Halk Müziğinin 'Kenan Doğulu'su

10 yıldır Ortaköy’deki Patika Bar’da sahneye çıkan Soner Olgun, Neşet Ertaş’tan girip Bob Dylan’dan çıkıyor. Performansıyla 'halk müziğinin Kenan Doğulusu' olarak görülen Olgun'un müdavimleri arasında ünlü işadamları da var.

Halk Müziğinin 'Kenan Doğulu'su

Beyoğlu"ndaki türkü barların müsebbibi olarak gösterilen

otantizme dair söylemleri bazı çevrelerde münazaralara sebebiyet veren bir sanatçıyı sahnede izlemeye gidiyorum.

Yıllardır duyarım; Sahnesi mükemmeldir diye. Hani Kenan Doğulu için söylendiği gibi. Türkü denilince Hımm diyenlerin bile bir kere izlediğinde Gerçekten çok iyiydi dedikleri, şehir efsanesine dönüşmüş Soner Olgun"u dinlemeye gidiyorum. Ama öncesinde söyleşiyoruz.

Saat 22.00, ramazan öncesinin son cuması. İşlerin kesatlaşacağı yakındır. O yüzden mekân bugün yükünü almak isteyecek, dinleyiciler de son bir kere kurtlarını dökecek.

Saat 22.00"de Soner Olgun"u karşılarında görünce garsonlar şaşırmış. Zira saat 01.00"den önce sahne almıyor. Aldı mı da kolay kolay bırakmıyor.

Gün olur 5-6 saat kalırım. 10 saati bulduğu da oldu diyor sohbetin başında, bir nevi ses açma çalışması yaparken Soner Olgun.

Ama benim niyetim hemen bağlamaya girmek, sazdan sözden dem vurmak değil.

Evvela, "Meslektaşız değil mi? diyerek muhabbeti koyulaştırmak istiyorum. Eskiden demek daha doğru. 13 yıl yaptıktan sonra emekli oldum diyor Olgun.

Onu gazeteciliğe Nuri Çolakoğlu bulaştırmış Ankara"da. Sanat, siyaset, dışişleri muhabirliği yapıyor. Öte yandan Ankara Tıp"ta okuyor.

İzmir"de Milliyet"in Ege"deki çocuk ve bölge eklerinin başına geçiyor; gencecik yaşında.

Tıptan hukuka geçiş yapıyor. Edebiyatla ilgili. Tiyatro da okuyor. Haliyle soru kendiliğinden geliyor: "Soner Olgun bunların hangisi?" Kendimi daha ziyade sahne adamı diye tanımlamayı tercih ediyorum diyor. Ama sanatçı kimliğine gelmeden şu gazetecilik konusunu bağlayalım.

BOOM müzik dergisi

Türkiye"nin ilk popüler müzik dergilerinden BOOM"un altında da onun imzası var. Güneş Yayınları çatısında çıkartıyor. Yanında bir de heavy metal dergisi Meridyen"i ek olarak hazırlamış. Ben, müzik sosyolojisiyle ilgileniyorum. Kimse bununla ilgilenmiyor. İlk ve belki son olan bir popüler müzik dergisi olan BOOM"u yönettim. O yüzden biraz ahkâm kesiyorum! diyerek "yüksek perdeden" bir giriş yapıyor Olgun. Kendine güvenen, iddialı biri.

1988-1990 döneminde çıkan BOOM, her türlü müziğe sayfalarında yer vermiş ama yine de Olgun"un rock müziğe torpil geçtiğini öğreniyorum. Meridyen dergisi de bunun kanıtı.

BOOM"un derdi neydi diye soruyorum. O dönem sanat müziği iflas etmiş" diyerek derdini anlatmaya başlıyor Olgun: "Pop diye bir şey de yoktu. Arabesk gerilemiş. Halk müziği de pek parlak değildi. İnsanlara cazdan blues"a, otantik halk müziğinden popa kadar bir sürü insanı meselenin içine çekip tartıştırmak istiyordum. Müzikal tartışma platformu oluşturmayı amaçlıyordum.

