Dolar
6.8612
0.0014%
Euro
7.7611
0.1535%
Altın
1798.58
-0.2689%
Borsa
114808.56
-0.8506%
G. Altın
396.959
-0.248%
Bitcoin
63644.24
-0.0606%
21ºC
İstanbul
Güneşli 21 C
    Beyhan Budak, son kitabı Senin Suçun Değil’i anlatıyor

    Beyhan Budak, son kitabı Senin Suçun Değil’i anlatıyor

    Klinik Psikolog Beyhan Budak ile ‘Senin Suçun Değil’ adını verdiği ikinci kitabı üzerinden geçmişin yüklerinden kurtulma odaklı bir sohbet ettik…
    • Özel İçerik
    • 19.06.2020 - 12:44
    Beyhan Budak, son kitabı Senin Suçun Değil’i anlatıyor

    Sosyal mesafeden sürdürdüğüm röportajlarımda bugünkü konuğum Beyhan Budak. Onu, youtube videoları ile hemen hepimiz tanıyoruz. Ve yakın bir zamanda ikinci kitabını yazdı. Psikolog desteğine ihtiyaç duyan ancak bunu sağlayamayan insanlara ulaşmayı hedefliyor ve başarıyor da. Beyhan Bey’e konu ile merak ettiğim pek çok şey sordum ve samimiyetle yanıtladı. Sanırım bu söyleşi bile mini bir seanstı…

    Şimdi sizi keyifli söyleşimizle baş başa bırakıyorum…

    Beyhan Budak, son kitabı Senin Suçun Değil’i anlatıyor #1

    KENDİMİ ESKİYE ORANLA ÇOK DAHA OLGUN HİSSEDİYORUM

     

    - Beyhan Bey merhaba! Bu hep ilk sorum ve yanıtları için heyecanlandığımı söylemeliyim. Beyhan Budak kimdir? Ulaşılanın dışında duyguları ve kalemiyle, kendi gözünden kendini nasıl anlatır?

    Merhabalar. Ben Klinik Psikolog Beyhan Budak. 35 yaşındayım, Ankara’da yaşıyorum, evliyim ve iki çocuğum var. Zamanımın büyük bir kısmını ofisimde danışanlarımla çalışarak geçiriyorum. Hayatımın büyük kısmı bir oda içerisinde bir insanı dinleyerek geçiyor gibi görünse de aslında dünyaları gezdiğimi hissediyorum. Çünkü bir insanı dinlerken, onun kişisel tarihine şahit olurken o kadar bambaşka algılara, yaşantılara şahit oluyorsunuz ki. Henüz şaşırmadığım bir gün olmadı dersem kesinlikle yalan olmaz.

    Kendimi eskiye oranla çok daha olgun hissediyorum. Bunda en büyük pay, beraber aynı yolda yürüdüğüm danışanlarıma ait diyebilirim. Psikoterapi sürecinde, hem siz bir şeyler öğreniyorsunuz hem de karşı tarafa katkıda bulunuyorsunuz. Bu inanılmaz geliştirici bir süreç. Bunların haricinde, fotoğraf çekmeyi seven ama artık buna vakit bulamayan, çok fazla roman okuyan ve yürümekten hoşlanan birisiyim.

    - Bir uzman klinik psikologsunuz. Peki yazmaya ne zaman ve nasıl başlamıştınız? Yazma rutininiz nedir?

    Düzenli bir şekilde olmasa da, lise yıllarımın başından itibaren ara ara yaşadıklarımı, hikâye denemelerini, okuduğum kitapların ana fikirlerini ve hoşuma giden alıntıları yazdığım bir defterim hep oldu. İleride kitap yazmak konusundaki tek hayalim, Anton Çehov gibi hayatından içinden, insanların ilk bakışta dikkatini çekmeyen, sıradan insanların ilginç iç dünyalarını anlatabileceğim hikâyeler yazmaktı. Ama hala böyle bir kitap yazmış değilim.

