Üçü de tek çocuk, üçü de babasının bir kızı... Üçünün de babası aynı gün tutuklandı. Önce inanamadılar, anneleri gibi sakin duramadılar çünkü ilk defa tutuklanıyordu babaları. İlk günler kameralar, objektifler hep onlarlaydı. Sandılar ki haklı olmak yalnız olmamak demekti. Ama öyle olmadı. Yalnız kaldılar. Tabii hayat devam ediyordu her şeye rağmen. Bunu kanıtlarcasına, tam isyan edecekken birbirlerini buldular. Babalarının kızları hayatın bu acımasız devresini artık birlikte yaşayacaklardı. Birbirlerine hapishane raconlarını öğretip ziyarete giderken giyilecek kıyafetleri almak için birlikte alışverişe çıkacaklardı. Birinin gözyaşı dökme gününde diğeri psikolog, öteki komedyen olacaktı. Tıpkı bugün olduğu gibi...İşte o kızlar Habertürk'ten Nazenin Tokuşoğlu'na konuştu.
'ÖZEL SİLİVRİ KIYAFETLERİMİZ VAR'
- Hep birlikte mi geziyorsunuz bütün işlerinizi birlikte mi hallediyorsunuz?
- Derya Baykal: Babalarımız ilk salıverilmeden sonra ikinci tutuklamaya kadar hep birlikteydi.
- İrem Özbalyalı: Biz de şimdi aynısını yapıyoruz. Güneş, deniz aklımıza bile gelmiyor...
- Merve Karabulut: Silivri'ye gidiyoruz birlikte. Her yerimiz aranıyor. Başlarda neden öttüğümüzü bir türlü anlamıyorduk. İngilizcede "Street vice" diye bir tabir var, sokak kurallarını bilmek anlamında, biz de "prison vice" olduk yani hapishane kurallarını çok iyi öğrendik!
- D.B.: Söylemesi ayıp sütyenlerin içindeki teller ötüyormuş mesela, sürekli ötüyor ama. Onu keşfettik ve o günler sporcu sütyeni giymeye başladık. Kılık kıyafetten sonra göz taraması var. İki taramada turuncu ışık yeşil olmazsa yandık. Numaralı lenslerim sorun çıkardı bir gün. Arkam kuyruk! Sinirden çıkarıp üstlerine attım lensleri öyle girdim içeri!
- İ. Ö.: Benim bir Silivri kıyafetim var. Hiç uğraşmıyorum, direkt onu giyip gidiyorum.
'SULU GÖZLÜDÜR BABACIĞIM'
- Birer baba-kız anısı paylaşır mısınız?
- Derya Baykal: 6 yaşındayken kemerle dövdü beni. Şaka tabii... Şöyle oldu; belinden çıkarıp eline dolamış, ucundan 2 cm kalmış, komikliğine onunla vuruyor, büyüdükten sonra esprisi kaldı "Bak yine döverim kemerle" diye. Bir de "Toto" der hatta şimdi mektuplaşıyoruz sürekli, "Sevgili Totolar" diye başlıyor. Geçenlerde "O mektupları yan yana dizip ağlıyorum" dedi, sulu gözdür zaten babacığım.
- İrem Özbalyalı: Babam çok düzenli bir adamdır, her seyahat öncesinde standart bir listesi vardır. Valizini hep o liste üzerinden hazırlar. Küçükken bu huyuyla dalga geçerdim şimdi aynısını yapıyorum. 12 yaşındayken kulağımı ikinci küpe için deldirmek istiyordum, babam karşı çıkıyordu. Gidip deldirdim ama cesaret edip söyleyemedim. Iki ay saçlarımla kapattım, babamı hep sağ tarafımda tutmaya çalıştım. Sonra bir gün cesaretimi toplayıp gösterdim. "Güzel olmuş" dedi.
- Merve Karabulut: Dizine başımı koyduğumda en huzur bulduğum erkek babam. 1982'de Ankara'dan Gölcük'e taşındığımızda, bana aşı yapabilecek doktor olmadığından, önce patates üzerinde denemeler yapıp sonra her pazar aşılarımı bizzat kendisi yapmıştır. Garibim daha pazar sabahından stresi başlar, karnına ağrılar girerdi yanlış bir şey yapmayayım diye. Sonra bir de çocukken beni gitar çalarak ayağında sallayıp uyuturdu. Hâlâ uyumadan önce ayağımı sallıyorum.
DERYA BAYKAL
SENİN DAMADI KAÇIRDILAR
29 yaşındayım, kurumsal iletişim sorumlusuyum. Babam 2006'da tümamiralken emekli oldu. Balyoz haberleri çıktığı sıralar, askeri müze kıvamında bir odası var babamın, anıların, şiltlerin falan olduğu, oraya kapandı. Neşesi kaçtı yani, gülmez hatta evden çıkmaz oldu. O gün babamı arayacağım tuttu, açmıyor. Annem "Babanı götürdüler" dedi. Ben evden çıkmışım onlar gelmiş. Annem uyuyormuş, yanına gidip haber vermiş. Babaannemler karşı apartmanda oturuyor. Babamı götürürlerken apartman görevlisi görmüş, "Senin damadı kaçırdılar" demiş. Babaannem panikle annemi aramış. Annem "İş için Ankara'ya götürdüler" demiş. Şansımıza karşı komşumuz avukat. Ben sürekli ağlıyorum, annem gayet metin. Vatan Emniyet'e gittik belki yüzünü görürüz diye. Camlara bakıyorum "Baba bir cam kenarına gel" diye söylenerek. Hatta dayanamadım "Babaa" diye bağırdım, "Seni de alırlar" diye susturdular.