20 bin küsur tiraj yapan BOOM"un yerinin dolmadığını düşünüyor Olgun. Ve POPSAV ile MÜYAP"ın kuruluşuna çok büyük katkıları olduğunu da ekliyor. Hasılı BOOM'un, 18 yıl önce Türkiye"de müziğin sektörel bir nitelik kazanması için uğraşmış olması kayda değer bir nokta.

Türkücü Playboy yönetmeni

Halk müziği okuyan bir sanatçının Playboy'un yayın yönetmenliği yapmış olması yadırganıyor mu?

Evet bu soruyu Soner Olgun"a soruyorum. Zira kendisi Playboy"un eski yayın yönetmeni. Bu noktada saz da söz de Olgun"da: 1985"te Karacan Yayınları"na girdim 2.5 yıl çalıştım. Yazı işleri müdürü ve sonra genel yayın yönetmeni oldum. Kapital ve Sanat Olayı dahil 11 derginin genel yayın yönetmeniydim.

Gazeteciyiz ya! Sözü illa Playboy"a getirmek istiyorum. Soner Olgun da getiriyor: Playboy Türkiye"nin ilk franchising dergisidir. Telif hakkı ödenerek yayımlanan ve estetik olarak yayıncılığa çok önemli kıstaslar getiren bir dergidir. Erkekçe ve Kadınca gibi Gelişim ve Karacan Yayınları'nın çıkardığı birçok dergi aslında mizanpaj ve içerik olarak Playboy"u taklit ederdi. Playboy bir kurumsallaşma getirdi. Fotoğrafçının adının yazıldığı, telifin ödendiği, yazarın ücretini aldığı vs. sistemler getirmiştir. Makaslayarak hiçbir şey alıp koyamazdınız Playboy"a.

Aziz Nesinler, Attilâ İlhanlar, Tarık Dursun K"lar Playboy"un yazar kadrosunda. Zaten dünya çapında çıkan Playboy da Castro ile falan röportajlar yapıyor.

"İyi ama neden Playboy denilince yine de muzipleşiyoruz? Devletimiz neden poşetliyor" diye sormadan edemiyorum.

Oysa çıplaklık tüm derginin yüzde 10"unu geçmezdi diyerek giren Olgun da bir yerde aynı merakı taşıyor: Toplumumuzdaki at-avrat-silahın araba-kadın-ekopolitik versiyonudur Playboy. Playmen ile seviyemiz çok farklıydı. Mehmet Yılmaz"lar İtalya"dan haklarını almışlardı Playmen"in. Estetik ve hitap alanımız çok farklıydı.

Playboy bahsini kaparken Patika Bar'a da yavaş yavaş İstanbul"un playboyları (!) gelmeye başlıyor; Soner Olgun"u dinlemeye.

Tam 10 yıldır Patika"da sahne alıyor. Ekonomi gazetesi olmamız itibariyle bize istatistiki bilgiler veriyor Olgun: "Bin küsur gösteri, sahnede 5 bin saat, 100 binin üzerinde şarkı/türkü ve 300 binin üzerinde izleyici."

"Ee bu bir rekor!" demekten başka söz düşmüyor bana ama Soner Olgun biraz medyadan dertli: Gazetelerin hafta sonu eklerinde neler, nelerden söz ediliyor da bizden doğru düzgün tek satır edilmiyor. Bağlama mı, türkü mü bozuyor bilemiyorum.

Oysa biraz sonra tanık olacağım üzere, Soner Olgun"un bağlamasından Bob Marley de dökülüyor, Sezen Aksu da.

Bu işe başladığımda, "Hayatım beni niye buraya getirdin" diye başlayıp, ondan sonra müdavim olan insanlar oluştu diyen Olgun, türkülere mesafeli duranlara utanmayın diyor adeta.

Hostesler bağlamayı aşağılıyor

90"ların sonunda memleket türkülerini yeniden keşfetmiş, Ali Kırca"nın Siyaset Meydanı"na konu olmuştu. Garip ama gerçek: "Türkiye"de türküler niye çok dinleniyor" denilerek sabahlara kadar tartışmalar yapılmıştı.

Esasen hakkı var bu tartışmaların. Soner Olgun, Sokakta bağlamayla dolaşmakta zorlanıyoruz hâlâ diyor çünkü. Can Dündar"dan ödünçle Neden? diyorum.

