Dolar
7.6896
-0.1467%
Euro
8.9742
-0.0211%
Altın
1855.41
-0.4314%
Borsa
1102.65
0%
G. Altın
457.74
-0.8437%
Bitcoin
79117.52
0.2884%
16ºC
İstanbul
Güneşli 16 C
    Davutoğlu'nun başbakan olarak ilk canlı yayını TRT'de

    Davutoğlu'nun başbakan olarak ilk canlı yayını TRT'de

    TRT canlı yanınına katılan Başbakan Ahmet Davutoğlu, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
    • 04.09.2014 - 22:06

    Davutoğlu nun başbakan olarak ilk canlı yayını TRT de #1

    TRT Haber ve Spor Yayınları Dairesi Başkanı Nasuhi Güngör'ün moderatörlüğünü yaptığı özel yayının konukları, Sabah Gazetesi'nden Mehmet Barlas, Milliyet'ten Fikret Bila, Habertürk Gazetesi'nden Nihal Bengisu Karaca ve Yeni Şafak Gazetesi'nden İbrahim Karagül'dü.

    Ahmet Davutoğlu, başbakan olarak katıldığı ilk canlı yayın programında gazetecilerin sorularını yanıtladı:

    "İÇ SİYASETİN ÖZNESİNİ DEĞİŞTİRDİK"

    "Zaten hayat belli bir diyalektik içinde ikilemler arasındaki ilişkilerle yürüyor. Doğduğumuz andan itibaren bu başlar ve bu dinamizm hayat boyu sürer. Dolayısıyla ikilemden kaçmak istediğinizde bu bütün bir sosyal hayattan, hatta tarihten kaçmak anlamına gelir. Tarih ikilemler arasında yapılan tercihlerle yürür.

    Dış siyasette ve iç siyasette, benim gördüğüm temel değişim AK Parti siyaseti olarak, dışarıda takip ettiğimiz siyasetin içeride de yansıması ve içeridekinin de dışarıda yansımasını bir kelimeyle özetlemek mümkün; özne olmak.

    Davutoğu: İç siyasetin öznesini değiştirdik İZLE

    Biz AK Parti olarak iç siyasette siyasetin öznesini değiştirdik. Yani Türk siyasetini anlamak isteyenler eskiden başka şeylere bakıyorlardı, şimdi başka şeylere bakıyorlar.

    Dış siyasette de Türkiye’yi bir özne yapmak. Bütün çabamız tarihin akışında Türkiye’yi bir özne yapmak. İç siyasetteki bütün çabamız ise son 12 yıldır Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını etnik ve mezhebi kimliği ne olursa olsun, bölgesi ne olursa olsun, statüsü ne olursa olsun sadece vatandaşı özne kılmak.

    Daha önceki dönemlerde hatırlarsanız 70’li yıllar silahlı kuvvetlerdeki komuta kademesinin iki dönem sonra ne olacağı hesap edilirdi ki Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı kim olsun. 70’li yılardaki ufak değişikliklerin Türkiye’nin kaderini değiştireceği inancı vardı.

    Kenan Evren’in tesadüfen darbe lideri olmaya gidişinin tayinlerini hatırlarsınız. 77 komuta kademesi değişiminde. Acaba gelecek dönem kim genelkurmay başkanı olur sonra da kim bu ülkenin kaderine ağırlığını koyar deniliyordu.

    Bir dönem Türk ekonomisini anlamak isteyen perde gerisi devlet işadamı ilişkisini anlamak durumundaydılar. Kimler devletten nasıl ihale alıyor, ne oluyor, nasıl gelişiyorlar. Şimdi ise son cumhurbaşkanlığı seçimi Türkiye Cumhuriyeti’nin öznesini değiştirdi. İç siyasetin öznesini değiştirdi.

    Şu veya bu mezhep taraftarları oy vermedi, şu veya bu etnik gruplar da oy vermedi herkes oy verdi. Bu o kadar radikal bir değişim yani, devrim anlamındaki esas diğer bütün devrimlerin, siyasetteki demokratikleşme devriminin ya da çözüm sürecinin arkasında da esas itibariyle siyasetin öznesinin değişmesi var. Bizler o değişimi gerçekleştirdiğimiz için Türk siyasetinde bütün bu konular konuşulur hale geldi."

