Sahnenin ilk kadınları

İstanbul temaşa hayatındaki kadınlar... Sahneye ilk çıkan müslüman kadın Seniye Hanım' dan tutunson kantoculardan Zarife Hanım'a...

Sahnenin  ilk kadınları

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, 2008 Ajandası'nın konusu olarak İstanbul temaşa hayatındaki kadınları seçti. Sahneye ilk çıkan müslüman kadın Seniye Hanım' dan tutun da son kantoculardan Zarife Hanım' a kadar ulaşan, titiz bir çalışma sonucu ortaya çıkmış bir tarih bu ajanda.

Kadınların geçmişini iyi tanımak, toplanan bilgileri araştırmacılara sunmak ve bugünün yazılı belgelerini gelecek nesiller için saklamak hedefiyle 1990 yılından bu yana çalışmalarını sürdüren Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı'nın 1991 yılından bu yana düzenli olarak çıkarttığı ajandalar aynı zamanda kadınların tarihine ışık tutan özel konuların irdelendiği bir koleksiyon niteliği taşıyor. Arşiv belgeleriyle hazırlanan Kadın ve Su, Nobel Ödüllü Kadınlar, Kadın Heykeltıraşlar, Kadın Karikatüristler, Kadın ve Spor, Kadın Sinemacılar, Kadın Seramikçiler gibi konular geçmiş yıllardaki ajandaların konularından bazılarını oluşturuyor. İngilizce ve Türkçe olarak hazırlanan 2008 Yılı Ajandası Finlandiya Büyükelçiliği'nin ve Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği'nin katkılarıyla hazırlandı. Arşiv resimleri ve hayat hikayeleriyle Deniz Kızı Eftelya 'dan, Adile ve Selim Naşit 'in annesi olan Amelya Hanım 'a sahneye çıkan ilk Müslüman kadın olduğu düşünülen Seniye 'den, kör olduktan sonra intihar eden kantocu Mari Ferha 'ya, Ermeni tiyatrosunun en parlak yıldızlarından Meropa Kantarcıyan 'a kadar çok sayıda cesur kadının çığır açtığı bir döneme ışık tutuyor.

İstanbul, geçmişten gelen kültürel çeşitliliğiyle bugünlere büyük bir miras bırakmış bir kent. Türkler, Ermeniler, Yahudiler ve Rumlar, ortak bir kültürün parçası. Geleneklerimiz, alışkanlıklarımız birbirine benzer. Ne de olsa bir zamanların komşuları, arkadaşlarıyız. 3. Selim, 2. Mahmut ve Abdülmecid zamanında Osmanlı İmparatorluğu'nda sahne sanatları ve müzik gelişmeye başlamış. Tabii ki Türk insanının batıdaki tiyatro ve sanat kültürüyle tanışması azınlıklara da büyük ölçüde bağlı. Kadınların sahneye adım atması tango, kanto ve operetlerle başlamış. Plaklar, tiyatrolar, operetlerde sahne alan kadınlar, İstanbul'un batılı yüzü olmuş. 1800'lü yıllardan 1900'lü yılların sonuna kadar bir zaman diliminde sahne alan kadınlar, silik fotoğrafları ve birbirinden ilginç yaşam hikayeleriyle bambaşka bir dünyaya sürüklüyor. Bazılarının doğum, bazılarının ölüm tarihleri belirsiz. Neredeyse hepsi tarihin tozlu sayfalarında unutulup gitmiş.

TEMAŞA HAYATINDAKİ KADINLARDAN BAZILARI...

**Seniye (Amelya Hanım)

Seniye Hanım'ın sahneye çıkan ilk müslüman kadın olduğu söyleniyor. Babasının ölümünden sonra geçimini sağlamak için Amelya Hanım takma adıyla kanto söylemeye başlamış. Ankara'daki bir gösteri sırasında tanıştığı valinin eşi dolayısıyla sahneyi bırakmış. Valinin kocasına memuriyet vermesiyle tiyatroyu bırakıp yeniden Seniye Hanım olmuş.

**Deniz Kızı Eftelya (1891-1939)

İstanbul Büyükdere'de doğan Eftalya Hanım, yaz gecelerinde Büyükdere'den sandalla denize açılarak yapılan mehtap sefalarında gece boyunca şarkılar söylermiş. Cumhuriyet döneminde pek çok plak okuyan Deniz Kızı Eftalya'yı anlatmak için Sahibinin Sesi şirketinin kataloğundaki tanıtım yazısı yeterli. "Deniz kızı Bayan Eftalya Sadi'yi musiki aleminde tanımayan hemen hiç kimse yok gibidir, muhteşem ve kudretli sesiyle senelerden beri musiki erbabını peşinden sürükleyen ve hala bugün bile sanat sahasında aynı zevk ve lezzetle dinlenen Deniz Kızı daima okuyor ve alkışlanıyor. Mehtaplı gecelerde boğazın binbir gece masallarını yaşatan sahillerinde saz alemi yapılırdı. Bayan Eftalya o zaman şakrak ve gür sesiyle sakin suları dalgalandırır, kayalara çarpan nağmelerin akisleri dinleyenleri çıldırtırdı. Hayranları ona pek haklı olarak Deniz kızı unvanını verdiler".

