Dilberay: Özgü Namal'ın havasını aldım

'Zoruda mıyım' isimli şarkısıyla milyonları kendisine hayran bırakan Dilberay, dram dolu yaşam öyküsünü anlattı.

Dilberay: Özgü Namal'ın havasını aldım

TV'de yaptığı ''Kader Mahkumları'' programıyla adını duyuran türkücü Dilberay, sert duruşunun ardında yatanları ve şöhret merdivenlerinde yaşadığı iniş ve çıkışları İzzet Çapa'ya anlattı.

İşte o röportaj;

BABAM PARMAKLARIMI KIRDI BOYNUMA İP BAĞLAYIP AHIRDA YATIRDI

Aşiret kızının türkücü olması zor zanaat değil mi? Nasıl izin verdi peder?

- (Eşi İbrahim Karakaş'a dönerek gülüyor) Aaaaa peder bana izin vermiş İbrahim duydun mu... Çatır çatır parmaklarımı kırdı be...

Susturamamış yine de yanık sesini...

- Hele sus da biraz dinlemeyi öğren. Güzel sesleri bulup keşfetmek için memlekete radyodan bir ekip geldi. Askerlik şubesine çadır kurmuşlar. Daha çocuğum. Emmimin kızıyla birlikte gizlice gittik, ben şarkı söyledim. Meğer bütün akrabalar oradaymış. Eve dönüyoruz, baktık bizimkiler arkamızdan geliyorlar. Anaa... Dedim ki "Bizi öldürecekler emmi kızı"...

Ee, ne yaptılar peki?

- Babam parmaklarımın arasına kaşık koyup oracıkta kırdı hepsini. Hırsını alamayıp boynuma ipi geçirdi.

Eyvah asacak...

- Daha demin sana susup dinlemeyi öğren demedim mi? Boynumdaki ipten tutup beni ahıra sürükledi, hayvanların yanına bağladı. Sabaha kadar orada yattım.

Şarkı söyledin diye öldürecekler neredeyse seni...

- Merak etme az kalsın onu da yapıyordu. Bir ara "Senin kızın erotik film çeviriyor" demişler babama. Öbür Dilber Ay'la karıştırmışlar. Hani açık saçık film çeviren kadın vardı ya... Amcam gelmiş demiş ki "Hüseyin, dünyaya rezil olduk, kızın türkücü oldu, sinemada 10 tane erkekle çırılçıplak aynı yatağa giriyor"...

Abla biz senin hayatını dram sanıyorduk macera filmine döndü.

- Dur daha başlamadı film. "Namusunu kurtarmak için dağa çıkar, vur kızını" diyorlar. Babam tabancayı beline sokuyor, gidiyor sinemaya. Filmi izliyor "Ya gardaşım bu bizim Dilber değil. Ben kızımı tanımam mı" diyor. Paçayı zor kurtardık.

Peki paçayı kurtaramadığın oldu mu hiç?

- Hakiki kovboy gibi bir herifti babam. Abi adam yanlış bir şey gördüğü vakit bıçak atıyordu bize ya... Valla hepimizi bıçaklamıştır; beni, kardeşlerimi...

BENİ DİLENCİ SANIP RADYOEVİNE ALMADILAR

Yok artık bir de "şarkıcı olmak için İstanbul'a kaçtı" dersen film burada kopar.

- Ne İstanbul'u abi Urfa'ya kaçmış, Urfa'ya... Askerden gelmiş, anamı köyde komuş, kaçmış gitmiş.

Plakçılar Çarşısı'nın Urfa şubesi de mi varmış?

- Yok be anam. Nuri Sesigüzel'in askerlik arkadaşıymış. Urfa'da Nuri abinin evini bulmuş. O da İstanbul'daymış meğer.

Eee, İstanbul'un taşı toprağı altın...

- O da bunu duyup gelmiş... Ama babamın bana yaptığını dedem de babama yapmasın mı? Onu yaka paça sürükleyip eve götürmüş.

Maşallah sizin ailede de herkes firari...

- Yoo, ben kaçamadım ki... Peder zaten 13 yaşında nikahladı beni. Daha çocuğum ya... O halimle hamile kalmaz mıyım? Üstüne de radyodan birincilik mektubu geldi. Babam hamile halimle beni ölesiye dövdü. (Birden duraklıyor Dilber Ay. Bir iki damla yaş beliriyor gözlerinde. Belli ki eski günlerin kötü anıları hâlâ silinmemiş.)

Gidebildin mi peki radyoya?

- İstanbul'a geldim ama radyoevinin önündeki jandarmalar beni dilenci sanıp içeri koymadılar...

ZEKİ MÜREN OTOMOBİLİMİ GÖRÜNCE BENİ ÇAĞIRTTI

Acıların kadını Dilber Ay ne zaman milyonların sevgilisi oldu?

- Hani ne derler ona, insanın başına bir şey konar...

Talih kuşu...

- Hah, benim başıma dört kez kondu o... Dört defa şöhret oldum. Ama zirvede yel çok olur, uçup gitti paralar.

Hiç sürmedin mi paranın keyfini?

- Bak sana anlatayım. Bir gün Ankara'da çorbacıdayız. Zeki Müren benim arabayı kapıda görüp "Bunun sahibini bana çağırın" diyor.

Niye, yanlış yere mi park etmişsin?

- Yok be abi... Araba Cadillac 8... Önüne de bayrak kondurmuşum. Ben yanına gidince, "Yahu sen bu yaşta bu arabayı almışsın. Başka neyin var?" diye sordu. Dört evim vardı, bugün 2 trilyon versen alamazsın... Ayrıca üç Amerikan arabam daha...

Maşallah "Dilber oto galerisi" gibisin...

