Cengiz Semercioğlu: Köşe yazarlığı yalnızlaştırıyor

Ünlü gazeteci Cengiz Semercioğlu, özel hayatı, hayalleri ve '2 Laf Edelim' programı hakkında konuştu.

Cengiz Semercioğlu: Köşe yazarlığı yalnızlaştırıyor

Basın dünyasının renkli simalarından, yazılarıyla olduğu kadar ekranda yaptığı programlarla da adından söz ettiren ünlü gazeteci Cengiz Semercioğlu, Kehkeşan dergisine meslektaşları ve televizyon dünyasıyla ilgili samimi açıklamalarda bulundu.

Semercioğlu, mesleğe başlama hikayesini, özel hayatını, hayallerini ve 2 Laf Edelim programını, medya & magazin dergisi Kehkeşan'a anlattı.

İşte o çarpıcı röportaj;

Çocukluğunuza dair neler hatırlıyorsunuz, nasıl bir sosyal çevrede yetiştiniz?

Almanya'da yaşayan bir ailenin çocuğuydum, İstanbul'da doğdum. Mutlu, mesut, eğlenceli ve güzel bir çocukluk geçirdim. 3 kardeştik, annem ve babam Almanya'da olduğu için o zamanlar Türkiye'de olmayan şeyleri bize getirirlerdi. Kardeşlerimden biri yapımcı, diğeri bankacı oldu.

Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü'nde okurken gazetecilik mesleğine nasıl başladınız?

Amacım Arkeoloji üzerine kariyer yapmak değildi zaten. Bu bölüme girdiğim yıl Nokta dergisine alternatif bir dergi olan Sokak'ın çıkacağını öğrendim ve kadrosuna başvurdum. Adliye muhabiri olarak işe girdim. Kısa süre sonra kültür sanat muhabiri oldum ve tiyatro oyunları, sinemalar derken gazetecilik yolculuğum başladı. Yazı yazmaya her zaman meraklıydım. Lise yıllarında tiyatro gibi çeşitli sanat dallarında çalıştığım için, tiyatro üzerine yazıyor, tiyatro oyunları sahneliyordum. 1991'de Hürriyet'e geçtim.

ÇOCUKLUK HAYALİM FUTBOLCU OLMAKTI

Çocukluk hayaliniz neydi?

Futbolcu olmak istiyordum. Hatta amatör mahalle takımlarında futbol oynadım, sonra anladım ki benden futbolcu olmayacak. İnsan genç yaşta kitap okumaya başlayınca ne yapacağını çok daha iyi biliyor ve doğru kararlar alabiliyor. Kitap okumaya, yazı yazmaya başladıktan sonra bu alanda iyi olabileceğimi düşündüm.

Gazetecilik yapmıyor olsaydınız hangi mesleği yapardınız?

Medyada olmasaydım ne yapardım bilmiyorum. Futbolcu olamayacağım açık ama belki sanatla ilgilenmek, resim yapmak isterdim. Bu hayalim hep var, hatta zaman zaman atölyelere gittiğim oluyor. Kendi kendime çalışıyorum, belki daha ileride bu konuya yoğunlaşabilirim.

Tiyatro dediniz, peki şu anda teklif gelse bir tiyatro oyununda oynar mısınız?

Oynamam. Oyunculuk gerçekten çok başka bir şey çünkü. Mesela şu an televizyona çıkıyorum o da aslında bir oyunculuk, insanların karşısına çıkıp orada da bir şey yapıyorsunuz. Ama bir rolü oynamak, üstlenmek bambaşka. Bu alanda kariyer yapmayı pek düşünmedim açıkçası. Eğer tiyatro dünyasında var olsaydım orada da oyunun yazım ve yönetim kısmıyla ilgilenirdim. Arada konuk oyuncu olarak yer aldığım bir iki iş oldu ama o kadar, şimdilik konuk oyunculuk yetiyor. (gülüyor)

Hürriyet Kelebek'teki köşenizden biraz bahsedelim mi?

