çökerteceği gibi, bu TC yi , Suriye rejimlerini de dize getirecektir..
Üçüncü kesimde, şu ana kadar güven vermeyen Azeri ve Türkmenlerin durumudur. Azeriler Şah döneminde olduğu gibi, diğer bölgelerde son derece olumsuz roller oynamış olan güçlerin TC ile ittifaka oturma politikası yada İran Merkezi devletiyle yeniden birleşme eğilimi gösteriyor. Doğu Kürdistan devriminin esas ittifakları Kürdistan ve Belucistan askeri ve siyasi güçleridir. Ortak tarihi sosyal benzerlikler onları ortak demokratik cephede sıcak savaş ve zafere götürecektir. Ancak, engelleri sıralamakta yarar vardır.
Birincisi, Fransa Iran-Irak politikasıdır. Fransa politikası net değildir. Irak"ta Saddam katilinin savunmasının Fransız avukatların üstlenmesi, bu muğlaklιğın ifadesidir.
İkincisi , İran, Çin ve Rus ittifakıdır. Rusya ve Çin İran"a nükleer teknoloji ihraç ediyor. Her iki ülke Iran için teknik ve askeri personel yetiştiriyor. Bu sayede bin kişilik ekipler, on iki merkezde uranyumun zenginleştirilmesi üretimine katılıyorlar. Bu her iki ülkenin geçmişte olduğu kadar günümüzde sosyal emperyalist karakterini ortaya koyuyor.
Üçüncüsü, İran, Hindistan Pakistan ve Türkiye, Suriye ittifakıdır. Türkiye İran"a ve Pakistan"a askeri personel yetiştiriyor. Kürdistan sorununda, Doğu Kürdistan devrimi ve Güney Kürdistan devrimi planında karşımıza farklı ittifaklar politikasını çıkartıyor.
Dördüncüsü, ABD İsrail ve İngiltere ittifakıdır.
Kürdistan devriminin birinci aşaması, bu ittifakların devrimimize karşı birinci derecede düşman güçleri parçalama, diğerlerini tarafsız kılma hareketidir. Yazımızın ikinci bölümünü bu soruna ayıracağız.
16 Haziran 2006 TARİHLİ DEĞERLENDİRME