Euro
9.3516
-0.39%
Dolar
7.8137
-0.74%
Altın
449.33
-1.9%
Borsa
1.329
-1.02%
Bitcoin
133.455
-1.31%
5ºC
İstanbul
Açık 5 C

    Şerafettin Elçi'nin 34 yıl önceki Aydınlık röportajı

    1978 yılında Aydınlık Gazetesi'ne röportaj veren Şerafettin Elçi Kürt kelimesini kullanmıyor..
    • 27.12.2012 - 08:21
    Şerafettin Elçi'nin 34 yıl önceki Aydınlık röportajı

    Şerafettin Elçi nin 34 yıl önceki Aydınlık röportajı #1

    Şerafettin Elçi'nin gazeteci Nuri Çolakoğlu'yla 1978 yılında yaptığı röportaj, güncel tespitler içeriyor. Elçi'nin Bayındırlık Bakanı olduğu dönemde Çolakoğlu'na verdiği röportaj "Doğu'da bulanık suda balık avlamak isteyenler var" başlığıyla 17 Nisan 1978'de eski Aydınlık gazetesinin manşetinnde yer almıştı. Milliyet Gazetesi'nin haberine göre Elçi'nin kaçakçılıkla ilgili görüşlerinin de yer aldığı mülakattan satır başları şöyle:

    Şerafettin Elçi nin 34 yıl önceki Aydınlık röportajı #2

    Van'da kan davalılarını barıştırmaya giderken karşılama için atılan silahları saldırı sandı. Elçi, arabasının kapısını siper yaparken..

    BÖLÜNMEYE GÖTÜRECEK BİR HAREKETİN İÇİNDE OLMAZLAR

    - Ben özellikle gezilerimde özgürlükçü demokratik rejime alternatif olabilecek, diğer baskı vefaşist rejimi davet edebilecek her türlü kışkırtıcılığa, provokasyona karşı halkı uyanık olması için uyardım ve devamlı bu temayı işledim. Doğu halkı çok muzdarip bir halktır, dertleri, problemleri çoktur. Belki bu dert ve problemlere karşı davranış tarzı biraz daha sert. Fakat sert olabilirse de hiçbir zaman bir isyana, devlete karşı bölünmeye götürecek bir hareket içinde olabileceklerine kani değilim.

    Şerafettin Elçi nin 34 yıl önceki Aydınlık röportajı #3

    KÜRT DEMEDİ DOĞU HALKI DEDİ

    - Bugünkü rejimden memnun olmayanlar var. Bunların tek umudu bir kargaşa ortamı yaratıp yani bulanık suda balık avlamak isteyenler, bu kargaşa ortamından sonra belki kafalarındaki faşist ve hiçbir zaman halkın benimseyemeyeceği bir rejimi Türkiye'ye getirmek sevdasında olabilirler. Bunda da en çok neresi, bu kışkırtmaya daha elverişlidir diye düşünmüşlerdir kendi kafalarında. Olsa olsa doğu halkı buna daha elverişlidir diye doğu halkı üzerinde bir kampanya açmışlardır. Bu çok sakat ve tehlikeli bir oyundur. Güdülen oyun ve amaç şudur: 'Türkiye için esas büyük tehlike faşizm değil, doğudaki bölücülük hareketidir.' Onlar bütün dikkatleri doğu halkı üzerine çevirip devleti, kamuoyunu orayla meşgul ettirip kendileri istedikleri gibi rahatlıkla at oynatabilsinler diye böyle bir oyun tezgahlamış olabilirler.

    KAÇAKÇILIK BASKI ARACI

    - Devlet elbette güvenlik önlemleri almaya mecburdur. Bunlar meşruiyet sınırları içinde kaldıkça ona karşı bir diyeceğim yok. Devletin bu görevi adeta halka bir baskı aracı yapılmak istenmektedir ki ben tamamen buna karşıyım. Kötü uygulamalarla devletle halkı karşı karşıya getirmeye kimsenin hakkı yoktur. Fakat uygulamada bunların kötü örneklerini görüyoruz. Kaçakçılık mesela. Evet doğuda kaçakçılık var. Türkiye'nin her tarafında var. Bugün Ankara'da bile kaçakçılık var. Yalnız doğuda büyütülecek dozda bir kaçakçılık olduğuna ben kani değilim. Benim ilim Mardin'de bütün bir yıl boyunca yapılan kaçakçılık, bir geminin tek bir seferinden dahi çok daha az miktarda bir kaçakçılıktır. Kaçakçılık orada jandarma tarafından halka bir baskı aracı olarak kullanılıyor. Aklın havsalanın alamayacağı uygulamalar var. Bilhassa sınır köylerinde. Burada söylersek bile inanmayan olabilir. Mesela çoğu köyde gece sokağa çıkma yasağı var, doğu sınır köylerinde. Mesela gece ışık yakma yasağı var. Bunlar kaçakçılığı önleme bahanesi altında işlenmektedir ki, bence bunun asıl amacı kaçakçılığı önleme değil, oradaki halka baskı yapmaktır. Ben bunu hiçbir zaman tasvip etmiyorum.

    ULAŞIM SORUNU HALA ÇÖZÜLEMEDİ

    - Doğu'da yol ulaşımı halledilmiş değildir. Halen hastasını normal bir vasıtayla hastaneye götürmekten mahrum olan vatandaşlarımız vardır. Bunlar kışın bütün dünyadan tamamen ayrılmış vaziyette, yazın ise ancak iptidai ulaşım vasıtası olan katır sırtında hastalarını yerleşme merkezlerine getirip bilinen perişanlık içinde olan yörelerimiz var. Bunlara bir an evvel hizmet götürmek hem bir insanlık görevidir hem de hükümetimizin benimsediği politakanın sonucudur.

