20.000 Yahudiyi kurtaran Türk Schindler' i

Atatürk' ün en çok sevdiği büyükelçisinin hayatı Hollywood filmi olacak

20.000 Yahudiyi kurtaran Türk Schindler' i

Faruk Nafiz Çamlıbel ve Behçet Kemal Çağlar, 10. Yıl Marşı'nın şiirini sunduklarında 'Yurdun bütün tepelerinde dumanlar tütüyor' cümlesinin üzerine çizik atan Atatürk, yerine 'Demir ağlarla ördük, anayurdu dört baştan' diye yazdı. Sonra da demiryolları müdürü Behiç Bey'e dönerek, 'Sizin emeğinizin karşılığı olan cümleler değildi, düzelttim' dedi.

Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk'ün en yakınındaki birkaç isimden biri olan Behiç Erkin 'Atatürk'ün gizli kalmış kahramanı' olarak anılıyor. Torunu Emir Kıvırcık kitabı 'Büyükelçi'de, 2. Dünya Savaşı sırasında, Fransa'da büyükelçi iken 20 bine yakın Yahudi'yi Nazi soykırımından kurtaran, hayatı, Hollywood'da filme çekilme hazırlıkları yapılan dedesi Behiç Erkin'i anlatıyor

Emir Kıvırcık, kaleme aldığı 'Büyükelçi' kitabında dedesi Behiç Erkin'in 2. Dünya Savaşı başlarında, Fransa'da Büyükelçilik yaptığı dönemde, 20 bine yakın Yahudi'nin hayatını nasıl kurtardığını anlattı. Oysa bu kitaptan önce yazılmaya başlanan ancak bir stratejik manevra ile yayınlanması sonraya bırakılan 'Cepheye Giden Yol' isimli bir başka kitap daha var ki insan 'Kim bu Behiç Erkin?' sorusunun yanıtını aslında o kitapta yer alacak bilgilerde buluyor. Üstelik 'bu kadar önemli bir isimken, nasıl oluyor da tarih kitaplarında bile adını görememişiz' diye düşünmeden de edemiyor.

'Büyükelçi' kitabında anlatılanları, yan sütunda bulacaksınız. Biz yazımızda, Behiç Bey'in 1940 yılına gelene kadar neler yaptığına değineceğiz. 20 bine yakın Yahudi'nin hayatını kurtaran kişinin; aslında 1920'li yıllarda, Mustafa Kemal'in 'Siz orduyu cepheye taşımakta başarılı olursanız, ben cephede ne yapacağımı çok iyi biliyorum' diyecek kadar güvendiği Behiç Erkin'le aynı kişi olduğunu anlatacağız.

Büyükelçi kimliği ile Yahudileri soykırımdan kurtaran Behiç Bey'in, Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul'dan Anadolu'ya cephane ve asker sevkıyatını yönlendiren kişi olduğunu yazacağız.

Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında büyük emeği geçen ancak biraz koşullar biraz da kendi mütevazı kişiliği nedeniyle gizli kalmış bir kahramanı tanıyacağız:

Behiç Bey 1876 İstanbul doğumlu. Babası, Osmanlı'nın en önemli komutanlarından Ömer Fevzi Paşa. Behiç Bey, çocukluğunda, evde özel eğitim alıyor ve daha 16 yaşındayken Meclis-i Mebusan kayıtlarını okuyor, değerlendiriyor.

ATATÜRK'ÜN KOMUTANI

1903'te Selanik'teki 3. Ordunun komutanı olarak göreve başlıyor Behiç Bey. 1907'de Selanik'e, Mustafa Kemal de Kol Ağası olarak atanıyor. Behiç Bey, Mustafa Kemal'in komutanı oluyor. Birlikte günler, aylar geçiriyorlar ve çadır sohbetlerinde 'Osmanlı nasıl kurtulur?' konusunu tartışıyorlar sürekli. Mustafa Kemal'in asker" dehasını fark eden Behiç Bey, ona özel görevler veriyor, manevraları komuta etmesini istiyor. Hatta bir gün emrindekilerle birlikte fotoğraf çekilirken gruba son anda katılan Mustafa Kemal'i kastederek, 'Mustafa geç kaldı ama ona güzel bir yer açın. Şimdi açmazsanız yakın zamanda zaten açmak zorunda kalacaksınız' diyerek güvenini de belli ediyor.

Savaş yılları bu iki ismi bir süre sonra birleştirmek üzere ayırıyor. Behiç Bey, 1917'de Azerbaycan'a gönderilerek orada ilk düzenli ordunun kurulması işine başlıyor.