Köşemdeki yazıların içerisinde şehir hayatı da var, yemek de var, sinema da. Bunun içerisine zaman zaman televizyon da giriyor. Ama eskiden daha çok, bire bir TV eleştirmenliği yapıyordum. Dizileri, programları izliyor, onlarla ilgili kritikler yapıyordum. 5-6 yıldır bu konseptten uzaklaştım, çünkü televizyon zor bir iş, sürekli ekranı takip etmeniz gerekiyor.

Son zamanlarda renkli röportajlara yer verdiğiniz yeni bir sayfanız daha oldu. Biraz da bundan bahsedebilir miyiz?

Kelebek Pazar'ın çıkmasıyla birlikte yeni bir konsept deneyip farklı bir şey yapmak istedik. "Gittim, gördüm" isimli yeni bir köşe oluşturduk. Burada ünlülerle farklı ve ilginç yerlerde röportajlar yapıyoruz. Röportajlarımız kimi zaman bir atölyede, kimi zaman ise bir otomobilde olabiliyor.

Magazin dünyası ve televizyon ile ilgili yazdığınız yazılarınızdan dolayı size küsen çok olmuştur...

Bu sadece TV yazarlığı için geçerli değil, genel olarak köşe yazarlığının bir süre sonra insanı arkadaşsız bırakan, etrafınızdaki insan sayısını azaltan ve insanı yalnızlaştıran bir meslek olduğunu gördüm. 1995'te köşe yazmaya başladım, o günden bugüne pek bir şey değişmedi. Pek çok ünlü isimle, köşemde yazdığım yazılar nedeniyle sorunlar yaşayabiliyorum. Kimisi benimle konuşmuyor kimisiyle de bir şekilde tartışmış oluyorum.

Okuyucularınızdan gelen tepkiler ne yönde oluyor peki?

Türkiye'de belirli bir okuyucu kitlesine oynuyorsanız işiniz rahat, çünkü okuyucu kitlesi sizi alkışlar. Muhalefete, iktidara, popüler kültürdeki belli bir kesime göre yazdığınızda ise o kesimin alkışını, diğer kesimin de eleştirisini almaya başlarsınız. Ben objektif olacağım kaygısıyla yazı yazınca gelen tepkilerin de farklı olduğunu görüyorum. İnsanlar her zaman siyasi bir görüşe angajman olarak eleştiriler yapmamızı bekliyor. Benim yazılarımı kimisi beğeniyor kimisi beğenmiyor. Bir gün yazdığım yazıyı beğenen kişi bir sonraki günün yazısını beğenmeyebiliyor.

TV8'de yayınlanan 2 Laf Edelim programı nasıl gidiyor?

2 Laf Edelim cuma günleri yayınlanıyor. Program haftanın son günü olduğundan bire bir sohbet yapmak yerine biraz daha eğlenceli hale dönüştürmeye çalışıyoruz. İçerisinde orkestra da var, şarkıcı da, konuk da. Keyifli bir program olsun istedik.

EN İYİ TALK SHOW'CU OKAN BAYÜLGEN

2 Laf Edelim, Beyazıt Öztürk ve Okan Bayülgen'in programlarına alternatif oluşturdu diyebilir miyiz?

Her ikisi de çok başarılı. Fakat Okan'ın geçen yıl yaptığı programlar oldukça iyiydi. Zaten bence bu işlerde en iyisi Okan'dır. Kaldı ki Beyaz'da yıllardır bu işi yapıyor, çok da başarılı bir isim. Programı da çok izleniyor. Ama 2 Laf Edelim, daha alternatif tarzda, şovmen bakışından ziyade daha çok gazeteci bakışıyla yapılan, eğlenceli bir program. Beyaz, Okan ve Kadir Çöpdemir'in programları daha çok şovmen bakışıyla yapılıyor.

