1977'de 2. MC Hükümeti kurulduğunda tarihler 22 Temmuz'u gösteriyordu. Türkiye'de ne olduysa o tarihten sonra oldu. 15 gün içinde çoğu MHP'li 25 vatandaş öldürüldü. Sonra listeye MHP'li bakan Gün Sazak, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler ve Abdi İpekçi eklendi. Daha sonra darbe oldu.
'Doğu'nun Başbuğu' olarak bilinen MHP'li Yılma Durak, İpekçi cinayeti ve Ağca'nın kaçırılmasıyla ilgili idamla yargılandı, beraat etti. Durak 30 yıl sonra, 22 Temmuz seçimleri için MHP'den milletvekili adayı olunca eski defterler yeniden açıldı. Herkesin merak ettiği soruları Yılma Durak'a yönelttik ve ilginç cevaplar aldık. Meğer MHP'li Durak'ı mahkemede idamdan gazeteci Abdi İpekçi kurtarmış! Durak, İpekçi'nin kendisini idamdan nasıl kurtardığını şöyle anlatıyor: "Türkiye'de kaçakçılığı holdingler yapıyordu. Gün Bey'in zamanında 20 bin TIR, Kapıkule'den Türkiye'ye giremedi. Türkiye'deki büyük zenginler vaziyet aldılar. İlk defa Abdi İpekçi, ülkücüler ve MHP hakkında beklenmedik bir yazı yazdı. Benim beraatimi sağlayan en önemli delillerden biri bu yazıdır. Biz Abdi İpekçi'nin korunması için çok gayret gösterdik. Abdi İpekçi'ye teşekkür ettik. Arkadaşlarımızı gönderdik. " 'Doğu'nun Başbuğu' olarak tanınan Türkeş'in A takımından Yılma Durak, MHP'nin ve yakın tarihin içinde önemli roller oynadı. 12 Eylül darbesinden sonra tutuklandı. MHP ve ülkücü kuruluşlar davasından yargılandı. Türkiye'deki bütün büyük suikastlardan sorgulandı. Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi ve DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler cinayetlerinde ismi geçti. Fakat hakkında açılan davalardan beraat etti. 6 yıl hapis yattı. 30 yıl sonra yeniden siyaset sahnesine döndü. MHP İstanbul 1. Bölge milletvekili adayı Yılma Durak'la geçmişin bilinmeyenlerini konuştuk.
Size neden 'Doğu'nun başbuğu' diyorlar?
Yıl 1974-75. O zamanlar Erzurum'daki Atatürk Üniversitesi kesintisiz eğitim yapılan tek üniversiteydi. Anarşi ve terörü başlatmak isteyenler burada başarısızlığa uğradı. Ama bunlar Erzurum'un dışında çok menfi propagandalar yaptılar. 'Biz Atatürk Üniversitesi'nde okuyamıyoruz. Faşistler Atatürk Üniversitesi'ne hakim' gibi laflar etmeye başladılar. Tabii gazeteciler bununla ilgili bir tespit yapmak için geldiler. Görüşmeler neticesinde Atatürk Üniversitesi'nde kesintisiz eğitimi sağlayan kesimin ülkücüler olduğunu anladılar. Çevremizdeki vilayetlerle ilgili çok ciddi çalışmalar yaptık. Mesela Ermeni yayınlarının Avrupa'daki neşriyatlarının yüzde 70'ini derledim. Erzincan, Gümüşhane, Bayburt, Sarıkamış'ta Ermeni ve Kürt meselesini araştırdım. Prof. Fahrettin Terzioğlu hem Ermeni hem de Kürt meselesinin tarihî yapısını anlattı. 3. Ordu karargahlarına giderek Atatürk Üniversitesi adına sunumlar yaptık. Atatürk Üniversitesi'ni tercih eden hiçbir aşiret çocuğu Kürtçü olmamıştır. Bunu biz zorla, baskıyla falan da sağlamadık. Milliyet Gazetesi'nden Örsan Öymen de bize 'Doğu'nun Başbuğu' yakıştırmasını yaptı. Ve ondan sonra o yafta üzerimize yapıştı kaldı. Çok acısını da çektim. Türkiye'deki bütün büyük cinayetlerden sorguladılar.
Türkeş, bu yakıştırmaya bozulmuyor muydu?
Hayır, "Geeel Doğu'nun Başbuğu" derdi. "Efendim siz Türkiye'nin, biz Doğu'nun başbuğuyuz." derdim. O da, "Ya o zaman Batı'dan bir başbuğ bulalım." derdi. Bu yakıştırma aramızda sık sık espri konusu olurdu. 1977-80 arasında buradaydım. Marmara bölge sorumluluğunu yüklendim.
MHP lideri Bahçeli'ye "Benim üç tane genel başkanım var. Biri Tuğrul Türkeş, biri Muhsin Yazıcıoğlu biri de sizsiniz." demişsiniz...