Behiç Bey'in torunu, 'Büyükelçi' kitabının yazarı Emir Kıvırcık 'O dönemde, Damat Ferit'in hazırladığı bir liste var. İngiliz Yüksek Komiserliği'ne verilen bu listede, 'görüldükleri yerde tutuklanmaları emredilen' kişilerin ismi yer alıyor, o isimler de Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Kazım Karabekir ve Behiç Erkin Dedem haricindekiler Anadolu'ya kaçıyor. Dedemi İstanbul'da Üzeyir Garih Efendi saklıyor. Evet, geçtiğimiz yıllarda bir cinayete kurban giden Üzeyir Garih'in dedesiÉ Zaten sonraki günlerde de Anadolu'ya Üzeyir Garih'in babası Azra Garih kaçırıyor. '

İşte bu günlerde Behiç Bey, Anadolu'daki Mustafa Kemal ve yandaşlarının İstanbul'daki gözü-kulağı olarak görev yapmaya başlıyor. Anadolu'ya sevk edilecek silahların İngilizlerden çalınması ve sevkıyatı hep Behiç Bey'in organizasyonlarıyla gerçekleşiyor.

1920 yılına kadar İstanbul'dan Anadolu'ya asker ve silah gönderilmesini organize eden Behiç Bey, sonunda Hilal Vapuru ile Bandırma'ya gidiyor. Oradan da Ankara'ya.

O dönemde İsmet Paşa, Behiç Bey'e kendi yardımcısı olmayı öneriyor, bir başka görev ise demiryollarının işletilmesinin sağlanması. Bu görev çok önemli, çünkü savaş sırasında tüm asker ve silah trenlerle cepheye gönderilecek...

Behiç Bey, bu iki görev arasında seçim yapmaya çalışırken, Mustafa Kemal belki de tarihin gidişini değiştirecek öngörüsüyle; 'Behiç Bey, ben nasıl savaşılacağını biliyorum. Siz orduyu cepheye taşımakta başarılı olursanız biz gerisini başarırız' deyince, Behiç Bey seçimin demiryollarından yana kullanıyor. Bu görevi başarabilmek için tren yollarının kesiştiği tek nokta olan Eskişehir'e gidiyor. O günler hayatında öylesine önem kazanıyor ki, 1961 yılında vefat ettiğinde, tek bir akrabaları olmadığı halde Eskişehir'e gömülmeyi vasiyet ediyor.

ULU ÖNDER'E 'HAYIR' DEDİ

Dedesinin hayatını arşivlerdeki bilgilere, yazışmalara, belgelere dayanarak kitapta anlatan Emir Kıvırcık, 'Dedem, Atatürk'ün çok yakınında görev yapmış bir isim. Ancak, kişiliği nedeniyle ön plana çıkmayı asla istemedi. Hayattayken kendisiyle görüşmek isteyenleri hep 'benim yaptıklarım arşivlerde, beni dinlemek yerine onları araştırınız' derdi. Ben de yıllarımı dedemin kurduğu İnkılap Tarihi Müzesi'nde geçirdim. Onu tanıdıkça onur duydum hatta şu anda bir yaşında olan oğluma Behiç Erkin adını verdim' diyor.

Dedesinin soyadını da Atatürk'ün verdiğini anlatan Emir Kıvırcık, 'Atatürk sadece 37 kişiye el yazısıyla soyadı vermiştir. Dedem 9. sıradadır. Erkin 'her şart altında bağımsız' demek olduğu için Atatürk tarafından kendisine bu soyadı seçilerek verilmiş' diyor.

Bu noktada dedesiyle ilgili bir anıyı daha anlatarak 'Dedemin ne kadar 'dediğim dedik' bir insan olduğuna Atatürk bizzat tanıklık etmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk dedeme iletilmek üzere bir telgraf çektiriyor. Üzerinde de 'dakika tehiri idam sebebidir' yazısı var. Telgrafta 'trenleri son sürate çıkarınız' emri yer alıyor. Dedem de 'Hatlar, 40 kilometrenin fazlasına uygun değildir. İkici emrinizi beklerim' diye karşılık veriyor. Yani, Atatürk'ün isteğini gerçekleşemeyeceğini bildiriyor. Atatürk de 'siz nasıl isterseniz' diye yeni bir cevabi telgraf yolluyor. Zaten Demiryolları'nın başına geçerken de 'Kimse işime karışmayacak' şartını koyuyor ve Atatürk bunu kabul ediyor. Atatürk dedeme büyük saygı duyarmış, hatta, demiryollarını işletirken cepheye aksatmadan asker ve silah sevkıyatı yapması, her türlü zorluğu yenerek Atatürk'ün istediği desteği eksiksiz sağlaması o kadar önemlidir ki, 10. Yıl Marşı'na bizzat Atatürk, kendi el yazısıyla, dedemin başarısını takdir ettiğini ve unutulmamasını istediğinden 'demir ağlarla ördük, ana yurdu dört baştan' cümlesini ekliyor. Marş'ta yapılan tek değişiklik budur.'