Sonra babam serbest bırakıldı ama bir sürü arkadaşı tutuklanmış. Herkes evde mutlu o mutsuz, "Beni serbest bıraktılar! Yalnız kalmaya ihtiyacım var" dedi odasına gitti. Sürekli "Beni niye bıraktılar?" diye soruyor. Ağzından başka laf çıkmıyor! "Süper loto gibi okudular, o serbest, bu tutuklu ama serbest kalanlar sevinmedi" diyor. Her gün iddianameyi okuyor. Sürekli "Kendinizi hazırlayın" diyor. Masasında bir defter var, vergi numaraları hesaplar, annemin check-up günlerini yazmış bırakmış. Hissetmiş yani! Şimdi her çarşamba Silivri'deyim, telefonda babam, "Kızım ahize pis, yapıştırma suratını" diyor hâlâ. Her çarşamba yıllık iznimden bir gün alıyorum babacığım için. 2013 izinlerini kullanmaya başladım.
İREM ÖZBALYALI
'AA DEDEM REKLAMLARA ÇIKMIŞ'
35 yaşındayım. İnsan Kaynakları uzmanıyım. Babam 2009'da emekli olunca İstanbul'a yerleştik. O tutuklanmadan önceki hafta oğlum hastaydı. Babam "Doktordan çıkar çıkmaz ara" diye tembihlemişti. Telefona annem çıktı, "Baban dayınla yürüyüşe çıktı" dedi. Arabada radyoyu açma gafletinde bulundum. Babamın arkadaşlarının adı geçiyordu. Atladım anneme gittim ve her şeyi öğrendim. Gece oldu. Belli ki dönmeyecekti. İç çamaşırı, eşofman falan koydum çantaya. İlk günler saçma sapan şeylere taktım, mantıklı düşünemiyordum. Babamın adını sürekli yanlış söylediler mesela. Televizyonları arayıp "Babamın adı Ali değil Ahmet Feyyaz Öğütçü, doğru yazın" dedim.
Anneannem çok hasta, ona çaktırmıyoruz bir yandan. Bir akşam oğlum "Aa dedem reklamlara çıkmış" demez mi! Hemen kanalı değiştirdik tabii. Avukatla gittik görmeye. Annem "Ben gelemem" dedi. Hiç beklemiyordu beni görmeyi, istemiyordu da. Oğlum Murat'ı anlattım biraz, aklı dağılsın diye. Gülümsemeye çalışıyordu ama çok yorgundu. Sonra da tutuklandı. O duyguyu depremde yaşamıştım en son. Şimdi her çarşamba 40 dakika kalın kirli bir camın arkasından konuşuyoruz.
MERVE KARABULUT
'ANNEN SANA EMANET KIZIM'
34 yaşındayım. İngilizce öğretmeniyim. Geçen sene 22 Şubat günü sabah 8.16'ydı hiç unutmam. İşyerinin kapısında telefonum çaldı. Babamdı. "Evladım ben şu an polis arkadaşlarla Boğaz Köprüsü'ndeyim, annen sana emanet" dedi. İlk dersimdi ama o gücü bulamadım, çıktım okuldan. 2 sivil polis gelmiş kapıya. Babacığım yazık bekletmemek için 5 dakikada hazırlanmış. Televizyondan takip etmeye başladık. İsimler sürekli çoğalıyor. Başlangıçta avukatımız olmadı, kime gidilir bilemedik. Birkaçı almak istemedi. Sonunda biri kabul etti. Tutuklu ne demek, neye itiraz edeceğiz, bilmiyoruz. Terör mü? Memleketi terörden korumaya yemin etmiş adamlar! Neyse avukat "Elimizdeki verilere göre akşam gelir" dedi.
Televizyonu açtım tutuklanma isteğiyle savcılığa sevk edilmiş. Ve babam bir kez daha aradı. "5 dakikam var Merve, burada 7 kişiyiz, yüzde 50 geleceğim ya da tutuklanacağım" dedi. Telefonu anneme verdim, ağlamaya başladım, kafamı duvarlara vuruyordum en son. Taksi çağırdım atladım gittim ve yanına girmeyi başardım. Çok şaşırdı. Ağzı "Niye geldin?" diyor, gözleri pırıl pırıl beni gördüğü için. Hâlâ beni güldürmeye çalışıyor, sivil polislere "Gel seni benimkilerle tanıştırayım" diyor. Sonra cep telefonunu ve cüzdanını verdi. Vefat etmiş de geriye eşyaları kalmış gibi. Sıkı sıkı sarıldık. Hâkim karşısına çıktı. "Ne sordular?" dedim, isminin yanında artı varmış, "Ne bu?" demişler. "Herhalde çok iyi bir öğrenciydim, öğretmenim böyle takdir etmiş" demiş, hâlâ espri yapıyor. 28 gün sonra bırakıldı, 11 Şubat'ta yeniden tutuklandı. O zamandan beri her çarşamba kızlarla Silivri'deyiz. Kışın buz, yazın leş sıcak! Ben öğrencilerime "Merhaba ben Merve, tutuklu Özer Karabulut'un kızı L5-C9" demiyorum öte yandan sorulursa da saklamıyorum ama içimden benim gibi olanlarla vakit geçirmek geçiyor. Kızlar iyi geliyor.