    Şerafettin Elçi nin 34 yıl önceki Aydınlık röportajı #4- Silaha olan ihtiyaç bugün orada kendini şiddetle hissettirebilir. Bu hem Türkiye'deki bugünkü ortamın sonucu bir de oradaki sosyal yaşantının sonucudur. Doğu halkının silahlanması devlete karşı bir silahlanmadan ziyade oradaki sosyal yapının ve bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu güvensizlik ortamının bir gereksinmesidir.

    BEN DE KÜRDÜM DEDİ TUTUKLANDI

    Şerafettin Elçi, Bayındırlık Bakanlığı yaptığı dönemde, bir ilke de imza attı. Elçi, "Türkiye'de Kürtler var, ben de Kürdüm" açıklamalarıyla gündeme oturdu. Bu açıklamalarından dolayı, AnkaraSıkıyönetim Mahkemesi'nce 2 yıl 3 ay cezaya çarptırıldı. Yine bakanlığı dönemindeki eylemleri gerekçe gösterilerek Yüce Divan'da yargılandı ve 2 yıl 4 aya mahkum oldu. Bu mahkumiyette, Kürtleri işe almasının etkili olduğu iddia edildi. Bu cezalardan dolayı, 30 ayı aşkın bir süre cezaevinde kaldı. Bu cezaların bir sonucu olarak, 10 yıl kadar siyasi haklardan mahrum bırakıldı ve avukatlık mesleğini yapmaktan alıkonuldu.

    Şerafettin Elçi nin 34 yıl önceki Aydınlık röportajı #5

    Şerafettin Elçi, Van'da karşılama ateşiyle yaşanan paniğin ardından bir derede yüzünü yıkarken.

    Şerafettin Elçi'nin Bülent Ecevit hükümetinde Bayındırlık ve İskan Bakanı olduğu dönem. DoğuAnadolu'nun iki büyük aşireti Müküs ve Duderyan'lar arasında yıllardır şiddetli çatışmalar sürüyordu. Bakan, Van'da iki aşiretin ileri gelenleri ile buluşacaktı. Amacı barıştırmaktı. Milliyet gazetesi beni görevlendirdi. Van Havaalanı'ndan doğruca aşiret liderlerinin geleceği otele geçildi. Karşılıklı masalar kurulmuştu. Fotoğraflar çekildikten sonra toplantı başladı. Uzun bir süre geçtikten sonra kapılar açıldı ve iki aşiretin liderleri ile beraberindekilerin birbirleri ile öpüşüp barışmalarına şahit olduk.
    Ertesi gün bu barışın kutlaması eski adı Müküs olan Bahçesaray'da yapılacaktı. Yola çıkıldı. Makam arabaları ile gidilemeyeceği için kamyonetler ayarlandı. Elçi, bir kamyonetin ön kısmınaa koruması ile birlikte bindi, ben de arkadaki kamyonetteydim.

    DAĞLAR BOŞ DEĞİLDİ

    Van'dan çıkıldı, Bahçesaray'a doğru bir vadide yol aldık. Çevremizde yüksek dağlar, tepeler arasından hoplaya zıplaya gitmeye başladık. O zaman PKK dehşeti yok ama yine de dağların boş olmadığını biliyoruz. Nitekim yola çıkışımızın birinci saatinde tepelerden silah sesleri gelmeye başladı.
    Şerafettin Elçi'nin içinde bulunduğu kamyonetle aramda 200 metre mesafe vardı. Birden Elçi'nin kamyonetinin durduğunu gördüm. Duran kamyonete yetiştiğimizde ön kapı açılmış, açılan kapının hemen dibinde Şerafettin Elçi kapıyı siper alarak çömelmişti. Bakan sipere yatmıştı. Ateş devam ediyordu. Ancak nereden geldiğini kestiremedik bir türlü. Bakan'ın koruması ise tabancası elinde birkaç metre ötedeki toprak tümsekte hedef kollamaya başlamıştı.

    KARŞILAMA ATEŞİ

    Sonra gürültüler arttı, arkadan konvoy yetişti. İnsanlar bize doğru koşturmaya başladı. Yanımıza gelenler bağırarak, "Sizi karşılamak için ateş ediyorlar. Bunlar karşılama ateşi" diyorlardı. Yeniden kamyonetlere binildi. İleride akan bir akarsunun yanında durduk. Şerafettin Elçi, su kenarında elini yüzünü yıkadı. Bahçesaray'da yer sofraları hazırlanmıştı, iki aşiretin mensupları sofrada buluşmuştu bile.

    MUSTAFA DENİZLİ ŞERAFETTİN ELÇİ'Yİ ANLATTI

    Son nefesinde yanındaydım. Kayınpederimle ile kısa sürede çok önemli şeyler paylaştık. Ben kısa sürede kendisiyle çok tatlı sohbetlerde bulundum. Onun engin fikirleri herkes için çok aydınlatıcıydı. Türkiye için, önemli siyasi figürümüzdü. Yeri doldurulamayacak bir insan. Her açıdan sevilen, bu kadar yapıştırıcı bir kişilik herhalde Türk siyasetinde olmayacaktır. Onun damadı olmaktan büyük gurur duydum her zaman. Mekanı cennet olsun.

    İlginizi Çekebilir

    Görüş Bildir