Emir Kıvırcık annesi Neyran Erkin'den sürekli dedesinin hayatını dinlemiş. Evlerinde, baş köşeyi hep dedesine ait önemli evraklar, madalyalar, hakkında yazılan yazılar, Atatürk'le, İsmet Paşa ile çekilmiş fotoğraflar süslemiş. Ancak, Cumhuriyet'in kurulmasında bu kadar önemli rol oynayan, Atatürk'ün silah arkadaşı, vazgeçemediği lojistikçisi Behiç Erkin'in anılarını yazmak için arşivlere ulaşmak pek de kolay olmamış. Hatta bizzat Bekir Bey'in kurduğu İnkılap Tarihi Müzesi'nde ve Dışişleri Bakanlığı'nın arşivlerine ulaşabilmesi için gereken izinleri alması bile yıllar sürmüş.

Yine de Behiç Erkin'i anlatan iki kitabı yazmaktan vazgeçmemiş. İlk olarak, 'Cepheye Giden Yol' ardından da 'Büyükelçi' isimli kitapları yazmayı planlamış. Ancak, Behiç Bey'in Atatürk'le ve Kurtuluş Savaşı günlerinin anlatılacağı 'Cepheye Giden Yol' önümüzdeki 29 Ekim'e ertelenmiş. Ve Dışişleri Bakanlığı'nın da teşviki ile 'Büyükelçi' kitabı hızla yayına hazırlanmış.

'Dışişleri neden devreye girdi?' sorumuza kitabın yazarı Kıvırcık şöyle açıklıyor: 'Son günlerde Türklerin azınlıklara karşı negatif tavırları olduğunu savunan düşünceler dillendiriliyor. Oysa sadece dedemin 1940'lı yıllarda hiçbir menfaat gözetmeksizin 20 bin Yahudi'yi, Nazilerin soykırımından kurtarmış olması örneği bile bu negatif düşüncelere bir cevap. Bu kitapta yazışmalar, çabalar, göze alınan riskler, kararlılık ve sadece 'onlar bizim vatandaşımız. Size bırakmam' diyen bir büyükelçinin çalışmaları anlatılıyor. Dışişleri bu nedenle kitabı çok önemsedi ve belgelere ulaşma yazmama destek oldu.'

Hayatı Hollywood filmi olacak

Bir süre önce, gazetemizde Hollywood'da projeler geliştiren BMH Worldwide'ın ortaklarından Mehmet Çelebi ile yaptığımız röportajı yayınlamıştık. Çelebi, 2008'de gösterime girmesini planladıkları bir Hollywood yapımıyla Behiç Erkin'in 1940'lı yıllarda 20 bine yakın Yahudi'nin hayatını kurtarış öyküsünü filme çekeceklerini söylemişti.

'Ambassador' adıyla yapılacak filme sponsor aramak için Türkiye'ye gelen Mehmet Çelebi, 'Hükümet yetkilileri ve Dışişleri Bakanlığı projeye çok sıcak baktılar. ABD'deki Yahudiler de filme büyük destek veriyor' derken, Emir Kıvırcık, 'Türkiye'den, dünyanın ilgi gösterebileceği kaç hikaye var? Üstelik lobilerin ülke imajları üzerinde bu kadar etkili olduğu bilinirken... Bugün dünya Ermeni soykırımı yapmakla suçluyor bizi. Behiç Bey'in hikayesi, çok zor dönemde, kimsenin göze alamayacağı şeyleri yapan, hiçbir menfaat gözetmeden canı pahasına Yahuduleri kurtaran bir kişinin hayatı olarak büyük ilgi gördü. Oscar'a adaylığa kadar gidebilecek lobi desteğini de düşünürsek ülkemiz için ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlarız' diyor.

Yahudileri nasıl kurtardı?

Emİr Kıvırcık, GOA Yayınları'ndan piyasaya çıkan kitabında 2. Dünya Savaşı sırasında Avrupa'daki Nazi soykırımından binlerce Yahudi'yi kurtaran dedesi Behiç Erkin'in 'o günleri'ni anlatıyor.

Fransa'nın Almanya'nın işgali altında olan ve Vichy Hükümeti tarafından yönetilen şekliyle, ikiye bölündüğü bir ortamda, 31 Ağustos 1939'da, Behiç Bey Paris'e Türk Büyükelçisi olarak atanır. Sürekli yeni kanunların çıktığı Fransa'da, yapılan zulüm her gün artmaktayken Yahudilere hiçbir ticari faaliyette bulunmamaları emredilir. İşte böyle bir ortamda Büyükelçi Behiç Erkin, Fransa'da yaşayan ancak bir zamanlar Türk veya Osmanlı tebaasında olduğunu ispat edebilen Yahudilere 'vatandaşlık kimliği' vererek, Fransa'dan çıkışlarını sağlamıştı. 20 bine yakın Yahudi, vagonlarına ay yıldızlı tabela asılan trenlerle Nazi'lerden kaçırılmıştı. O günlerde 21 yaşında olan ve ilk trenle İstanbul'a gelen, halen Nişantaşı'nda yaşayan Lazare Rousso da olayın canlı tanıklarındandır. Rousso, Auschwitz'e gönderilmek üzereyken Behiç Bey'in verdiği 'Türk' belgesiyle kurtulmuştu.

Akşam Cumartesi