Dolar
6.8612
0.0014%
Euro
7.7611
0.1535%
Altın
1798.58
-0.2689%
Borsa
114808.56
-0.8506%
G. Altın
396.959
-0.248%
Bitcoin
63644.24
-0.0606%
22ºC
İstanbul
Açık 22 C
    Nazım Hikmet ve şiir olmuş aşkları

    Nazım Hikmet ve şiir olmuş aşkları

    Nazım Hikmet'in anısına yaşadığı aşklar, vazgeçtikleri, tutundukları...
    • Özel İçerik
    • 03.06.2020 - 14:27
    Nazım Hikmet ve şiir olmuş aşkları

    "Çok şükür aşığım.

    Bana öyle geliyor ki bir tek insana, yüz milyonlarca insana,

    Bir tek ağaca, bütün ormana,

    Tek bir düşünceye, birçok düşünceye

    Ve fikre âşık olmadan yaşamak,

    Yaşamak değildir.

    …”

    Bu sözler 118 yıl önce doğan ve belki de doğduğu anda bile gözlerinden safi cümleler fışkıran adama ait; Nazım Hikmet'e.

    Hep biyografiler yazdım; ama bugün onun aşklarını da yazmak istiyorum. Çünkü Nazım, aşklarından doğan sözcüklerle "Nazım Hikmet" oldu. Ya da en azından bu benim görüşüm ve nedense bu görüşte yalnız olmadığımı düşünüyorum…

    Ve bugün de Nazım'ın aramızdan ayrılışının 57. yılı. Kuşkusuz onu her an en güzel şiirleriyle anarız...

    İşte Nazım'ın şiir olmuş aşkları...

    İlk aşkı Nüzhet

    "O mavi gözlü bir devdi.

    Minnacık bir kadın sevdi.

    Kadının hayali minnacık bir evdi,

    Bahçesinde ebruli hanımeli açan bir ev.

    …”

    Bu şiir, Nazım'ın ilk aşkını anlatıyordu. Bahçesinde ebruli hanımeli açan o minnacık evde Nazım ile yaşamak isteyen minnacık kadının adı Nüzhet'ti; henüz 15 yaşındaydı. Nüzhet ve Nazım, gazeteci Muhittin Birgen sayesinde tanıştı.

    Nüzhet, Tiflis'e gitti. Nazım da hemen ardından yetişti. Moskova Üniversitesi'nde okuyan genç bir delikanlıydı Nazım ve bütün güzel kızların gözü üzerindeydi. Ama yüreği yanmıştı bir kere, kor kor öbeklenmiş, mengenelere sıkıştırılmıştı işte. Böyle bir hissi, ilk kez, Nüzhet'e karşı duyuyordu. Kaçınılmaz son gerçekleşti; Nazım ve Nüzhet, 1921'de evlendi.

    Ancak kaçınılmaz başka sonlar da vardı; ayrılık gibi. Nüzhet'in İttihatçı yakın bir akrabası Nazım'a duyduğu öfke ve nefrete engel olamıyor, genç kıza sürekli evine dönmesini söyleyen mektuplar yazıyordu. Çok gençti ve bu kadar baskıyı kaldıramadı Nüzhet. Nazım'ı terk ederek evine döndü…

    Ülkeler ayrılığı, Lena

    Nazım da Nüzhet'in ardından Türkiye'ye dönmüştü. Ancak yüreği ne bu ayrılığı ne de Nüzhet'in bir profesörle evlendiğini görmeyi kaldırabildi. Moskova'ya geri döndü.

    Burada METLA Tiyatrosu'nda Ludmilla Yurçenko ile tanıştı. Onun için adı Lena'ydı. Bir süre sonra evlendiler. Aslında her şey iyi gidiyordu.

    Elbet yine ayrılık vakti gelip çatacaktı. 1928'de Nazım'ın Türkiye'ye dönmesi gerekiyordu. Ancak Lena için vize vermediler. Böylece ülkeler arasında sessiz sedasız, şiirlerde çağlayacak bir ayrılık yaşandı.

    Ve büyük aşkı Piraye

    Piraye, 16 yaşındaydı Sedat Örfi ile evlendiğinde ve şimdi de boşanmıştı işte. 2 çocuklu yalnız bir kadındı. İşte bu dönemde tanıştı Piraye ve Nazım; 1930'da.

    Delice bir sevdaydı aralarındaki; tarifsiz bir tutku. Kalbinin kızıl saçlı bacısı olarak tarif ediyordu onu. Ancak evlilikleri sürecinde 13 yıl boyunca Nazım hapisteydi. Kim bilir, belki de onca şiiri yazdıran da işte bu aşkın uzak yaşanışıydı.

    Ona mektuplar yazdı; sandıklar, kutular tablolar yaptı Nazım. 24 yaşındaki güzeller güzeli Piraye de Nazım'ı için kitap, temiz çamaşır taşıyordu. Piraye, Nazım'ın tek moral kaynağıydı.

