Değişik bir kötü o... Kaba saba, cahil, yarım akıllı ve kocaman bir çocuk... Ekranların sevilen dizilerinden 'Hanımın Çiftliği'nde hayatı 'Güllü'nün burnundan getiren zalim ağabeyi Hamza'yı oynuyor Haki Biçici... Başarılı oyuncu, eskinin 'karikatür kötüler'inin yerini artık 'karakter kötüler'in aldığını düşünüyor. Oyuncu olarak en çok 'hayattan beslendiğini' söyleyen Biçici ile insanın içindeki 'kötü'yü ve oyunculuğun erdemlerini konuştuk...
'Hanımın Çiftliği'ne kadar neler yaptınız?
Ben siyaset okudum. Üniversiteden beri hep tiyatro topluluklarında yer aldım. Aslında ilk tiyatroya girişim metin yazarlığıyla başladı. İki tane oynanmış oyunum var. Yazarlık çok büyük laf da, yazarlığa heves etme kısmı devam ediyor. Sakarya Üniversitesi'ni bitirdikten sonra yüksek lisansa devam ettim ama hâlâ ağır aksak devam ediyor. 2005'te Sinek TV'de 'Karşı Cinsin Casusları' adlı bir çocuk bir program sundum. Canlı yayındı ve iki yıla yakın sürdü. Sonrasında 'Kadın Severse'de oynadım Hülya Avşar'la ama 6-7 bölüm sürdü sadece. Ardından da 'Emret Komutanım' dizisinde 13 bölüm oynadım. Derken 'Hanımın Çiftliği' geldi.
DOĞULU ROLLER GELDİ
Senaryoda, sizi bu rolü oynamaya ikna eden neydi?
Şu durumdan biraz sıkılmıştım artık; fiziğim gereği bana hep Doğulu roller geliyordu. Rollerin isimler bile birbirine benziyordu: Abidin, Ali Rıza... Bunların hepsi benim kuzenlerimin isimleri. Tabii ki yapımcı mantıksız davranmıyor, çünkü fiziksel olarak sizi gördüğü role oturtmak istiyor. Ama aslında oyuncu olarak deneyimleyeceğiniz başka roller de var. Buradaki Hamza rolünde beni en çok cezbeden şey şu oldu; tipik Türk erkeğinin, annesi babası tarafından şımartılmış Türk erkeğinin bir prototipi vardı Hamza'da. Çok erkek görünür, çok dediğim dediktir, söylediği laflar onun için çok önemlidir, şımarıktır, günün birinde evlenir, karısıyla hiç mutlu olmaz çünkü kendisi mutlu değildir, yaptığı her şey birazcık oyundur onun için, çünkü büyümemiştir... İşte Hamza böyle bir çocuk. Babası tarafından inanılmaz şımartılmış, mesela "Lan baba", "Lan ana" diyebiliyor. Bu enteresan geliyor çünkü bütün dizilerde anne kutsaldır, ama Hamza, " Anam olacak karı" diyebiliyor. Hatta dövebilir bile annesini. Babası döverken müdahale etmiyor. Kız kardeşiyle olan ilişkisi de öyle.
KİMSEYİ ÖLDÜRMEDİ Kİ!
Hamza'nın niye kötü olduğunu anlayabildiniz mi, onun dünyasına girip ona hak verebildiniz mi?
Hak vermek zorundaydım. Bu çocuğun kötü olması için bir neden olmayabilir bile. Çünkü kendi rahatı için davranıyor sadece. Şimdiye kadar birini öldürmedi, birinin parasını çalmadı. Birini öldürmeyi düşündü, birinin parasını çalmayı düşündü ama bunun çıkış noktasını ben şöyle buldum; bu çok insani bir şey. Mesela birini öldürme duygusunu bir böceği öldürmekle de yaşayabilirsiniz. Mantık olarak aynı, öldürme duygusu çünkü. Hepimiz bir böcek öldürmüşüzdür, öldürmemek daha spesifik bir durum. Herkes birinin yarım şekerini almıştır, hırsızlık değil ama izinsiz almıştır. Oralardan yakalamak lazım, ben karakteri hep oralardan yakalamaya çalıştım. Çünkü öteki türlüsü 'karikatür kötü' oluyor. Ben karikatür gibi algılasaydım karakteri, o zaman kötü olmayacaktı, resimler olacaktı. Ben öyle resimler yapmamaya çalışıyorum. O yüzden de izleyici sevdi Hamza'yı sanıyorum.
