Euro
10.0365
-0.32%
Dolar
8.4381
-0.21%
Altın
492.59
-0.93%
Borsa
1.393
0.09%
Bitcoin
344.224
4.61%
32ºC
İstanbul
Güneşli 32 C
    Ayşe Arman'ın Miami fotoğrafları - Galeri

    Ayşe Arman'ın Miami fotoğrafları - Galeri

    Ayşe Arman bugünkü köşesinde tatil fotoğraflarını paylaştı..
    • 04.02.2012 - 12:02

    Ayşe Arman ın Miami fotoğrafları - Galeri #1

    Hürriyet gazetesi Ayşe Arman, Türkiye ve İstanbul'da en soğuk kışın yaşandığı günlerde, maaile çıktıkları Miami tatiliyle ilgili detayları paylaşmaya devam ediyor..

    Arman bugünkü köşesinde tatil anılarıyla birlikte tatil fotoğraflarını da paylaştı..

    İşte Arman'ın o yazısı:

    Florida eyaletinde arka arkaya ilerleyen iki cipiz.
    Biri siyah, biri beyaz.
    Dana gibiler, düğün salonu gibi.
    Amerika'da her şey büyük olmasından şikayet edilir ama Allah'ı var arabalar rahat, Chevrolet Suburban içindeyiz, çok benzin yaktığı için Türkiye'de pek tercih edilmiyormuş.
    İşte o arabada ben, Adele dinliyorum. Kardeşim Nevzat ve Yeliz, diş çıkarmakta olduğu için ağlayan Memo'nun dişine ağrı kesici krem sürüyorlar. Sonra altını açıyorlar, dört gündür kaka yapamamıştı, şimdi yapmış, en sakin halleriyle bu krizi yönetiyorlar. Arkadaysa annem, bir yandan Angry Bird oynuyor. Yeni iPad aldı da, maşallah Alya'dan beter, bir oturdu mu dört saat başından kalkmıyor. Bir taraftan da Alya'ya ayakkabı bağcıklarını nasıl bağlaması gerektiğini öğretiyor.
    Ve bunların hepsi aynı anda oluyor.
    Sevgilim ve eniştem sürekli walkie-talkie'den şakalaşıyorlar.
    Güle oynaya, kaybola kaybola ilerliyoruz.
    Biz Orlando'ya gidiyoruz.
    Sık sık ihtiyaç molası veriyoruz çünkü birinin mutlaka çişi geliyor.
    Ya da acıkıyoruz.
    Çocuğu olan herkes bilir, Orlando, imkanın varsa mutlaka gidilecek yerlerden biri. Bir çocuk cenneti. Disney ve Universal Studios orada. Bundan birkaç yıl önce Disney'i hatmetti Alya. Bütün karakterlerle tek tek fotoğraf çektirdi, yılmadan, bıkmadan kuyruklarda bekledi, onlardan imza aldı.
    Bu sene 7 olmak üzere. Artık Disney dönemi bitti, aklı fikri roller coster ve ride'larda. Bir taraftan korkuyor, bir taraftan da o adrenalini yaşamak istiyor.
    "Yaparız anne değil mi? Hepsine bineriz değil mi?"
    "Bakarız..." diyorum.
    Bu "bakarız" lafına da bayılıyorum, ne "evet" ne "hayır", iğrenç bir kıvırtma, duruma göre pozisyon alma numarası...
    Sonunda ulaşıyoruz Orlando'ya.