Ben hâlâ uçağa binerken hosteslerle bilmem kimlerle bağlamanın bağlama olduğunu; o bağlamanın saygınlığını korumaya çalışıyorum. Gitarcı arkadaşım gitarını kılıfıyla koyuyor rafa ama bağlamacı arkadaşıma hostesler "Bağlama mı, koy kenara" muamelesi yapıyor. Bıktım, utanıyorum, 20 yıldır bağlamanın haysiyeti ile uğraşıyorsun. "Yahu nerden, kraliyet ailesinden mi geliyorsunuz? Bu bağlamaya niye böyle tiksintiyle bakıyorsunuz" diye bağır bağır söylüyorum; o hostes kızlarımıza. Yani nasıl bir aşağılama.

Bağlamaya reva görülen muamele grubun içine de sirayet etmiş haliyle. Çocuklar bağlamayı taşımaktan çekiniyorlar. Gitarı hepsi kapar ama bağlama en sona kalır. Utanıyorlar. Yahu kötü bir şey değildir bu çalgı. Öyle komiktir ki, bugün bu ülkenin milliyetçisi bağlamayı sevmez; hatta düşman görür. Türkiye'nin en milli çalgısıdır bağlama. Bu ülkenin aristokratı bağlamaya çok mesafelidir, tanımaz bile. Buziki ile bağlamayı yan yana koysan ayıramaz. Aydınların halktan kopukluğu öyle bir noktaya gelmiştir ki sonuçta bağlama bir tiksinti vesilesi halie gelmiştir diyerek tek nefeste, dertli bir türküyü okur gibi anlatıyor işin "nedenini" Olgun.

Kadehler iyi bayramlarla kaldırılıyor

Neyse Soner Bey, iyi bayramlar! diyorum. Hayırdır, ne bayramı, daha var denildiğini işitir gibiyim.

İyi bayramlar Soner Olgun"un sloganı. Hatta iki albümünün de kapağındaki isim. Kendisini biraz deliliğe vurmuş. Bir manifestosu bile var. Meraklısı sanatçının internet sitesine bakabilir. Ayrıca şiirlerini ve meseleler üzerine fikirlerini de neşrediyor orada.

Patika"da klasik türkü bar ortamından çok farklı manzaralara şahit oluyorum. Bir kere Soner Olgun öyle başını önüne eğip türkü okuyanlardan değil. Teatral bir gösteri eşliğinde söylüyor türkü ve şarkılarını. Az önce pes bir sesle benimle konuşan adam, sahne aldığında birdenbire basbaritona dönüşüyor. Konuşurken de bu perdeden konuşuyor.

O da inkâr etmiyor ve gururla söylüyor zaten: Turgut Özakman"ın öğrencisiydim.

Ve şov başlıyor artık. Bir, iki, üç derken türküler, yanına konulan masanın üzeri de konyak kadehleriyle dolmaya başlıyor: Nezih Bey iyi bayramlar diyerek kadeh kaldırıyor Soner Olgun. Evet bir yanıyla Ooo Ahmet Bey de buradalar, hoş geldiniz tadındaki taverna havası var. Ama kimse gocunmuyor bundan.

Dinleyiciler her türküye, şarkıya bir ağızdan eşlik ediyor. Dinleyiciler arasında "beyaz yakalılar" ve "patronlar" ağırlıkta.

Meslek icabı yaptığım araştırmada da öğreniyorum ki Soner Olgun"un CEO"lardan genel müdürlere, yönetim kurulu başkanlarından çeşitli kurumların başkanlarına kadar, epey geniş bir müşteri portföyü var. Misal, İSO Başkanı Tanıl Küçük ve yöneticileri, GİSAD Başkanı İbrahim Özdoğan, Sayteks"in sahibi Serkan Saygan, Algida'nın eski Genel Müdürü Hazım Ellialtı ve Profilo Telra CEO"su Göksen Körezlioğlu. Unutmadan; Körezlioğlu yatılı okuldan da Soner Olgun"un sınıf arkadaşıymış. Ayrıca Philips, Siemens ve Bosch burada geceler düzenlemiş.

Boynunda fuları, sırtında yazma, sazı bir rocker gibi kullanan türkücü Soner Olgun, sözü şöyle bağlıyor: Rock, caz, senfonik müzik dinleyen ve kökleriyle sorunu olmayan; varsa da bunları yenmiş insalar geliyor beni dinlemeye.