    İnternet hayatımıza girdikten sonra, 2000’li yılların başında bir blog açmıştım, ara ara oraya psikoloji ile ilgili gözlemlerimi içeren denemeler yazıyordum. Ama hiçbir zaman bu yazma süreci düzenli olmadı. Sonraki süreçte, üniversite bitti, ben çalışmaya başladım.  Hayatımın akışını değiştiren en önemli şey, YouTube’da videolar yayınlamam oldu. İlk başta kimsenin izlemeyeceğini; ama olur da bir şekilde psikoloğa gitme imkânı olmayan insanlara denk gelirsem faydalı olabileceğini düşündüğüm videolar yayınlamaya başladım, fazlasıyla amatörce. Yayınlan bu videoların birçok insanın gönlüne temas ettiğini, psikolog yardımı almayan/alamayan insanların bu videolardan istifade ettiğini görünce hem çok mutlu oldum hem de bu işe daha çok önem verdim. Söylenenlerin aksine, insanın kusurlu ve aciz olduğunu, her insanın olumsuz duygular yaşayabileceğini, her zaman olumlu düşünmenin mümkün olmadığını anlatmaya çalıştım, bazen kendimden de örnekler vererek. “Sen her şeyi yaparsın” bakış açısının tersi olan benim söylemlerim birçok insanın kendisiyle barışmasına yardımcı oldu diyebilirim. Bugün 1 milyon kişinin takip ettiği ve videoların yaklaşık 70 milyon kez izlendiği bir kanala dönüştü bu kanal.

    - Ve videoların yanında yazmaya da devam ettiniz…

    Video izlemek faydalı olsa bile, yazılı bir metnin daha kalıcı olduğunu, videolarda anlatamadığım bazı şeyleri daha iyi anlatabileceğimi düşünüyordum hep. Bundan dolayı ilk kitabım “Kendine İyi Davran Güzel İnsan”ı yazdım. İlk kitabımı bir psikoterapi sürecinin ilk seansı gibi düşündüm. Ve şimdi “Senin Suçun Değil-Geçmişin Yüklerinden Kurtulma Rehberi” yayınlandı. Bu kitap da, okuyanların geçmişine yolculuk yapacağımız ikinci seans oldu.

    - Şimdilerde normalleşme sürecinde olsak da, malum zor bir süreçten geçiyoruz. Pandemi süreci sizin için nasıl geçti/geçiyor?

    Şu anda yaşayan birçok insan ilk defa bu türde bir zorlukla karşılaştı. Bir sonraki günümüzün bir önceki ile aynı olacağını varsayarken birden bütün planlar alt üst oldu ve eve kapanmak zorunda kaldık. Bu birçok insan için gerçekten çok zorlu bir süreç oldu. Ben de bu durumdan ilk başta çok fazla tedirgin oldum. Çünkü insan şok anında en kötüsünü hesaplama ve düşünme eğiliminde oluyor. Ama bu tedirginlik halim, bir iki hafta içinde yerini kabullenişe bıraktı. Kendi şokumu atlattıktan sonra, bu süreçte zorlanan insanlar için sosyal medya hesaplarımda, yazılar, videolar yayınladım, canlı yayınlar yaptım.

    Evde kaldığımız süreçte, bizler çalışmaya online olarak yoğun bir şekilde devam ettik, dünyanın birçok yerinde yaşayan insanlarla psikoterapi süreçlerimizi online olarak gerçekleştirdik.

    Ama şu an geldiğim noktada ben de bunalmış hissediyorum ve bu durum yaşam şeklimizi sorgulamama neden oldu. Apartman daireleri içerisinde uzun süreli kalmanın doğamıza uygun olmadığını düşünüyorum. Uzun zamandır aklımızda olan bir hobi bahçesini almaya karar verdik. Bir şeyler ekip yetiştirebileceğimiz, toprakla daha çok zaman geçirebileceğimiz bir yerimiz olsun istedik.

    Beyhan Budak, son kitabı Senin Suçun Değil’i anlatıyor #2

    BİRÇOK İNSAN SORUNLARINI ÇÖZMEYE ÇALIŞIRKEN ÇÖZÜMÜ YANLIŞ YERDE ARIYOR

     

    - Bizi son kitabınız ‘Senin Suçun Değil’ buluşturdu. Bu ikinci kitabınız. Öncelikle neden böyle bir kitap yazmak istediniz, onu sormak istiyorum?