**Mari Ferha

Komik Şevki' nin kumpanyasında kanto söylemeye başladıktan kısa bir süre sonra Şevki Bey' le evlenen, unutulmaz oyuncularımızdan Şevkiye May' ın annesi de olan Mari Ferha, gözlerinin güzelliğiyle meşhurmuş. Öyle ki sahneye çıktığında seyirciler 'Gözün kör olsun emi' dermiş. Sonra Mari Ferha, deyim yerindeyse göze gelmiş. Gözlerine perde inmiş ve bu acı onu intihara sürüklemiş.

**Peruz Hanım

İsmail Dümbüllü' ye dümbüllü lakabını takan Peruz Hanım, 1880-1912 yılları arasında çoğunlukla Galata tiyatroları ve Direklerarası'nda sahne almış. Kantolarını kendi yazıp besteleyen Peruz Hanım'ın sahneye çıkacağı salonlarda seyirciler erkenden gelir, yer kapmaya çalışırmış.

**Şamram (Kelleciyan) (1870-1955)

Kantonun yaratıcısı olan Peruz Hanım' ın kuzeni olan Şamram Hanım İstanbul'da doğdu. Teyzesinin kızı Peruz ile birlikte Kel Hasan Efendi ve Komik Şevki tuluat kumpanyalarında çalıştı. Direklerarası'nın ünlü eğlence mekanı Ferah Tiyatrosu, Şamram Hanım sahneye çıkacağı zaman kırmızı renklere bürünürdü. Şamram Hanım ramazanda 60 altına kadar yükselen geliri ile en çok kazanan kantocular arasında yer almış. Pek çok kantonun da bestecisi olan Şamram Hanım öldüğünde evinden dört sandık nota çıktığı söylenir.

**Amelya Hanım (...-1966)

Kantocu Küçük Verjin' in kızı, tiyatrocu Naşit' in eşi olan Amelya Hanım kantolar ve düettolarla ün kazandı. İki kişinin karşılıklı atışmalı müzikli oyunu olan düettolarla dönemin ünlü tiyatrocusu Naşit ile birlikte sahne almış ancak aralarında kısa süre içinde bir aşk ilişkisi başlamıştı. Naşit'in boşanmasının ardından evlenen çiftin bugün herkesin yakından tanıdığı iki çocuğu olmuş. Selim ve Adile Naşit . Sahneye zaman zaman erkek kılığıyla çıkan Amelya, kantolarının yanında eşiyle birlikte rol aldığı 'Aile Saadeti' gibi oyunlarla ün yapmıştır. Tiyatronun iflası ve Naşit Özcan'ın ölüm sonrasında lokantalara yemek hazırlayarak yaşamını sürdürmeye çalışmıştır.

**Sıdıka (Sidonya) Hanım ve kızı Garibe

Viyanalı bir sirk yıldızı olan Sidonya, İstanbul'a geldikten sonra evlenip müslümanlığı seçmiş ve adını Sıdıka olarak değiştirmiş. Dans eden, şarkı söyleyen Sıdıka Hanım kızı Garibe doğduktan sonra da sahnelere çıkmayı sürdürmüştür. Sıdıka Hanım sahneye çıktığında Cumhuriyet kurulmak üzereydi. Garibe bu ortamda dünyaya gelmiş. Annesi sahnedeyken o da hava deliği açılmış bir bavulun içindedir. Çocukluğu sahne arkasında geçen Garibe, yıllar sonra kantoya başlar. Garibe kanto yapmakla kalmaz, sanatını müzikli dans gösterisine dönüştürürdü. Sahneyi bıraktıktan sonra da yeni kantocular yetiştirmiş.

**Zarife Hanım

Direklerarası geleneğinin son büyük seslerinden olan Zarife Hanım uzaktan akrabası Peruz Hanım'ın desteği ve yönlendirmesiyle sahneye çıktı. Saltanatlı günlerin bitimiyle kantoyu bıraktı ve bir ilaç fabrikasında ambalajcı olarak çalıştı ve dönemin diğer kantocuları gibi unutuldu.

İstanbul Temaşa Hayatındaki Kadınlar ajandası, Beşiktaş Kabalcı Kitapevi, Beyoğlu Pandora Kitapevi, Robinson Cruose, İstanbul Kitapçısı, Morçatı, Bağdat Caddesi Nezih Kitabevi, Ankara İmge Kitabevi ve Uçan Süpürge'den 20 ytl'ye alınabilir.

Cumhuriyet