    AYŞE ARMAN'IN TATİL FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

    Biletleri önceden internette aldık, sorunsuz giriyoruz, çok neşeliyiz, şamata gırgır. Bir roller coster'ın önünde duruyoruz, hadi bismillah.
    Kazık kadar kadınım, ne korkacağım değil mi? Kızım, canını veriyor, "Hadi binelim" diye, sevgilim, cesur bir kızımız var diye çok gururlu.
    Roller coster'ın sırasına giriyoruz, bir tünelde ilerliyoruz, duvarlarda "Kalp hastasıysanız, hamileyseniz, klostrofobiniz varsa sakın binmeyin" filan yazıyor.
    Bu kadar uyarı, kalbimin küt küt atmasına neden oluyor.
    Alya'ya ve grubun devamına bakıyorum, hepsi gülüyor, hiçbirinde tık yok.
    Güya ben de cesur Ayşe'yim.
    Ulan neler yaptım bugüne kadar, bir sürü deliliğe kalkıştım, buza daldım, ateşte yürüdüm, trapezde heyecan yaşadım, tehlikeli gece işlerine giriştim, para glyding yaptım, teknenin arkasından paraşütle uçtum...
    "Allah'ın kıytırık roller coster'ından mı korkacağım?" diyorum.
    Ve biniyorum.
    Hepimiz yan yana astronot gibi diziliyoruz.
    O kadar gelişmiş ki teknoloji, bir kısmı simülasyon ama gerçeğinden ayırmaya imkan yok, güvenlik önlemleri de değişmiş, artık bazılarında belden koruyucu yok, tependen aşağı, çaprazlamasına bütün göğsünü tutan çelik bir şey iniyor, sadece kolların ve bacakların açıkta.
    Sarkmak ve öne doğru düşme ihtimali sıfır.
    O ama çelik bana tabut gibi geliyor.
    Takar takmaz bir sıkıntı yapışıyor üzerime. Görevli, "Rahatsız olan var mı?" diye soruyor, birazdan macera başlayacak çünkü. Bu fırsatı kaçırmıyorum ve derhal parmak kaldırıyorum.
    "Ben, ben vazgeçtim, ineceğim..." diyorum.
    Sevgilim şaşırıyor, "Saçmalama bir şey olmaz!" diyor.
    "Yok yok" diyorum, "İyi hissetmiyorum kendimi."
    Tomografiye girdiğimde de aynı şey olmuştu.
    Sezaryenden sonra kaldı bu klostrofobi ya da ben öyle zannediyorum. Sezaryen olurken, ben uyanıktım ama belden aşağım kopuktu. Sanki kalksam yürümeye başlasam, üst tarafım gidecek, altım orada kalacakmış gibi...
    Ve apar topar iniyorum.
    Onlar devam ediyor.
    İner inmez de içimde bir utanç dalgası yükseliyor.
    Artık korkak tavuk olduğumu anlıyorum!
    Bizimkiler mutlu mesut iniyorlar, bir sürü laf: "Şöyle iyiydi, şöyle yükseğe çıktı, şöyle küt diye indi, döndü, midemiz ağzımıza geldi, ama şahaneydi, çığlıklar attık..."
    Benimle de dalga geçmeyi ihmal etmiyorlar tabii...

    ALLAH'TAN BAKIMA ALINIYOR

    Derken bir roller coster daha...
    Bazılarına bindim... Hep iç sesimi dinleyerek, hangisi beni strese sokmuyorsa...
    Orası, sadece küçüklerin değil, büyüklerin de cennetti...
    Kontrollü adrenalin patlaması yaşıyorsun. Muhtemelen başına bir şey gelme ihtimali yok. Güvendesin, her tür tedbir alınmış ama gerçekten deli numaralar çekmişler, dibine kadar heyecan yaşıyorsun.
    Tek tek hepsine biniyor bizimkiler.
    Bir tane felaket roller coster var, bence canına susamışların tercih edeceği bir şey, resmen 90 derece göğe yükseliyor ve orada tavan yapıyor, sonra da son sürat iniyor, korkunç bir şey ve aynı anda kendi ekseninde dönüyor, dönüyor...
    Ablamla baktık baktık, aynen babam gibi, "Manyaklık!" dedik, "Buna kim biner?"
    Cin Alya atlıyor oradan: "Ben binerim!"
    Allah'tan bunlara binebilmek için bir boy sınırlaması var, boyu yetmesin diye dua ediyorum, o arada babasına bakıyorum, izin vermesin diye, bir de ne göreyim, o da binmek istiyor!
    Şans benden yana. Bir: Çok uzun kuyruk beklemek gerekiyor. İki: O ürkütücü şey bakıma alınıyor, bizimkiler de vazgeçiyor.
    Burada, Universal Studio'larında aklınıza gelen bütün filmlerin, karakterlerin bir evi, bir roller coster'i, bir haltı var. Hemen her şey 4D. Yani üç boyutun üstüne, ısı, koku, rüzgar vesaire gibi dördüncü boyutu da eklemişler. Ayaklarının altından fareler geçiyor, üzerine sular akıyor, ya da bir kasırgayı bire bir yaşıyorsun.
    İşte Alya da orada çok korkuyor.
    Ondan sonra hep soruyor:
    "İstanbul'da kasırga olur mu?"
    "Olmaz!" diyorum ama korkusunu geçiremiyorum.

