'Türkeş'in kara kutusu' olarak anılan 30 yıllık çalışma arkadaşı Muzaffer Şahin, ilk kez Tercüman'a konuştu. Türkeş hakkında sayısız anıya sahip olan Şahin, zaman zaman gözyaşlarına hakim olamadı
Başbuğ'un vazgeçilmezleri İslam, Türklük ve Atatürk
YILLAR boyunca Alparslan Türkeş'in en yakınındaki isim olarak bilinen çalışma arkadaşı ve danışmanı Muzaffer Şahin, Başbuğ hakkında bilinmeyen tüm gerçekleri ve anılarını Tercüman'a anlattı. 'Türkeş, Osmanlı padişahları ve Atatürk'ten sonra Türk milletinin ne yapıp ne yapamayacağını en iyi tespit etmiş insandır' diyen Şahin, 30 yıl boyunca Türkeş'in yanında bulunmaktan çok mutlu ve gurur duyduğunu da vurguladı.
Gençlerin eğitiminin önemi
Beraber çalıştıkları yıllar içinde Türkeş ile 4 kez küs kaldığını anlatan Şahin, 'Hayatım boyunca Türkeş'e bir kez de yalan söyledim' dedi. Tavla oynamak, fıkra anlatmak gibi alışkanlıkları olmayan Türkeş'in, yaşanan tüm olayları tarihten örnekler vererek açıkladığını belirten Şahin, 'Türkeş, gençlerin eğitimine çok önem veriyordu' diye konuştu. Şahin, İslam, Türklük, Türk Ordusu, Atatürk ve Türk Milleti'nin Türkeş'in vazgeçilmezleri olduğunu aktardı.
Yekta'ya, Türkeş'i sevdirdim
Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Göngör Özden ile sıkı bir dostluğu olduğunu belirten Şahin, 'Yekta'ya 15 yıl boyunca MHP'yi ve Türkeş'i sevdirmek için çırpındım' dedi. Şahin, Özden'in ancak 15'inci yılda, 'Genel Başkan'dan bir randevu al da ziyaretine gidelim' dediğini söyledi. Başbuğ'un Özden'e ertesi gün için randevu verdiğini kaydeden Şahin, o günü şöyle anlattı: 'Yekta, 'Başbuğ'a gidelim' der demez hemen parti merkezini aradım. Türkeş, ertesi güne randevu verdi. Ben ömrümde dört defa rahmetliye küstüm. Bu küslüklerin nedeni de çok basit şeyler olurdu. O gün de küstüm kendisiyle. Yekta'ya 'Türkeş ile küsüm' diyemedim ve beraber gittik. O gün Türkeş'in, Kırım'ın kurtarıcısı ve şu anki lideri Mustafa Cemiloğlu ile de bir randevusu vardı. Yekta ile sohbeti bitip gittikten sonra gelen heyetle beraber ben de çıkmak istedim. Küs olduğumuz için benim kaçacağımı düşündü ve benim gelen heyetle beraber çıkmama müsaade etmeyerek, 'Sen otur, ben uğurlarım' dedi. Misafirleri uğurlayıp makam odasına girer girmez, 'Neredesin!' diye bağırdı. Ben henüz cevap veremeden Mustafa Cemiloğlu makam odasının kapısında belirdi.'
Kırım'ın kurtarıcısı
Mustafa Cemiloğlu'nu gören Türkeş'in, ona dönerek, 'Hoşgeldin, safa getirdin. Sen büyük mücadele verdin ve Kırım'ı istiklaline kavuşturdun' dediğini aktaran Şahin, ikilinin arasında geçenleri ise şöyle anlattı:
'Cemiloğlu, 'Ben kendimden vazgeçmiş betonun üzerinde ölümümü beklerken siz bana 10 dolar para gönderdiniz. Ben o an sürgünde de olsam arkamda olduğunuzu hissettim ve ayağa kalktım. Bu yüzden Kırım'ı istiklaline ben değil siz kavuşturdunuz. Siz 30 yıl önce, 4 defa şu anki Türk Cumhuriyetleri'nin liderlerini Rusya'da topladınız ve bize ruh ve heyecan verdiniz. Bu olmasaydı imparatorluk yıkılmış olsa bile biz hazır olmadığımız için hürriyetimize kavuşamazdık' diyerek Başbuğ'a olan saygılarını dile getirdiler.'
Cemiloğlu'nun 30 yıl önce çekilmiş ve içerisinde 64 kişinin olduğu bir fotoğrafı Başbuğ'a gösterdiğini söyleyen Şahin, Türkeş'in fotoğraftaki 64 kişiyi de teker teker tanıyıp, onların nerede neler yaptıklarını anlattığına şahit olduğunu ifade etti.