    "ÇÖZÜM SÜRECİNDE 'DERENİN YARISINI' GEÇTİK"

    "Bir mülakatta şunu zikretmiştim. Bu öyle bir şey ki, hızlı akan bir nehirde karşıdan karşıya geçmek gibi. Yarıya kadar geldiğiniz inancına kapıldığınız anda karşıya geçmeye çalışırsınız. Ama oraya gelmemişseniz akıntı da varsa hep aklınız geride olur. Şunu bugün geldiğimiz nokta itibariyle söylüyorum. Biz yarıyı geçtik artık. Bundan sonra çözüm sürecinin bütün aktörleri açısından karşı kıyıya bir an önce ulaşmak var"

    "Türkiye'nin her bir kesiminde Türk-Kürt ayrımı olmaksızın bütün vatandaşların aidiyet hissi bağlamında kendini bu toprağa, bu ülkeye, bu devlete ait hissetmeleri ve vatandaşlık bağıyla bu devlete bağlanmaları ve her türlü ayrımcılığın ortadan kalktığı özgürlük ortamının sağlanması, bu bizim vazifemiz. Buna bağlı olarak silahların ve silahlı çatışmanın, sadece çatışmanın bitmesi değil, silahların tümüyle devreden çıkması"

    "TÜRKİYE'DE DEMOKRASİ SAĞLAM OLMASAYDI MISIR GİBİ OLURDUK"

    Barlas'ın, "Bu noktada şunu sormak istiyorum. Toplumsal baskı ya da iç dinamikler, halkın bu kadar devreye girmesi, dış konjonktürü etkileyebiliyor mu?" ifadesi üzerine Davutoğlu, "Kesinlikle" yanıtını verdikten sonra şöyle devam etti:

    "Eğer Türkiye'de demokrasi sağlam temellere oturmamış olsaydı, emin olun Türk demokrasisi Mısır benzeri bir türbülans içinde olabilirdi. Daha da vahimi olabilirdi. Çözüm süreci inkıtaya uğratılsaydı yani geçen sene Gezi olayları, arkasından 17, 25 Aralık gibi olayların aslında arkasında 3 seçim vardı; mahalli seçimler, cumhurbaşkanı seçimi ve gelecek sene yapılacak genel seçimler. Düşünün ki Türkiye'de siyasetin öznesi olarak gördüğümüz halkın iradesine sahip çıkmamış olsaydık, 30 Martt'a bir türbülansa girseydik, özgür bir cumhurbaşkanlığı seçimi olabilir miydi? Muhtemelen çatı adayı kavramı öyle üretilmişti. Muhtemelen eski alışkanlıklarla 'Acaba nasıl bir adayla bu krizden çıkarız?' sorusunun etrafında halk aslında istemediği bir adaya 'Evet' demek zorunda bırakılırdı. 82'de Kenan Evren'in seçilmesi gibi, oyunuzun rengi daha gitmeden belli olurdu. Çünkü büyük bir krize giren bir ülkede halk özgür bir siyasi irade kullanmaz var olanlar arasında ehveni şer mahiyetinde bir seçim yapmak zorunda kalır. Siz ikilem, gerilim olarak çok doğru tarif ettiniz. Aslında o gerilim, vatandaşı özne kılan siyaset ile, vatandaşı görünürde oy kullanan ama gerçekte hiçbir zaman özne olamayan bir figür olarak gören bir başka siyaset anlayışı arasındaki gerilimdi. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve AK Parti kadrolarının 'Hayır biz bu devrimi bir kez yaptık ve bundan sonra ancak ve ancak sadece bu vatandaşlar özne olacak bu memlekette' demesi sonucudur ki 30 Mart'ı kazasız belasız atlattık, cumhurbaşkanlığı seçimini kazasız belasız atlattık, aksine ondan sonrasında sadece kazasız belasız değil yeni bir ufuk..."

    HÜKÜMET PROGRAMI NASIL HAZIRLANDI

    Davutoğlu, Hükümet programının nasıl hazırlandığı konusunda bilgi verdi. Davutoğlu, "21 Ağustos'ta uzun istişareler sonucunda ismim telaffuz edildi, bu büyük bir teveccühtü, 27'sinde 6 gün sonra kongre yaptık. 21'inden itibaren Hükümet programı hazırlıklarına başlayabilirdim. 27'sinden, kongreden sonra gerçek anlamda çünkü kongrede de nihayet demokrasidir, o günekadar her şey olabilir. 27'sinden sonra gerçek anlamda başbakan olma niteliği kazandım, 28 inde de 29'unda da hukuki anlamda başbakan oldum, birkaç gün içinde hükümet programını çıkardık. Hükümet programının daha önceki hükümet programlarıyla karşılaştırdığımızda bu kadar kısa sürede nasıl çıkarabildik bunu? 2-3 toplantı ama gece yarılarına kadar süren, bir tanesi Sayın Başbakanımız o zaman ilk geldi, kısa bir açılıştan sonra biz devraldık, arkasından arkadaşlar çalıştılar, 2 kez ben birlikte oturdum ve sadece 'guideline' diyebileceğimiz, rehber mahiyetinde şunları şunları Hükümet programında ana odak olarak görmek istiyorum, Hükümet programının görsel niteliği, bu sefer tarihi bir doküman halini alacak şekilde değişmeli ve mutlaka şu vurgular olmalı, birlikte oturduk, ekonomi bölümü nasıl, tek tek gözden geçirdik."