Hamza'nın hiç iyi tarafı yok mu peki?
Çocuk. Yani bıyıkları var, yelekler giyiyor, elinde olmasa da salladığı bir tespihi ve cebinde olmasa da silahı ya da bıçağı var, ama çocuk. Onun iyiliğini, o çocuk tepkilerinden çıkararak göstermeye çalışıyorum.
Kötü adamı oynamak, oyunculuk açısından daha mı zor yoksa daha mı tercih edilir bir durum?
Evet, daha riskli, bunu çok objektif olarak söyleyebilirim. Çünkü; iyinin belli bir kalıbı vardır. Aşık olur, çocuğu olur, haksızlıklara uğradığında onun tarafında olunur. Ama kötünün ne yapacağı, nerede nasıl tepki vereceği belli değildir. O zaman da oyuncunun çeşitli deneyimleme fırsatları oluyor. Mesela, annesi geliyor çiftlikten Hamza'nın, "Anne beni özledin mi? Sıcak bir çorba pişir de yiyeyim, çok acıktım" diyor. Kötü birine bunu söylettiğinizde o zaman karakter oluyor; tecavüz eden kötüler gibi olmuyor. Bir standardı yok, o yüzden daha eğlenceli.
Sizce geçmişteki kötü adam algısıyla şimdiki çok farklı mı?
'Karikatür kötü'den, 'karakter kötü'ye dönüştü, yani kötülüğünün sebepleri meydana çıktı.
"Kötü adam rolü üzerime yapışır" diye korkuyor musunuz ?
Öyle bir korkum yok. Çünkü bu bir tercih, bu projeye devam ettikten sonra buna benzer başka bir rol gelirse ve içime sinmezse kabul etmem. Tiyatrom var, başka bir şey yaparım. O yüzden de öyle bir korkum yok. İyi bir oyuncu bütün hamurlara girmeli... Enstrümanı vücudu çünkü ve hepimiz çok ters köşeler yapmalıyız. Türkiye oyuncu anlamında çok bereketli bir toprak; çok iyi oyuncular var.
Siz Haki Biçici olarak gerçek hayatta Hamza'yla karşılaşsanız, nasıl bir diyalog geçer aranızda?
Merhabalaşırız, yolumu değiştiririm, çünkü çok hoş bir insan değil Hamza. Anlattığımı anlamaz, çok akıllı değil. Çünkü her yapacağı işi soruyor, sonra da dönüp kim varsa ondan onay alıyor. Benim onunla paylaşacağım şeyler bir ayda biter, en başından bitse daha iyi olur. O ben değilim.
En sevdiğiniz kötüler kimler?
Fikret Kuşkan'ın 'Anlat İstanbul'daki karakterini çok beğenmiştim, orada oynadığı o mafya adamını... Sonra 'Vavien' filminde Engin Günaydın, 'Sweeney Todd' filminde Johnny Depp, 'Bay Ripley' filminde Matt Damon ve Yaprak Dökümü'nde Deniz Çakır'ın kötü karakter performansları ilk aklıma gelenler...
Küçükken masal ya da çizgi film kahramanınız kimdi?
Masal kahramanım 'Küçük Prens', çizgi kahramanım ise 'Tazmanya Canavarı'ydı.
En son ne zaman birine kötülük yaptınız?
Birini çok sevdiğim halde ona, sevdiğimi çok söylemedim... Bu bence kötülüktü...