Özellikle konuklar konusunda oldukça iddialıyız. Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın'ın yer aldığı dört yapraklı yoncanın gelmesini çok istiyorduk programa. Dördü de geldi. Hatta şu anda televizyonun en iyi konuklarını çıkardığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Hem izlenme oranları hem de gelen tepkilere baktığımızda program hiç de fena değil, açıkçası ben bu kadar beklemiyordum.

Hep yorumlayan ve analiz eden kişiydiniz. Şimdi bu programla birlikte karşı taraftasınız. Kendinizi izlediğinizde nasıl buluyorsunuz? "Bunu keşke yapmasaydım" dediğiniz anlar oluyor mu?

Çok oluyor, ben değil bunu daha çok ekibim söylüyor. Ekranda kendimi seyretmeyi çok sevmem ben. Ama ekiple oturup program üzerine konuşuruz sık sık. Bu tür konularda eleştiriye açığım. Bu eleştiriler sayesinde, işimi daha iyi yapabiliyorum.

Canlı yayında yanlış yapma ihtimali çok yüksek, bu anlamda gaf yapmak gibi endişeleriniz oluyor mu?

Gaf yaparım gibi bir korkum yok, bu 10 yıldır canlı yayın yapıyor oluşumdan kaynaklanıyor olabilir. Bak hiç aklımda yokken gaf yapabileceğimi aklıma getirdin, bu hafta kesin yaparım. (Gülüyor.) Bazen karşıdaki konukla ilgili "şurada gerilir mi? şu konuya girdiğimde ne tepki verir" diye düşündüğüm anlar oluyor. Bazen hiç düşünmediğimiz şeyler de olabiliyor mesela kalkıp stüdyoyu terk edenler gibi. Bu da canlı yayının fireleri.

Mutlaka her birinin yeri sizde ayrıdır ama gazete, radyo ve televizyonu düşündüğünüzde en çok hangisi sizin için önemli?

Yazı yazmak, hem kendimi ifade edebilmem açısından hem de kalıcı olması nedeniyle benim için her zaman en baştadır. Televizyonda seyirci 10 dakika sizi izler, beğenir ya da beğenmez. Bir süre sonra programınız biter. Yazı ise referans olur ve geriye dönüp baktığınızda bunu yazmıştım diyebilirsiniz, etkisi çok güçlü bence. Radyo ise bir süre sonra daha etkili bir mecra olacak gibi.

Dünya basınını takip ediyor musunuz?

Dünyada neler olup bittiğine mutlaka bakarım. Dünyanın bir başka köşesindeki yaşananlarla ilgili haberlere ulaşmak artık çok kolay. İnternet süreci hızlandırdı ve dünyayı adeta küçülttü.

Bu soruyu diğer yazarlara da sormuştuk size de yöneltelim: Bir televizyon kanalınız olsaydı yayın akışınızda neler olurdu?

Buna bir TV yapımcısı olarak yanıt vereyim o halde. Günümüzde televizyon kanallarının prototiplerinde çok büyük hatalar var bence. Ama kanal işi reyting bazlı bir iş olduğu için buna ticaret olarak bakmak gerekir. Çünkü sonuçta siz de bir ürünü satıyorsunuz. Dolayısıyla televizyonda mutlaka ve mutlaka reyting alması muhtemel işlerin yapılması gerekir. Reyting gözetmeden televizyonculuk yapılamaz. Bugün devlet televizyonu bile reytinglerde var olmaya, reklam pastasından pay almaya çalışıyor.

Mesela günümüzde yayınlanan hangi yapımları yayın akışınıza koymak isterdiniz?

Neredeyse hepsini toplardım, Muhteşem Yüzyıl'ı da, Kurtlar Vadisi Pusu'yu da, Acun'un yapımlarını da... Samanyolu TV'den de Yeşil Elma'yı ve Şefkat Tepe'yi alırdım. Zaten bunların hepsini toplayıp bir kanal yapsam Türkiye sadece o kanalı izlerdi herhalde. (Gülüyor.)

Peki, siz neler izliyorsunuz televizyonda?