    "ADIM AÇIKLANDIĞI GÜN, BORSA EN FAZLA VADELİ İŞLEM HACMİNE ULAŞTI"

    Gazeteci Fikret Bila'nın "Kongreden önce Başbakan olacağınızı biliyordunuz o zaman" şeklindeki ifadesi üzerine Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ismini andığı gün çalışmalara başladığını belirterek, "Çünkü kaybedecek vakit yok" dedi.

    O gün, borsayı takip eden bir arkadaşından, "2005'ten bu yana borsanın en fazla vadeli işlem hacmi yaptığı gün" şeklinde bir mesaj aldığını da ifade eden Davutoğlu, "Vadeli işlem şu demek, geleceğe dönük olarak beklentilerin karşılanacağı ümidiyle insanların vadeli işlem yapması" dedi.

    Cumhurbaşkanı seçiminin ardından ne olacağına yönelik bir belirsizliğin borsayı da etkilediğini ancak borsanın o günlerde yükselişe geçtiğini kaydeden Davutoğlu, şöyle devam etti:

    "Bunu niye zikrediyorum? Hükümet programıyla borsa arasındaki ilişki... Hükümet programını görerek şey yapmadı borsa ama şunu gördü, bir kere her şey suhuletle cereyan ediyor, sistem işliyor ve AK Parti içinde kesinlikle bir türbülans olmayacak, Türkiye'de zaten türbülans olmayacak. Cumhurbaşkanı son derece objektif seçimle kazanmış, kimsenin bu seçim üzerinde tartışması yok, birilerinin beklediği, 'Benim kongrede fetret dönemi arzu ediyorlar' derken kastettiğim buydu, beklediği kriz bu kez Türkiye krizi değil de AK Parti krizi olur muydu? AK Parti krizi beklenirken 21 Ağustos'ta bu olduğunda ben o akşam, Sayın Cumhurbaşkanımızla isim telaffuzundan sonra birlikte oturduğumuzda şunu kendisine ifade ettim, o da uygun buldu, bu sürelerin hepsini kısaltalım, mümkün olan en kısa sürede kongre zaten bir tarihtir 15 gün beklemek gerektiği için değişemezdi, hemen ertesi gün görevi alayım, o vakte kadar hükümet programı hazır olsun, kongrede sürpriz bir aday çıksa da, o kazanmış olsa da o hükümet programı onun olacaktı ya da o kendi rengini verecekti ama nihayet bir ortak akıl var. Esas gelmek istediğim yer orası. Bu sadece benim şahsi olarak yönlendirdiğim bir şey değil, AK Parti de öyle bir ortak akıl ve öylesine güçlü bir müktesebat birikti ki, o kadar birbiriyle entegre çalışmaya hazır bir ekip var ki, o gün o programı benimle birlikte hazırlayan arkadaşların hemen hemen tamamı 2002 programını da hazırlayan arkadaşlar. Yani bütün o süreci bilen Kalkınma Bakanımızın koordinatörlüğünde oldu ama Sayın Ali Babacan, birçok arkadaşımız sürece katıldı, o şunu gösteriyor, artık AK Parti kurumsallaşmış, krizleri aşabiliyor, krizi aştıktan sonra ne yapacağı konusunda 1 günü bırakın, 1 saat bile tereddüt etmiyor, planlıyor."

    Kendisinin AK Parti Kongresi'nde yaptığı konuşmanın özünün Hükümet programına yansıdığını aktaran Davutoğlu, "insani kalkınma", "çözüm süreci" gibi başlıkların ön plana çıkarıldığını ifade etti. Paralel yapılarla mücadele konusunun da hükümet programında yer aldığını aktaran Davutoğlu, "Paralel yapılarla mücadele ve devletin vesayetten kurtarılması ki, bu özne olma konusunda çok önemli bir husustur, bizim aslında paralel devlet olgusuna bu derece kararlı ve net tepki vermemizin sebebi, daha önce benzer olguları başka kimliklerle gördüğümüz için tabiri caizse aşılıydık, aşılı bir bünyenin vereceği tepkiyi verdik çünkü bir adım sonrasını görebildik. Dolayısıyla sizin vurguladığınız bütün ikilemler içinde hükümet programı entegre bir şekilde çıkmışsa ortak bir aklın, işleyen bir mekanizmanın ve ne yapacağını bilen siyasi bir iradenin ağırlığını hissettirmiş olması" dedi.

    İlginizi Çekebilir

    Görüş Bildir