Duygu dolu anları
'Türkeş duygulu bir insandı' diyen Şahin, kimi zaman gözleri dolarak Başbuğ'un o anlarını da anlattı: '12 Eylül öncesinde Piyango Tepe katliamı olmuş ve 7 kişi öldürülmüştü. O sırada Bakanlar Kurulu devam ediyordu. Bir not yazdık ve Başbuğ hemen dışarı çıktı. Yaşanan olayı kendisine anlatırken bir arkadaşımız, 'Ölenler bizden değil efendim' dedi. Bunun üzerine Türkeş, çok sert bir ifadeyle, 'Nasıl bizden değil. Ölen Türk, öldüren Türk. ölen Müslüman, öldüren Müslüman. Moskov orada bayram yapıyor, sen ölenler bizden değildi diyorsun' diyerek tepki gösterdi ve gözleri doldu. Makam odasına giren Türkeş, yüzünü yıkadıktan sonra tekrar çıktı ve Bakanlar Kurulu'na girdi.'
Üniversiteli ülkücüler
Zeytinburnu ilçe başkanlarının 5 defa şehit edildiğini hatırlatan Şahin, 5'inci cinayetten sonra Zeytinburnu'nda teşkilatlanmamaya karar verdiklerini, fakat İstanbul'dan gelen 20 -30 üniversite öğrencisinin Zeytinburnu teşkilatını tekrar kurmak istediklerini Türkeş'e ilettiklerini söyledi. 'Başbuğ, bu arkadaşları ikna etmeye çalıştı, fakat onlar kararlıydı' diyen Şahin, Türkeş'in 'Ölüm tehlikesini bilerek orada teşkilatlanmayı göze aldılar. Bunların hepsi vatan millet Allah delisi. Olaylara rağmen bu kadar isteklilerse yapacak bir şey yok' diyerek, hem üzüntü hem de davanın şuurunu kavrayan gençleri gördüğü için mutluluk duyduğunu kaydetti. Şahin, Türkeş'in duygulandığı en önemli anlardan birinin de, 'Ya Rabbim sana şükürler olsun. Bu kadar kısa bir sürede bana Türk Cumhuriyetleri'ni ziyaret etme lütfunda bulundun, sana binlerce şükürler olsun' diyerek Türk Cumhuriyetleri'ni ziyaret için yola çıktığı gün gerçekleştiğini aktardı.
14 sonra helalleştiler
30 yılını Türkeş'in yanında geçiren Muzaffer Şahin, bu süre içerisinde sadece bir kere Türkeş'e yalan söylediğini, aradan 14 yıl geçtikten sonra bunu itiraf ettiğini şöyle anlattı: 'Bana 'Beni hiç yanıltmadın oğlum' dediği bir gün. 'Hayır efendim, sizi bir kere yanılttım ve şimdi helalleşmek istiyorum' diyerek, onu nasıl yanılttığımı anlattım. Başbuğ bana bir görev vermişti. Ben o görevi kısa sürede bitirdim ve Kalecik'te bir arkadaşın düğününe katıldım. Biz de o gün yemek yedik ve içki içtik. Sabah da gelini uğurladık. Türkeş, Ankara'da olduğu zaman, sabah 8'de herkes toplanır, görev dağılımı yapılırdı. Bu toplantıya düğünde olduğum için gelemedim. Özel Kalem Müdürü'ne beni sormuş. Gelir gelmez yanına girdim. Bana nerede kaldığımı sordu. O gün durumun müsait değildi, bunu anlatamazdım; 'Akşam verdiğiniz işi yaptım Başbuğ'um' dedim. Bunun üzerine Başbuğ, 'Keşke herkes böyle yapsa, ölüye giden ağlar, düğüne giden oynar' dedi. Yani 14 yıl sonra helalleşmiş olduk.'
Turgut Özal'ın başbakan olmasının yolunu açtık!
ALPARSLAN Türkeş'i, 'Hiçbir menfaat ortaya koymadan 30 yıl davam dediği şeyin arkasından koşan bir lider' olarak tarif eden Muzaffer Şahin, Özal'ın ilk siyasete girme girişimini şöyle anlattı: '1979 yılında ölen bir vekilin yerine ara seçim yapılıyordu. O günlerde de Turgut Özal, MESS'in Genel Başkanı'ydı. İşverenler ile MHP'nin arasının iyi olması için uğraştığımdan, Özal'ın aday gösterilmesinin parti açısından iyi olacağını düşündüm. Bu düşüncemi Türkeş'e açtığımda bana, 'Turgut Özal da kim?' diye karşılık verdi. Turgut Özal'ı o günlerde kimse tanımıyordu ama Türkeş yine de Özal'ı aday gösterme fikrime sıcak baktı. Fakat o günlerde Osman Albayrak adında Kütahyalı bir ağabeyimiz vardı. O, İstanbul'dan aday olmak istediğini söyledi. İstanbul'dan sadece bir kişi seçilecekti ve bizim çok fazla şansımız yoktu. Osman'ı aday olmaması için ikna etmeye çalıştık fakat o inat ederek aday oldu. Onun bu inadı Turgut Özal'ı Başbakan ve Cumhurbaşkanı yaptı. Özal, aday gösterilmeyince bana biraz kırılmıştı fakat daha sonra Başbuğ ile ailece yemek yediler ve tanıştılar.'
Metin ÖZKAN - TERCÜMAN