Açıkçası çok fazla televizyon izlemiyorum, film seyrediyorum. Buna köşemde de değindim, diziler bu kadar uzun olduğu sürece hiçbir diziyi izlemeyeceğim. 3 saat süren bir diziyi izletmek seyirciye haksızlık, benim o kadar zamanım yok. Oturup sadece maç izlerim, belgesel izlerim. 1 buçuk yaşında bir çocuğum var, ona TV izletmemeye çalışıyorum.

Televizyon yayınlarını nasıl takip ediyorsunuz peki?

O kısım kolay oluyor, zaten 3 saatlik yayının en dikkat çekici bölümü bir gün sonra internete haber olarak düşüyor. Sektörle ilgili ne olup bittiğini internetten takip ediyorum.

Beğendiğiniz meslektaşlarınız var mı?

Sina Koloğlu, Mesut Yar, Yüksel Aytuğ ve Ali Eyüboğlu... Her biri işini iyi yapan, bu işe emek harcayan insanlar. Televizyon eleştirmeni olarak meslektaşlarımın yaptığı işlere çok saygı duyuyorum. Çünkü saatlerce televizyon izlemek dünyanın en zor işlerinden biri. Benim herhalde günlük televizyon izleme sürem ortalama 10 dakikadır.

ÇOCUĞUM OLDUKTAN SONRA HAYATIM DEĞİŞTİ

Meslekte kendinize örnek aldığınız bir isim oldu mu?

Profil olarak şunun gibi olayım dediğim bir isim olmadı. Ama tabii ki yıllarca beraber çalıştığım Ertuğrul Özkök'ün gazeteciliğe bakış açısını çok beğenirim. Normalde çok eleştirilen bir isimdir, ama birebir iş alanında çalıştığım için gazetecilik reflekslerini, mesleği yapma şeklini beğendiğim bir isimdir Özkök.

Artık herkes kendi haber mecrasını oluşturmuşa benziyor, siz sosyal medya hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sosyal medya tamamen medyayı zenginleştiren bir mecra oldu. "İnternet acaba medyayı öldürür mü? Sosyal medya çıktı. Artık herkes gazeteci oldu. Köşe yazarları ne olacak?" gibi söylemlere karşıyım. Bence sosyal medya korkulacak bir alan değil, tam aksine gazetecileri daha da kamçılayacak bir mecra.

Çok yoğun bir temponuz var. Kendinize nasıl vakit ayırıyorsunuz peki?

Genelde radyo için bant çekip Cumartesi-Pazar'ı boşaltarak, hafta sonunu kendime ayırmaya çalışıyorum. Yurt dışı seyahatlerini, dalışı, kayak yapmayı ve buna benzer şeyleri seviyorum. Özellikle Galatasaray maçlarını kaçırmam. Fanatik değilim ama neredeyse tüm maçlara giderim. Arkadaşlarla içinde oyuncuların ve televizyoncuların olduğu bir maç izleme grubumuz vardır, onlarla maça gideriz.

Keşke ya da iyi ki'leriniz çok mudur?

Evet iyi ki ve iyi ki medyada, televizyonda ve gazetedeyim diyorum. Bunların dışında iyi ki çocuk yapmışım, keşke daha önceden yapsaymışım diyorum. 2-3 tane çocuğum olsun istiyorum.

Çocuğunuz olduktan sonra hayatınızda neler değişti? Sizi önceki dönemlere göre daha mutlu gördük sanki?

Çocuğum olmadan önce hayatımın bu kadar değişeceğini düşünmüyordum. Sonra fark ettim ki ciddi bir şekilde hayatım değişmiş. Onla zaman geçirmeyi çok seviyorum. Daha 1 buçuk yaşında olmasına rağmen çok eğleniyoruz. Düşünsenize hayatınızda biri çıkıp sizi koşulsuzca seviyor, bunlar enteresan duygularmış. Bu duygular insanın hayata bakışını da değiştiriyor. Çocuğunuz olduktan sonra çocukların, gençlerin ne kadar kıymetli olduğunu görmeye başlıyorsunuz.