Herkes "Benzinliğin mi var" diye sorardı zaten. Bir tane de Regal'im vardı. Bir Ford Granada, bir de Buick... Babama "Bir de uçak alalım bari" dedim. "Nereye koyacaksın kızım uçağı?" deyince "Bahçeye konduruveririz" diye cevap verdim.

Bahçede uçak mı olurmuş?

- Ben öyle zannediyordum. Meğer havaalanında dururmuş. Cahiliz be anam babam...

KAZANDIĞIM PARAYI KELLEYE YATIRDIM

Babanın kırdığı parmaklar para saymaya başlayınca kıymete mi bindi Dilber Ay ?

- Tabii ama kovboy yine aynı kovboy. Gazinoya sülalece gidiyoruz. Önde ben, arkada bizimkiler. Hepsi bellerinde silahlarla oturur, beni beklerler. 35 lira alıyorsam, 20'si o gece yenirdi.

Eğlencede mi?

- Yok be anam. Bunca yıldır gazino alemindeyim. Sahneden indikten sonra bir kere bile eğlenmeye gittiğimi bilmem.

Sahneye çıkmadan bir duble atıyorsundur...

- Sahnede mikrofonu elime aldığım an zaten sarhoş oluyorum. Eğer bir duble içsem İstanbul'u bile rehin alırım. Harbi konuşuyorum, kendimi biliyorum, neden içeyim ki? Kola bile içmem, su içer çıkarım sahneye.

Sahneden indikten sonra...

- Kelle almaya giderim.

Korkutma beni abla...

- Girerim bir kelleciye, alırım tüm kelleleri... Malum, evde boğaz çok. Bunu da herkes yiyemez ha... Yemesini bileceksin.

Kelleye mi gitti paraların hepsi?

- Valla çoğu oraya gitti. Yemedim, yediler diyorum ya sana gardaş. Yabancı benim paramı yiyemez. Ailem yedi ama helal olsun. Neler vardı neler. Bir imza vermişim, hepsi uçup gitmiş.

Kime verdin imzayı?

- Rahmetli kardeşime...

Kardeş kardeşe de bunu yaparsa... Üzüntüden kahrolmuşsundur?

- Tövbelerin tövbesi, niye üzüleceğim ya... Ben yine paramı kazanıyorum.

Nasıl üzülmez insan. Trilyonluk evlerden sonra otel odasında kalıyorsun baksana...

- Ben otel odasında keyfimden yaşıyorum gardaş. İstanbul'u sevmiyorum hiç.

ÖZGÜ NAMAL HAVA ATMAYA KALKTI BEN İNDİRİRİM ADAMIN HAVASINI

Merak ediyorum. "Beynelmilel" filminin setini neden üç defa terk ettin?

- Hangi üç defa yaa... En az 10 sefer kaçtım. Hatta birinde asansörde yakaladı beni Sırrı Süreyya...

Senin gibi zor kadını bu filmde oynamaya nasıl ikna ettiler?

- Beni bir ofise çağırdılar. Hepsi oradaydı, Necati (Akpınar) bey, Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz...

Bir kız vardı türkücü, adı neydi onun?

- İ.K: Gülben Ergen...

- D.A: Heh, ölür benim için... Meral Okay da vardı kurban olduğumun.

İyi anlaşır mıydınız rahmetliyle?

- Çoook. Tarsus'ta çektik filmi. Güya biz pavyonda çalışıyoruz, onların yanına misafir gelmişiz. Kakara kikiri gülüyoruz hep. Bir gün sitop dediler, ben bir sigara yaktım. Kızın adı neydi yaa...

- İ.K: Özgü Namal...

- D.A: Özgü Namal girdi içeriye. Bir havalarla "Sigara içmeyin lütfen" demez mi?

Kapalı alanda içemezsin tabii...

- Her taraf açık ama o hâlâ "boğuluyorum" diyor. Ben indiririm adamın havasını. "Çık kız dışarı" diye bağırdım. Sırrı'yı çağırdım "Yıktırmasın bana burayı" dedim. Hemen aldılar dışarı. "Ablam bu cahildir, sen akıllısın" dedi Sırrı. "Ben akıllı filan değilim. Kim söyledi sana benim akıllı olduğumu" dedim.

MERAL OKAY'A BİR GÖT ATTIM RAHMETLİNİN BELİ KIKIRDADI

Ne yapacağını şaşırmıştır kızcağız.

- "Ablacım beni yanlış anladın" filan dedi. Neyi yanlış anlayacağım, gelmiş oraya hava atıyor bize. Hem de günde üç paket sigara içen kadına. Neyse sonra bizim sıramız geldi. Meral'le yatağa girdik.

Dur dur abla anlamadım... Yeni bir sahneye mi başladınız?

- Evet. İkimiz de maşallah 40 kiloyuk (gülüyor). Sırt sırta yatmamız lazım. Ama altımızdaki döşek el kadar. Ben düştüm betonun üzerine. Bir daha, bir daha, olmadı baştan, defalarca çektiler.

Dar alanda kısa paslaşmalar...

- En sonunda şöyle bir göt vurdum karıya, "Öte git yaa" dedim. Rahmetlinin beli kıkırdadı. Kalkamıyor. Hemen Sırrı'yı çağırdık; biraz masaj yaptı da kaldırdı yerden. "Kız Dilber nasıl vurdun öyle" dedi.

Elin ağır anlaşılan...

- Yok yaa. Vurmadım ki. Biraz ittim, "Kız azıcık öteye git" dedim. Çok güzel anılarımız oldu rahmetlikle... Ama aynı hafta kardeşim öldüğü için gidemedim cenazesine, ne yazık.