    DUVAR, TAROTÇU VE HEDİYE

    Alya bir duvar buluyor, ona tırmanacağım diye tutturuyor, tırmanıyor...
    Derken bir tarotçu kadının önünde duruyor, "Bu ne?" diyor, "Bu kadın falcı mı?" "Onun gibi bir şey" diyorum. Karşısına dikiliyor, geleceği hakkında sorular soruyor, kart çekiyor, kadın bir şeyler anlatmaya başlıyor.
    Kadın ona "İçinde olgun bir ruh yaşıyor senin, daha farkında değilsin ama büyüdükçe olacaksın. Pek çok bilgi gelecek sana, sakın korkma, istersen alırsın, istemezsen almazsın" diyor.
    Bizimki pür dikkat bütün anlatılanları dinliyor. Kadın birtakım şeyleri de tutturuyor, yeni bir okul, yeni bir ülke, "Bir ablan var, o şöyle şöyle şeyler yaşıyor" diyor
    Bir de diyor ki, "Bu yıl senin için temizlik yılı, arınma yılı, bu fırsatı iyi değerlendir, yüklerinden kurtul!"
    6.5 yaşındaki çocuk bütün bunlardan ne anlar bilmiyorum.
    Ama bizimki ciddi ciddi kafasını sallıyor, "Ben giymediğim eşyalarımı, eski oyuncaklarımı garage sale yapacağım İstanbul'a dönünce" diyor.
    Bu da bizimkinin manevi temizlikten ne anladığının güzel bir göstergesi oluyor!
    Sonra doğum gününü kaçırdığı bir okul arkadaşı için hediye aramaya başlıyor, canımıza okuyor! Tur rehberi gibi, harita üzerinde, aradığı şeyi nerede bulabileceğini araştırıyor.
    Soruyor, soruşturuyor.
    İnanır mısınız sonunda buluyor!
    Ve o akşam, bir de Cirque de Soleil patlatıyoruz.
    'Görsel şölen' diye kullanılan klişenin gerçek hayattaki karşılığı.
    Annem, "Bunlar insan olamaz!" diyor, "İnsan bedeni bu kadar mükemmel değil!" Ama işte onlar her bir kaslarına o kadar hakimler ki, biz sahnede bir estetik harikası izliyoruz.
    Muhteşemdiler!

    VE KAR ALTINDAKİ İSTANBUL

    İki günlük Universal maceramızı sonlandırıp Miami'ye dönüyoruz, geçici evimize, oradan daaaaa...
    Karlar içindeki İstanbul'a...
    Şu anda sizin gibi biz de bu fotoğraflara bakıyoruz ve "İyi ki yapmışız!" diyoruz. Bir daha yapar mıyız? Bir sene sonra evet!
    Tüm seyahat boyunca, eniştem Kazım Apa'nın mottosu kulağımızdaydı:
    "Kaygısız ol..."
    Sizler de öyle olun... Hiç değilse deneyin...

    İlginizi Çekebilir

    Görüş Bildir