Benim kanaatime göre 1979 seçiminden sonra bilhassa MHP ve Türk milliyetçiliğinin önü tıkanmaya çalışılıyor. MHP birçok ilde yüzde 35'lere varan oy alıyor. İstanbul'da da çok ciddi bir oy aldık. 85 milletvekili çıkaracak güce ulaştı. O gün Cumhuriyet gazetesi "1981'de seçim olursa faşizm iktidara geliyor" diye manşet attı. Eğer böyle giderse tek başına iktidar olurlar diye enteresan bir yayın başlattılar. 1980 müdahalesi olduğu zaman da Amerikan büyükelçisinin o gün enteresan bir sözü vardır; "Faşist Türkeş'i devre dışı bırakmak için biz Türkiye'nin önünü açtık." dedi. Çok enteresan başka bir şey daha söyleyeyim: 1980 müdahalesinde oligarşik iktidar var. Asker iktidar oldu. Ama 13 Eylül'de bir tek devrimci 12 Eylül'ün karşısına çıkamadı. Hepsinin birdenbire tüm kurşunları, tüm barutları bitti. Yani emperyalizme karşı savaştığını söyleyen, oligarşiyi en önemli engel sayan devrimci hareket, 13 Eylül'de birdenbire tükendi. 12 Eylül'den sonra Türkiye'de Ermeni terörü devreye girdi. Yani Türkiye'deki devrimciler geri çekildiler, sustular.
Bunu şunun için söylüyorum: Türkiye'de Türk milliyetçilerinin önü tıkanıyor. Bir kısım çevreler Tuğrul Türkeş'i Devlet Bahçeli'nin bağrından, Muhsin Yazıcıoğlu'nu da Türkeş'in bağrından koparttılar. Yani ben üç tane genel başkanım var derken sayın genel başkanıma, bunun gerekçesini de söyledim. Türkiye'de artık MHP'nin içerisinde bu türlü servisler oyun oynamasın, sıkıntıları çözelim dedim.
Yani MHP'nin içinde gizli servisler mi var?
Türkiye'de zaman zaman görüyoruz. Siyasetin iradesi siyasetçinin elinde olmadığı zaman siyasetin öncüleri, bu siyasetin öncüleri işte saysak bunlardan bir tanesi de yabancı servislerdir. Amerikan istihbarat teşkilatı, MOSSAD, İngiliz entelijansiyası yani bütün istihbaratlar Türkiye'de; hele İstanbul bu konuda laboratuvardır. Burada çok ciddi hazırlıklar yapıyorlar... Şimdi bu servisler yönetimdeki iki ülkücünün arasındaki bir nefsî veya bir başka sebebe dayalı bir tartışmayı fark edince oraya ciddi şekilde müdahale ediyorlar. Bunu çok iyi beceriyorlar Türkiye'de. Dolayısıyla sadece içimize ajan sokmuyorlar, içimize fitneyi çeşitli vasıtalarla, propaganda araçlarıyla kullanıyorlar. Yani Muhsin Yazıcıoğlu'nun MHP'den başka bir yerde siyaset yapma hakkı ve imkanı var mı? Yok. Tuğrul Türkeş'in? Nitekim olmadığı anlaşıldı. Peki niye buralardalar? Bunlar izah edilemez. Bunun sebebi doğru olabilir. Bir kısım fikri sebeplere de dayanabilir; ama bunlar ayrı bir siyaset organize etmeye yeterli sebep olamaz.
Gazeteci Abdi İpekçi'nin ülkücülerce korunduğu iddiası var. Buna ne diyorsunuz?
Ben Abdi İpekçi cinayetiyle ilgili, cezaevinden Ağca'nın kaçırılmasıyla ilgili idamla yargılandım. Gazeteciler arasında sadece Abdi İpekçi, Gün Sazak (dönemin Gümrük ve Tekel Bakanı) ve ülkücüler lehinde çok güzel yazılar yazdı. "Biz hakikaten MHP iktidara gelirse diye hep korkuyorduk. Faşist bir iktidar olur, şu yanlışları yapar diye. Halbuki MHP iktidara geldi; Gün Sazak kaçakçılığın yüzde 80'ini engelledi." dedi. "Ben ülkücüleri ve MHP iktidarını kutluyorum..." Abdi İpekçi, bunu yazarken bir kadın gazeteci de "Milletvekili olmadan bakan olan Gün Sazak haddini aşıyor." diye bir yazı yazdı.