    Karşılaştığım vakalarda, insanların anlattığı sorunların büyük bir kısmı şimdiki zamanda geçer. Ancak bu sorunları çözmeye çalıştığımızda görünmez bir duvara çarparız bazen. Her şey çok kolay gibi gelir, bakış açımızı, yanlış seçimlerimizi düzeltmek kolaymış gibi görünür; ancak hiç de göründüğü gibi kolay değildir. Geçmişte yaşadıklarımız, yaşayamadıklarımız şimdiki zamanımızın görünmez duvarını oluşturur. Kişi aslında şu anda yaşıyor gibi görünür; ama aslında geçmişinde çözemediği problemlerin savaşçısıdır. Şu anki problemleri geçmişinin gölgesidir.

    İşte bundan dolayı geçmişte yaşadıklarımızın bizi nasıl etkilediğini anlatmam gerek diye düşündüm. Çünkü birçok insan sorunlarını çözmeye çalışırken çözümü yanlış yerde arıyor, hem zamanı boşa gidiyor hem de sonuca ulaşamıyor.

    - Kitabınızın adının devamında şöyle bir açıklama var: Geçmişin Yüklerinden Kurtulma Rehberi! Bu yüklerden tamamen kurtulmak mümkün mü?

    Bizi biz yapan iyisiyle kötüsüyle yaşadıklarımızdır. Burada değişebilecek olanla değişemeyecek olanı şöyle ayırmak isterim: Diyelim ki bir yaramız var vücudumuzda, geçmişten kalan. Birinci senaryoda yara her hareketimizde acı veriyor, bu yaradan dolayı yapmak istediklerimizi yapamıyoruz ya da farklı şekilde davranmak zorunda kalıyoruz. İkinci senaryoda ise yaramız yine var, ancak görsel olarak var ya da sadece üstüne basınca acıyor. Geçmişin yüklerinden kurtulmak birinci senaryoyu ikinci senaryoya çevirmektir. Geçmişi silmek mümkün değildir.

    - Zaman geçiyor ve dönüşüyoruz. O zaman da geçmişe ve yaşananlara bakış açımız değişiyor diye düşünüyorum. Affetmek de bundan sonra mı geliyor?

    Yaşadığımız her şey, attığımız her adım bizi değiştiriyor ve dönüştürüyor. Ancak bazı ağır yaşantılar bu akışı bozuyor veya duraklatıyor. İnsan yaşadığı olumsuz olay neticesinde çok fazla adaletsizlik, suçluluk ve öfke duygusu yaşayabiliyor. Böyle olunca zihin, bu adaletsizlik hissini tolere etmek için öfke üretiyor ve zihinde bitmeyen bir savaş çıkıyor. Bu savaş yaşanılanların ağırlığından kurtulmak için. Zihindeki savaş devam ettikçe hayat dışarıdan devam ediyor gibi görünse de aslında kişi, o sorunlu zamanların döngüsüne hapsoluyor ve hayat ilerlemiyor. Böyle olunca kaybeden kişinin kendisi oluyor. Bundan dolayı affetmek hayati öneme sahip. Affetmek karşı tarafın sırtını sıvazlayıp iyi ki yaptın bunu demek değil. Zihnindeki savaşı bitirip, hayatın akışına tekrar dönebilmek için affetmekten başka çare yok.

    Beyhan Budak, son kitabı Senin Suçun Değil’i anlatıyor #3

    OKURLARIMA KARŞI GÖREVİM, İLK OLARAK FARKINDALIK KAZANDIRMAK

     

    - Yaşanmış örneklere de yer veriyorsunuz kitapta. Çok ağır şeyler… Bazen bir başkasının da onu yaşadığını bilmek bize neden iyi geliyor? Yalnızlıktan mı kurtuluyoruz?