    Sonra bir gün, öylesine sıradan bir gün, dayısının kızı Münevver, Nazım'ı ziyarete geldi. İkisi de evliydi. Ancak yine de aralarında bir kıvılcım oluşmasına engel olmamıştı. Ötesi yok, Nazım sırılsıklam âşıktı işte.

    1948'de bir af bekleniyordu. Nazım, Münevver'e kocasından boşanmasını söyledi. Birlikte yeni bir hayata başlamayı teklif etti. Piraye'ye de bir mektup yazıp her şeyi olduğu gibi anlattı.

    Piraye, her zamanki gibi kocasından gelen aşk mektubunu açtı; ancak okudukları karşısında yıkılmıştı. Yine de hiç ses etmedi ve boşanma isteğini kabul etti.

    Ancak işler Nazım'ın planladığı gibi gitmedi. Beklenen af gerçekleşmemişti. Münevver de böyle bir riske girmek istemedi ve kocasına döndü. Nazım da Piraye'yi kaybettiğiyle kaldı.

    Ona af dilemek için bir mektup yazdı. Anca Piraye, ölse de aşkından, bir daha Nazım'a hiç dönmedi…

    Affın ardından Münevver ile Nazım

    Piraye ile yaşadığı bu durumdan sonra, nihayet af çıkmıştı. Nazım ile Münevver, evlendi. Nazım'ın ömrü boyunca sahip olacağı tek çocukları bu evlilikten doğdu; Mehmet Nazım.

    Nazım, daha Mehmet 3 aylıkken Rusya'ya kaçtı. 1951'den sonra da çıkan kararla Türkiye'ye dönmek hayal olmuştu. Münevver, ancak 1961'de İtalyan yazar Joyce Lussu'nun yardımıyla Nazım'ın yanına Varşova'ya gitti. Ancak Nazım, aşktan beslenmeye devam etmiş, burada kendine yeni bir hayat kurmuş, Vera ile evlenmişti…

    Doktoru Galina

    Nazım, Türkiye'den kaçtığı ilk zamanlarda doktoru Galina Grigoryevna ile evlendi. Nazım'ın hayatını paylaştığı; ama hiç şiir yazmadığı tek kadındı.

    Münevver bu aşamayı kaçırmış, Vera ile karşılaşmıştı.

    Son aşkı Vera

    Nazım ve Vera, 1956'da, Vera henüz 24 yaşında iken tanıştılar; 1960'ta evlendiler. Bundan sonra tüm şiirlerini Vera için yazdı Nazım...

    Vakitleri az kalmıştı aslında. Nazım 3 Haziran 1963'te hayata ve Vera'ya veda etti.

    "Gelsene dedi bana
    Kalsana dedi bana
    Gülsene dedi bana
    Ölsene dedi bana
    Geldim, kaldım, güldüm, öldüm…"

    Aşk ve Nazım Hikmet

    Aşk ve ölüm arasında yaşadı Nazım. Hayatında birçok kadın oldu; ama biz en çok Piraye ve Vera'yı bildik. Kalbinden geçenleri bilmeyi isterdim diye düşündüm hep. Sonra Nazım'ın Piraye'yi bırakışını okuduğumda ne çok üzülmüştüm. Zaman geçtikçe de onu anladığımı fark ettim. Demek hayat geçiyordu ve aşk denilen şey, böyle bir şeydi. Şiirler yazmanın bedelini hayat bir şekilde ödetiyordu. Yoksa bunca duygu yüklü yazan adam, her seferinde nasıl olur da aşık olduğu kadını öylece bırakıp gidebilirdi...

    Aşık olmanın bedeli… Bunca güzel duyguların karşılığı nasıl oluyor da her insanın hayatına ödenmesi gereken bir bedel olarak yerleşiveriyordu. Piraye, Nazım'ın ardından hayatına kimseyi almadı ve kendi yalnız dünyasında onu sevmeye hep devam etti. Kitaplara konu olacak bir aşk yaşamak kolay değildi. 1995'te Piraye öldüğünde, oğlu Memet Fuat, annesinin ölümünü "Küçük Dev Kadını Kaybettik” diye duyurdu. Piraye, kalbinde Nazım'ın sonsuz aşkı ya da belki öfkesiyle gitti.

    Nazım ise, bin bir çelişkiyle göçüp gitmişti. "Seni kol saatimin kayışına yazdım Piraye” demişti Nazım. Oysa saatinde"Vera" yazıyordu.

    Gönlünden neler geçti, nerede vazgeçti, nerede pişman oldu acaba Nazım. Bunu bilmek imkansız elbet. Ama yine de herkesin kalbine düşen bir his var sonuçta.

    Ve ne olursa olsun, kalbine geçiremediği sözlerle, Piraye'siyle, Vera'sıyla, aşkla vücut bulan bir Nazım Hikmet geçti bu dünyadan…

    İyi ki…

    Ruhun şad olsun Nazım Hikmet…

    *

    Damla Karakuş

    [email protected]

    Instagram: biyografivekitap

    Görüş Bildir