Oysa kocasının Tekirdağ'da kurduğu tekstil fabrikasının da gümrükten korunarak gelmiş olduğu söylenir. Şimdi zannediliyor ki Türkiye'de kaçakçılık, silah kaçakçılığı var, bir kısım ufak tefek kaçakçılık var. Türkiye'de kaçakçılığı holdingler yapıyordu. Gün Bey'in zamanında 20 bin TIR Türkiye'ye giremedi biliyor musunuz? Kapıkule'de bekledi. Çünkü 20 bin TIR'ın bin tanesi gümrüklenecek, 19 bini gümrüksüz Türkiye'ye sokulacak. Yani geçmişte hep bunu yapıyorlarmış. Ama biz geldiğimizde bunu önledik. Bu önlenince de Türkiye'de gümrüklerden zengin olan, bütün hammaddelerini gümrüksüz içeriye sokan Türkiye'deki büyük zenginler vaziyet aldılar. Şimdi bunu niçin söylüyorum? Türkiye'de ilk defa Abdi İpekçi ülkücüler ve MHP hakkında beklenmedik, hiç beklemediğimiz bir yazı yazdı. Benim beraatımı sağlayan en önemli delillerden, belgelerden biri de budur. O yazıdır. Biz Abdi İpekçi'nin değil öldürülmesi, korunması için gerçekten çok gayret gösterdik. Çünkü o zamanlar bizim lehimize kimse yazı yazmıyor, terörün bir tarafı görüyor. Hele İpekçi gibi dikkatle okunan kimsenin yazısı bize çok fayda sağladı. O yazı bize çok fayda sağlamıştır.
Abdi İpekçi'yi korumak için neler yaptınız?
Abdi İpekçi'ye teşekkür ettik. Abdi İpekçi'ye arkadaşlarımızı gönderdik. Bir emri var mı diye sorduk. Rahmetli bakanımız Gün Sazak Bey, yazısından dolayı minnet duydu.
İpekçi öldürüldüğünde ne hissettiniz?
Ben size şunu söyleyeyim; o günlerde birçok gazetelerde hatta mahkemeler huzurunda da izah ettiğim için söylüyorum. Biz Abdi İpekçi'nin öldürülmesine çok üzüldük. Ağca'nın bizi tanıması mümkün değil. Ne ben Ağca'yı tanırım ne de Ağca beni tanır. Ama Ağca gibi kovboylar, tespit edilerek Türkiye'de ajite edilir, provokasyonlara sokulur. Olmuştur. Bu olmaktadır da. Gözü pek Anadolu bıçkınlarını, kovboylarını tespit ederek zaman zaman geçmişte devletimiz, şimdi işte bir kısım yerlerde sahneye sürüyorlar, sahne oyunlarında kullanıyorlar. ...Türkiye'de bazı çevrelerin gayri nizami işler yapmasına devlet engel olmalıdır. Yoksa bu tür acıları hep hissederiz.
Sazak'ın öldürülmesinin sebebi mâli mi?
Gün Sazak'ı öldüren Dev-Solculardan biri Almanya'da yakalandı. Ne gariptir ki, 12. kattan düşerek intihar ettiği söylendi. Sebep şu: Türkiye'de beleş para kazananlar, yani derin devlet dediğimiz şey büyük sermayedir. Bu büyük sermaye kendi menfaatine dokunulduğu an her şeyi mubah sayıyor. Her şeyi ama... Dolayısıyla öyle mafya, tahsilatçılık falan filan bunlar maalesef Türkiye'de büyük sermayenin içerisinde bu türlü gerçekten organizasyonlar var. Refahyol hükümetini alaşağı eden sebepler içerisine bakarsanız bunları bulursunuz. y.durukan@zaman.com.tr
KAFKA'NIN 'KÖPRÜ'SÜ OLMAK İSTİYORUM
Doğu'dan İstanbul'a geldiğimde ülkücülerin adapta, edepte, terbiyede söyledikleri ile yaşadıkları arasındaki mesafeyi azaltmak için çalışıyordum. Bizim dönemimizde eğitime çok önem verirdik. Mutlaka gençlerin kitap okumasını sağlardık. Bugün bile gençlerin kitap okuması için çok uğraşıyorum. Tek meselem bu. Bir tek gencin kitap okuma alışkanlığına kavuşması beni hayatta en mutlu eden şeydir. Çünkü Türkiye'de gençlerin kitap okuması, gençlerin kendilerini sorgulaması, geleceğe hazırlanması Türkiye'nin kurtuluşu demektir. Cins beyinlerin ortaya çıkması lazım. Zirvelerin ortaya çıkması lazım. Bunu da gençlerin ancak okuyarak sağlamaları mümkün. Okumaktan başka bir çare yok. Okuduklarını tartışırlarsa kafalarını, gönüllerini zenginleştirirlerse bu mesafe daha çok kısalır. Ama benim en büyük meselem gençlerin kitap okumasını sağlamaktır. Bunun için de Ankara'da 70-80 kişilik grupla uğraşıyorum. Ben bu dönemde de kendimi mecbur hissettim milletvekili adayı oldum. Milletvekili olsam da, olmasam da bu işle uğraşacağım. Yani ben Kafka'nın bir Köprü'sü var; ama sanıyorum şu an basılmıyor. Biz kendimizi köprü haline getirebilirsek mutlu oluruz.