İşte Türkiye'nin peşinden koştuğu travesti

Güneşi Gördüm'deki başarılı oyunculuğuyla dikkat çeken Cemal Toktaş'tan çarpıcı açıklamalar.

İşte Türkiye'nin peşinden koştuğu travesti

Berfin, kardelen demekmiş Kürtçe. Bir kez açıp, güneşi görür görmez solan. Yine de âşıkmış güneşe ve onu görmek için açarmış.

Berfin, Mahsun Kırmızıgül'ün yönettiği Güneşi Gördüm filminde, zorunlu göçle Kars'tan İstanbul'a gelen bir ailenin, içindeki kadın ruhunu ortaya çıkartmayı göze alan oğlu Kadri'nin, travesti oluşundan sonra seçtiği isim aynı zamanda. Saflığı gözlerinden okunan, ailesinin ve toplumun şartlarından bihaber, kendini bulma yolunda ölümü bile göze alan bir garip genç Kadri ya da Berfin. Doğu'daki ismiyle Kado. Önyargılara reğmen Berfin'i seviyoruz. ''Kaç Berfin, kaç!'' diye bağırıyoruz ağabeyi töre gereğince onu öldürmek için kovalarken, "Onun da yaşamaya hakkı var bizim kadar," diyoruz. Türkiye'nin 25 yıldır çözülemeyen bir sorunun getirdiği acıların filmi Güneşi Gördüm. Her karakteri kendinden söz ettirmeyi başarıyor. Ama bir dönüşüm öyküsü içinde fiziksel dönüşümü de yaşayarak travesti olan Kadri/Kado/Berfin'i canlandıran genç oyuncu Cemal Toktaş, iki misli cesaret sergilediği için alkışı hak ediyor.

- Güneşi Gördüm'den öncesi ve sonrası diye miladi bir çizgi var mı artık hayatınızda?

- Bir oyuncu adayı olarak kendimi geliştirmem açısından bir milat olabilir ancak. İkinci sinema filmim, ama ilk gösterime giren filmim. Bugüne kadar üç karakter çıkardım, hepsi benim için bir milat. Aldığım tepkiler oyunculuğum yönünde, bunlar da güzel tepkiler.

- Kadri/Kado/Berfin, filmin en önemli karakterlerinden... Mahsun Kırmızıgül, senaryoyu verdiğinde mi tanıştınız onunla yoksa üzerinde konuştunuz mu?

- Oturup konuştuk, hikâyeyi anlattı bana Mahsun ağabey. Hikâyenin genelini dinlediğimde, "Vaay," dedim.

- Neler var bu "Vaay"ın içinde?

- 25 yıldır yaşanan bir gerçek var. Bu 25 yıl, bir jenerasyon demek. Ben de '83 doğumluyum, 26 yaşımdayım. Bu durumun içinde büyüdüm. Bir iki üst kuşağımız, bizim jenerasyona bakıp, "Apolitik, ilgisiz," diyor. Ben de diyorum ki; "Biz ilgisizsek bile, bunun bir sebebi olmalı, bunu niye hiç düşünmüyoruz?" Bu hikâye, bu jenerasyonun ilgisizliğinin bir tarafı. Çünkü benim yaşımdaki arkadaşlarım, ister Batı'da ister Doğu'da yaşasın, bir yerlere gelince hep "Nerelisin? Kimleri okudun, kimi tanıyorsun?" durumuna getiriliyorlar.

- Gençlerin ilgisizliğinin asıl sebebi ne?

- Bu filmde anlatılıyor, 25 yıldır yaşanan ve dile gelmeyen bazı gerçekler var. O ilgisizliğin sebebi budur. Karslı bir kardeşimiz, Doğu'dan kalkıp, Beyoğlu'na geldiği zaman ona hırsız gözüyle bakılıyor. Doğulu bir travestinin ölümünü gördük bu filmde. Kars'ta okuyamadığı için buraya geldi, iç dünyasını bilemeyiz.

- Kadri, Kars'ta kalsaydı, içindeki kadını dışarıya çıkarabilir miydi?

- Orada kalsaydı olamazdı. Belki yine olacaktı, ağabeyinin baskısına karşı nerede, nasıl patlayacağı hiç belli olmaz. Çünkü bu kesinlikle ruhsal bir durum. Afişte de tek gülen karakter o. Köyde bastırıp, boyun eğebilir ama İstanbul'a geldiğinde toplumun baskısı da var. Ben bu karakteri kabul ederken, sadece bir travesti ya da Doğulu bir çocuğun hikâyesi olarak düşünmedim. Bu çocuk Alevi, Ermeni, Arnavut, Boşnak da olabilirdi, bütün etnik kökenlere yayabiliriz. Benim derdim sadece bu kimliksizleştirilmenin sebebi. Arada kalıyoruz. Niye? Bu baskı da ölümü getiriyor.

- Geçenlerde Taksim'de bir travesti evinde bıçaklanarak, Bursa'da da bir diğeri feci şekilde öldürüldü. Bunları duyunca daha çok üzülüyor musunuz artık?