Topal Ramazan gibi okuyamam

Ben otantikten uzağım. Fethiyeli Topal Ramazan"ın köyündenim. Benim onun gibi söylemeye kalkmam dangalaklık olur. Ben bu adam gibi söyleyemem. Adam yaylada yaşıyor, koyunlarla kurtlarla yaşadı. Benden onun yaptığını yapmamı bekleyemezsiniz. Benim yaptığım elbette farklı olacaktır.

Otantizm-modern harmanı

Elbette otantik yapan bir sürü insan var. Sabahat Akkiraz bunların en parlaklarından. Bunu uluslararası bir boyuta çekiyorum diyenler var. Yahu neyi değiştirdin? Arkadaki eşlik değişti. Oysa vokal ve şan, çalınan enstrümanlarla birlikte düşünüldüğünde bir başka enstrümandır. Bütün enstrümanlar değişirken o sabit kalıyorsa, bu sanatçımızın ne yaptığını iddia ediyorsunuz? Bunları söylesen tu kaka derler.

Müslüm"e yaptırdığınızı Gencebay"a yaptıramazsınız

Ortada çok ciddi, tırnak içinde bir aydın küstahlığı var. Hadi bunu Orhan Gencebay"a yaptır. Yaptıramazsın. Müslüm Gürses"e yaptırdıklarınızı yaptıramazsınız. Gürses çok özel bir yorumcu. Adamcağızı tabansız bırakacaklar, kitlesinden edecekler. Sonra oturup bakarlar adama inşallah. Halka asla dokunamamış insanların, halka dokunmuş insanlar aracılığıyla halkın tadını tatmaya çalışmaları gibi bir şey denilebilir buna.

Eski albümlerim hâlâ satıyor

Soner Olgun bugüne kadar 4 albüm çıkardı: İyi bayramlar Türkiye (2004), İyi bayramlar (1999), Herşey değişmeli (1995) ve Letafet (1992).

Bugüne kadar 4 albüm yaptım. Hiçbir zaman yatırımcısını zarar ettiren bir müzisyen olmadım. 1994"te yaptığım albüm geçen yıl yeni baskı yaptı. 1999"daki albümümden 4 bin CD daha basıldı. Benim hiç yapımcım olmadı. Kimse gelip "Sana bir albüm yapacağım" demedi. Ne zaman albümü bitirdim, biri geldi Beraber yapalım dedi.

İlk sokak konserini ben verdim

Mayıs 1988"de Beyoğlu Mis Sokak"ta ilk sokak konserini Erhan Gündem'le birlikte ben verdim. Cumhuriyet Kitap Kulübü"nün sokakta kitap fuarı etkinliği kapsamında vermiştik konseri. 12 Eylül etkisinin sürdüğü yıllarda büyük olaydı esasen. Binlerce insan izlemişti. "Kitaplar yakılmasın" denilerek yapılan fuar müdahaleye uğradı, kitaplar yine yakıldı.

Beyoğlu"nda vitrinim olmadı

Benim müzik marketlerde hiç rafım olmadı. Beyoğlu"nda afişlerim asılmadı. Müzik marketlerde albümlerin para karşılığı çalınma durumu var. Raflar paralı, yıllardır böyle. Radyolarda DJ"ye para veriliyor çalsın diye. Ama vitrin sahibi olan, bin kere klibi dönenlerin çoğunluğu müzikle yaşamıyor. 15 yıllık sürede kimleri hatırlıyorum bugün esamesi okunmayan. Kendi aurası olan her türlü bakkal, bütün marketlerin önünde ayakta kalabilir.

Müzikte aslanlar gibi lobi var

Müzikte bir sektör kokusu var ama bugün müzikte aslanlar gibi bir lobi var. Ben hiçbir lobide değilim. Bulunduğu yeriyle sorunu olmayan insanların başında gelirim. Tatmin olduğum yerdeyim. Ama müzik sektöründe bugün falancayla feşmekancayla ilişki kurmazsanız istediğiniz yere gelemezsiniz. Popüler arkadaşlar için söylüyorum: Falanca hanımefendinin, filanca beyefendinin tezgâhından geçmeden orada var olamazsınız.