Yakışıklı, karizmatik, yetenekli ve son dönemlerde, hiç olmadığı kadar şöhretli... Sadece iyi yönleriyle değil, köşeleriyle de sevebileceğiniz bir adam, Yiğit Özşener. Tüm sahip olduklarına rağmen şımarmıyor, hayata karşı kartlarını açık tutuyor, sadece ekranda oynuyor ve bol bol gülümsüyor. Esquire dergisinin Temmuz sayısına kapak olan Özşener, dergiden Elçin Kaçar'a konuştu. İşte ünlü oyuncunun anlattıkları...
Oyunculuğun hakkında güzel şeyler söylenmesi, seni neden şımartmıyor?
Hakkımda söylenen güzel şeyler, strese girmeme neden oluyor. Şımarmama neden olacak boyuta gelmese de, hoşuma gittiği de oluyor. Ancak bundan, sadece güzel yorumlardan hoşlandığım gibi bir anlam çıkmasın. Herkesi dinlerim ve eleştirilerin içinden bana lazım olanları alırım. Neden bilmiyorum, kendimle ilgili iyi yorumlar duymak, kötü yorumlar duymaktan daha çok geriyor beni.
Bu gerginliğin nedeni, yapılan yorumların, sana sorumluluk yüklemesi olabilir mi?
Sorumluluk duygusu, beni germez; çünkü sorumluluklarını bilen bir adamım. Otorite ve disiplini severim.
ŞÖHRETİ SEVMİYOR
Çekimler sırasında, ekip arkadaşlarımızı dikkatle takip etmen, gözümden kaçmadı. Bu titizlik de, otoriter yapından kaynaklanıyor olsa gerek...
Şöyle bir bencilliğimden bahsedebilirim: Ben, kendimi seçiyorum. Çünkü kendimi seçtiğimde, başkalarını da mutlu edebildiğimi, başkalarına faydam dokunabildiğini görüyorum. Kendimi seçmediğimde; ya gücümden oluyorum ya yıpranıyorum. Yıprandığımda da, etkili olmam gereken yerde etkili olamamaya başlıyorum. İşte bu otoriterlik, benim kişiliğimin bir parçası olduğu için, ondan vazgeçemem ve başkası gibi davranamam.
Oysa başka biri gibi görünmek üzerine programlanmış bir kariyerin var.
Çünkü o, tasarlanan bir şey; ben, olduğum gibi görünmeyi seviyorum. Şöhretin beni hayattan etmesinden korkarım. şöhretiniz arttıkça, size olan ilgi artıyor; ilgi arttıkça, kısıtlamalar artıyor. Sokaktaki insan, ünlülerin damarlarında kan dolaşmadığını zannediyor.
O hâlde sen, oyuncu değil de, bir şirkette yönetici olsaydın; gayet mutlu yaşayabilirdin...
Evet, yaşardım. Öyle sırça köşkler, bana göre değil; boğulurum. Biliyor musun, bazen, insanlar acaba ne zaman benden nefret edecekler diye düşünüyorum. Şöhretime rağmen, kimse benden nefret etmiyor. Bıkmadıklarına göre, içimdeki doğallığı fark etmiş olmalılar...
Özel hayatında seçici biri misin?
Öyle armudun sapı, üzümün çöpü tarzı bir seçiciliğim yok. İlişki, benim için bir frekans meselesidir. Kontratsız, kendiliğinden oluşan ilişkileri seviyorum. En güzel ilişkiler de öyle oluyor. Bazen akışına bırakmak gerekiyor ve mantık devreye girdikçe, insan daha çok hata yapmaya başlıyor.
JASON BOURNE GİBİ BİR KARAKTERİ ÇOK SEVERİM
Ne tarz karakterleri canlandırmaktan hoşlanıyorsun?
Zaafları ve derinliği olan karakterleri canlandırmaktan hoşlanıyorum. Öyle süper kahramanlar, hiç bana göre değil. Hem karanlık hem de aydınlık bir yüzü olan karakterleri, kendime daha yakın buluyorum. Onun için, Jason Bourne karakterini çok severim. Gerçektir, öyle robot gibi yaşamaz.
Şanslısın, çünkü hep derinliği olan karakterleri canlandırıyorsun.
Dizi ve sinema sektöründe, bu kadar derin karakterler içeren çok az yapım var. Evet, çünkü sektör gelişmiyor. Bu ülkede, yaklaşık 20 yıldır dizi çekiliyor; ekipmanlar, oyuncular, teknik ekipler artıyor, yeni yönetmenler yetişiyor. Ama 20 yıl öncesine ait bir kovalamaca sahnesine baktığınızda, beş yıl önce çekilmiş aynı sahnelerden bir farkı olmadığını görüyorsunuz.
KADINLAR BENİ MUTLU EDİYOR
Kadınlarla aran nasıl?
Erkek egemen bir dünyada yaşamamıza rağmen; bir açıdan, bu dünyanın bir parçası olmadığımı düşünüyorum. Çünkü benim, çok yakın olduğum kadın arkadaşlarım var. Onlara, "kadın yârenlerim" diye sesleniyorum. Onlarla dertleşiyorum, sohbet ediyorum ve böylece, kadın dünyasını daha iyi anlıyorum. Üstelik bu, bana müthiş bir mutluluk da veriyor.
Çekimler sırasında, marka konusunda biraz tereddütlü olduğunu fark ettim. Mütevazı görünmeyi seviyorsun galiba...
Para, elbette bir şeylere sahip olmanızı sağlar ama her şey, o paranın sahibine bağlıdır. Para sahibi adamın vizyonu ve dünya görüşü varsa, parayı da ona göre değerlendirir. Hepimiz için menü aynı, alabileceğimiz şeylerin değerleri ve boyutu farklı sadece... Kimi sevgilisi için yol kenarındaki çiçekleri toplar, verir kimi de çiçekçiden kocaman bir buket yaptırır ve onu gönderir. Burada, her ikisinin de menüsü; yani amacı aynıdır.
Sabah