- Evet, tabii. Bir insan, kendi bu kadar cesur yaşayamadığı için yapar bunu. Bana daha "Niye böyle bir rol oynadın?'' diyen olmadı. Demek ki bu ülkede böyle bir tepki de alabilirim. Kadri, baskıların karşısında durabilmek adına ağabeyine, ''Ben buyum, beni böyle kabul ediyorsan et, yoksa vur öleyim. Eninde sonunda toplum beni yok edecek,'' diyor.

- Travesti arkadaşınız var mıydı?

- Mahsun ağabey, onların hayatını gerçek olarak aktarabilmek adına bana bir numara verdi, birileriyle arkadaş oldum. Onlar da benim jenerasyondan. Bazıları İstanbul'da doğmuş, ama çoğunluğu Doğu kökenli. Onlara travestilerle ilgili her şeyi sordum.

- Onlar seks işçiliği yapıyor mu?

- Benim arkadaşlarım ticari takılmıyor; kültürlü, evinde tabloları olan, sanat konuştuğumuz insanlar. "Bizim tanrımız hermafrodit. Biz üstün ırkız. Düşünsene hem kadınsın hem de erkeksin," diyor, kalıyorsun. "Bir çift gördüğünüzde önce kadına mı, erkeğe mi bakarsınız?" diye sordum, kadına bakarlarmış, "O erkeğin yanında keşke ben olsaydım," diye kıskanırlarmış. Ama sizin söylediğiniz gibi arkadaşlarla da tanıştım.

Saçı kazındı, kaşı alındı

- Bu duruşunuzla "Benim için ötekileştirilen her neyse bunun hiç önemi yok,'' diyorsunuz...

- Ben bu doğrultuda ötekileştirilmiş bir adamım. Yargıyı kesiyorum. İnsansa değerlidir benim için. Fikirlerimiz uyuşmuyor diye ona "Git, bizden değilsin," diyemem. Bu karakteri çalışıp, çıkarmam bu yönümü destekledi. Ben bu 'öteki' durumunu kimliksizlik olarak algılıyorum. Hatta bu kimliksizliği dile getirmek adına, o karakteri finalde iğrenç göstermek için kimseye çaktırmadan üç ay kilo aldım, yağlandım. Herkese göre bir gay, ince belli, kadınsı olmalı. Ama bence o kimliksizleştirmeyi yansıtıyordu. Bu filmin de anlattığı durum bu, birileri biraz daha fazla yesinler diye buradaki insanlar sorunlar yaşıyor. Bugüne kadar böyleydi ama bizden sonra böyle olmasın, ''Nerelisin?'' diye sormayalım birbirimize. - Travesti arkadaşlarınız filmi izlediler mi, yorumları ne oldu?

- Toplanıp, ekipçe gitmişler. Bazıları benim gerçekten gay olup olmadığımı merak etmiş. "Bizim yaşadıklarımızı o kadar güzel dile getirmişsin ki seni ayakta alkışlıyoruz," dediler, rahatladım.

- Kadına benzemek için neler yaptınız?

- Üç kez saçlarımı kazıttım, kaşlarım üç kere alındı, vücudumu da üç kez aldırdım. Travestiliğe geçişteki makyaj iki saat sürdü. Kadınların ne çektiğini anlıyorum artık (gülerek).

Oyuncu koçu transeksüeldi

- Filmde gerçek travestiler de rol alıyor...

- Evet, onlarla eski Kemancı'da tam 12 saat beraberdik ve ben kadın kılığındaydım. Çok destek oldular. Kadın egosu, kıskançlık durumundayken bana ''Bizden güzel oldun,'' dediler. Cansu rolündeki Cem Aksakal da biz Kars'a gidip, Kadri'nin o efemine hallerini çektiğimizde, burada saçlarına kaynak yaptırdı, iki ay o kaynakla dolaştı.

- Travestiliğe geçiş bir gecede mi oluyor?

- Kado gibi tipler, İstanbul'a gelip, kendilerini keşfedip, bu yola girmeye karar verdiklerinde bir idol seçip, onu taklit ediyorlar. Kado'nun o eve girişi, onların dünyasıyla tanışmasından sonraki devamlılığı, Cansu'nun yansımasıdır. Transeksüel arkadaşımız Ayfa da bizim oyuncu koçluğumuzu yaptı. Eskiden fark etmezdim, ama artık bir bara gidince kimin eşcinsel olduğunu çok net biçimde algılayabiliyorum, çünkü kendilerini açık ediyorlar.

- Bu rolü kabul ederken hiç tereddüt etmediniz mi?

- Hayır, hiç. Ben bu işin okulunu okumuşum.

- "Cemal de gay'di zaten,'' gibi dedikodularla hayat boyu mücadele edebilirsiniz.

- Onlara güler geçerim, mücadele de etmem. Bana o gibi durumlar nehrin içine atılmış taşlar gibi gelir, sıçrasa yansımaz bile. Bir insan, bir işi yapıyorsa, neden yaptığı düşünülmeli. Sean Penn de Milk (Süt) filmindeki gay rolüyle Oscar kazandı. Ailemin desteği de olmasa, zaten bu kadar cesur olamazdım.

Sabah