    İnsanlar olumsuz olaylardan etkilenirler; ama asıl yıkıcılık olumsuz yaşantılarla suçluluk karışınca ortaya çıkar. Birisi tacize uğrar ve ‘Benim suçumdu.’ der. Ya da şöyle yapmasaydım olmazdı diye düşünür. Birisi depresyona girer, ‘Ben güçsüz bir insanım:’ der. Diğer insanların hikâyelerini okumak, bize yalnız olmadığımızı ve bizim elimizde olmadığını hatırlatır. Bu sebeple rahatlıyoruz.

    - Peki tüm kaderimizi, yaşamımızda nasıl bir psikolojiye sahip olacağımızı nasıl bir ailede büyüdüğümüz mü belirliyor?

    İçine doğduğumuz aile bugün kim olduğumuz konusunda çok önemli etkilere sahip; ama tek başına belirleyici değil. Genetik özelliklerimiz, çevremizdeki sosyal destekler, aile dışında neler yaşadığımız da çok etkili oluyor. Bir bebek dünyaya geldiği zaman, kendini tanımlama bilincine sahip değildir. Ona bakım veren kişinin kendisine yaklaşımı ile kendi kendini tanımlamaya başlar. Anne ve babası çocuk için kendini tanımladığı bir ayna gibidir. Aynanın görüntüsü sağlıklıysa çocuğun kişilik gelişimi de sağlıklı olacaktır. Ayna kırıksa görüntü de bozuk olacaktır. Ancak burada dikkatimizi çeken bir şey oluyor. Bazen çok kötü bir ailede büyüyen bir çocuk, tutunacağı bir dal ile hayata tutunabiliyor. Bu dal bazen bir anane, bir babaanne bazen de bir öğretmen oluyor. O kişinin sağladığı sosyal destek çok etkili olabiliyor.

    Bir yandan da aile sağlıklı olsa içinde olduğumuz topluluğun bize yaklaşımı da çok etkili oluyor. Sınıf arkadaşlarımızın bizi dışlaması, bu yaşlarda yaşadığımız travmalar da yetişkinlik döneminde neler yaşayacağımızı belirliyor.

    - Bu kitap bir yolculuksa, sizce okurlarınıza karşı göreviniz ne?

    Okurlarıma karşı görevim, ilk olarak farkındalık kazandırmak. Geçmişte, henüz sorumluluk sahibi olmamışken yaşadıkların senin suçun değil. Ayrıca birçok insan seninle benzer şeyler yaşıyor ve mücadelelerine devam ediyor; mücadeleden başka bir seçenek olmadığını hatırlatmak istiyorum.

    - İlk kitabınız ‘Kendine İyi Davran Güzel İnsan’da da şimdiki ana, ilişkilere, olayları yorumlama biçimlerine değinmiştiniz. Şimdi geçmişin yükleri… Bir sonraki konunuz belli mi?

    Şu anda üzerine çalıştığım iki proje var: Birincisi üçüncü seans olarak tanımladığım, ilk ikisinin yapısında bir kitap olacak. İkincisi ise psikolojik alt yapısı olan bir roman projesi. Ama ne zaman biter, ne zaman yayınlanır hiçbir fikrim yok.

    - Sizi hep çoksatanlar listesinde görüyoruz. Peki okurlarınızdan geri dönüşler nasıldı?

    Birçok okurum, kitabı okurken sanki karşılıklı oturuyormuşuz gibi ve benim sesimden okuduklarını söylediler. Bu tam da benim istediğim şeydi, yani bir psikoterapi seansı gibi hissettirmek. İkinci kitabım henüz çıkmış olmasına rağmen, üçüncü kitap konusunda çok fazla istek mesajı geliyor. Bu çok güzel bir duygu…

    Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

    Beyhan Budak: Teşekkür ederim.

    Beyhan Budak, son kitabı Senin Suçun Değil’i anlatıyor #4

    Senin Suçun Değil - Geçmişin Yüklerinden Kurtulma Rehberi

    Beyhan Budak

    İnkılâp Kitabevi

    S.: 236

    Kitabı almak için tıklayınız: kitapyurdu

    *

    Damla Karakuş

    [email protected]

    Instagram: biyografivekitap

    Görüş Bildir